“Bunun adı kriz-mıriz değil, bu resmen asrın felaketidir. Hiçbir ülke bu kadar basiretsiz, beceriksiz idare edilmemiştir. Artık deniz bitti, bundan ötesi yok. Tüm millet olarak battık. Türkiye’yi bu hale getirenlerden hesap soracağız, onları asla unutmayacağız, hükümet derhal istifa etmeli” Bu sözler Kayseri Ticaret Odası Başkanı Hasan Ali Kilci’ye ait. 23 Şubat 2001 tarihli gazetemizin manşetinde Kilci’nin bu beyanatları yazıyor. 2001 krizini en güzel şekilde ifade eden Ticaret Odası Başkanı dobra-dobra konuşmuş. Hiç kimseden çekinmeden, siyasi kaygıları bir tarafa bırakarak ülkenin içinde bulunduğu durumu çok güzel özetlemiş. Tabi arşiv gazetemizde Kilci’nin beyanatlarının altında o zamanın Sanayi odası Başkanı Mustafa Çapar’ın açıklamaları da var. Olan bize oldu diyor Çapar yani Sanayicinin büyük bir kayba uğradığını söylüyor. Onun altında da yine o zamanın Esnaf Odaları Başkanı Mustafa Alan’ın sözleri yer alıyor: Esnaf battı diyor Alan.
Kilci’nin bu kriz-mriz değil resmen asrın felaketidir, bir ülke bu kadar beceriksiz ve basiretsiz yönetilemez, ülkeyi bu hale getirenleri asla unutmayacağız ve hesap soracağız sözü her şeyi özetliyor.
Bunu gündeme getirmemde herhangi bir art niyet falan yok. İçinde bulunduğumuz günler 2001 krizinin patlak verdiği günlerin 10. yıldönümü. 21 Şubat 2001’de Cumhurbaşkanı Sezer tarafından o zamanın Başbakanı Ecevit’in yüzüne Anayasa kitapçığının fırlatıldığı tarihi bir gün. İşte o gün bir anda ülke ekonomisi allak-pullak olmuş faizler bir gecede % 7000 lere yükselmiş, dolar ve o zamanın markı bir gecede tam iki katına çıkmış, ülkedeki tüm insanlar bir gecede yarı yarıya fakirleşmiş ve varlıklarının yarısını bir gecede kaybetmişlerdi. Esnaf yazarkasa fırlatmaya başlamış, 21 banka fona devredilmiş ve batmış, bunun faturasını milyarlarca dolar olarak vatandaş üstlenmişti. Emekli’nin maaşı yine o dönem gazetelerde çıkan haberlere göre 75 dolara gerilemiş, asgari ücretin değeri ise 50 dolara dayanmıştı.
İktidarda üçlü koalisyon vardı. Başbakan Ecevit, Başbakan Yardımcıları Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz idi. Ülkede ekonomik istikrar tamamıyla ortadan kalkmış her an her türlü gelişmeye müsait bir duruma gelinmişti. Tarihin en büyük esnaf yürüyüşü Kayseri’de gerçekleşmiş on bini aşkın bir esnaf kitlesi kilometrelerce yürüyüş yapmıştı. Ülke resmen yönetilemiyordu. Başbakan Ecevit hastalanmış hastaneden çıkamaz duruma gelmişti. Şimdiki Haberal ile ilgili o zamanlar da çeşitli yorumlar yapılıyordu. Ecevit’in doktoruydu. Hatta bir ara iş göremez raporlarından bahsedilmeye başlanmıştı. Koalisyon ortaklarının birbirine güveni kaybolmuş, Amerika’dan Kemal Derviş getirilmiş ve ekonomiyi düzeltsin diye ona emanet edilmişti. Bu arada İsmail Cem, Hüsamettin Özkan ve Mesut Yılmaz üçlü bir kulise girmişler, Bahçeli’yi de dışlayarak ülkenin tüm yönetimini Kemal Derviş’e teslim etme gibi bir plan üzerinde kulisler yaptığı bilgileri yayılıyordu. İşte artık mızrağın çuvala sığmadığı, ülkenin idare edilemez noktaya geldiği, vatandaşın topyekun infilak etmek üzere olduğu bir dönemde Devlet bahçeli seçim demişti. Ülkede seçim kararı alınmış, patlamanın önüne geçilmişti. Daha yeni kurulmuş olan bir parti akın akın kitleleri kendine çekmeye başlamış, seçim yapılmadan Ak Parti’nin iktidar olduğu olacağı neredeyse ilan edilmişti. 2002’de Kasım’da seçimler yapılmış iktidara Ak Parti geçmişti. Başbakan Erdoğan siyasi yasaklı olarak milletvekili bile olamamıştı. Halk genel başkanı siyasi yasaklı olan bir partiyi tek başına iktidara getirmişti. Başbakanlığa Abdullah Gül gelmişti. İşte o günden bu güne kadar iktidar hep Ak Parti’de kaldı. Tarihi krizin 10 yıldönümünde kısa bir hatırlatma için bu yazıyı kaleme aldım. Biz Türk milleti olarak olayları çabuk unutan bir milletiz. Sadece hatırlatmak istedim.