Nısfu Cihan, Nakşı Cihan: İSFAHAN
Haritaya göre Tahran’ın 120 km aşağısında Kum Kenti, Kum’un 300 km aşağısında da ‘Cihan’ın Yarısı veya Cihan’ın Nakşı’ olarak övülen İsfahan bulunuyor. Düz, verimsiz uçsuz bucaksız çorak arazi üzerine yapılmış, bazı yerde iki, bazı yerde 3 güzergahtan seyreden birbirine paralel duble yollardan birisi daha çok ağır araçlar için ayrılmış. Yolculuğumuz esnasında çok sayıda tır görmemize rağmen, bizim gibi özel aracıyla yolculuk edenler neredeyse yok gibiydi. Belki bu şehirlerarası ulaşımda, insanların daha çok tren ve uçağı tercih ediyor olmasından kaynaklanabilir. Ufukta görülen, güneye paralel uzanan küçük sıradağları aşarak İsfahan’a ulaştık.
İran’ın üçüncü büyük kenti olan 1.7 milyon nüfuslu İsfahan, ülkenin ortasında bulunuyor ve denizden 1600 metre yükseklikte olup güneyi Zagros dağlarıyla çevrili.
Şehir merkezinde bizde olduğu gibi yüksek katlı binaları görmek pek mümkün değil. Yükseklikleri daha çok beş katı geçmiyor. Şehirde yüksek beton binaların soğukluğundan çok, çöl pasteli açık sarı, sıcak rengin baskınlığı, adeta insanın içini ısıtıyor. Bu özelliği ile Kahire’ye çok benziyor. Şehir merkezinin kurulduğu düz ovanın etrafının engin dağlarla çevrilmiş olması, Kayseri’yi andırıyor. Şehrin ortasından geçen nehrin hemen yanı başında bulunan Asuman Hotel’e yerleştikten sonra, öğle yemeği için otelin son katındaki restaurant bölümüne çıkıyoruz. Şehrin en yüksek binalarından biri olan kaldığımız otelin son katı döner restaurant olarak dizayn edilmiş. Şehri tüm manzarasıyla temaşa edebilmek için oldukça güzel bir fırsattı bizim için. Bizde olduğu gibi, şehrin genel görüntüsü içinde çok sayıda yüksek minareyi gözlemleyemiyoruz. Ancak şehrin çatısız açık renk damlı konutları içinde seçilebilen, kısa minareli, heybetli sivri kubbeli birkaç camiyi görebiliyoruz. Bu genel görünüm İran’ın diğer kentlerinde de pek farklı değil.
ŞAH MEDRESESİ
Şehri gezmeye, nehir üzerinde bulunan 33 kemerli iki katlı köprünün bulunduğu meydandan dik uzanan Ceharbeg Caddesi üzerinde bulunan Şah Medresesi ile başlıyoruz. Geniş, düzgün ve oldukça uzun olan bu cadde üzerinde iki katlı sivri tol kemerli boşluklu, mavi çinilerle süslenmiş uzun ve görkemli duvarların ortasında bulunan büyük ve genişçe bir kapıdan giriyoruz. Hemen girişteki büyük tolun altında, neredeyse adam boyu, üzeri desenli, tas şeklinde içi çukur büyükçe bir oyma taş karşılıyor bizi. Bu oyma taşın benzerlerini bir çok yapının büyük kemerli girişlerinin altında da görmek mümkün. Medresenin dikdörtgen olan eyvanın ortasında ise büyük bir havuz bulunuyor. Kenarlarda ise iki kat üzerine sivri kemerlerle örülü ders yapılan mekanların girişi olan ahşap kapılar ve pencereler görülüyor. Kayseri’de bulunan Sahabiye Medresesi, bu medresenin küçük, çinisiz ve işçiliksiz bir maketi adeta. Şu an faal olan ve içinde ders yapılan üç binin üzerinde öğrencisi olan bu mekanın adı Şah Medresesi olarak biliniyor, fakat devrim sonrası İmam medresesine çevrilmiş olabilir.
Medresenin hemen yanındaki Altın Pazarı isimli iki katlı uzun ve tol çarşı da görmeye değer yerlerden birisi olup, halen faal olarak alışverişin yapıldığı önemli mekanlardan biri.
DONDURULMUŞ
HAYVANAT MÜZESİ
Dondurulmak veya kurutulmak suretiyle içi boşaltılıp, doldurulmuş birçok cins hayvan türünün sergilendiği müze hayret uyandırıcı bir yoğunluk ve heybetiyle görenlerin merakını çekiyor. Bilinen hayvanların haricinde, hilkat garibesi bir çok hayvan türü ve dondurulmuş insan cenini ile birçok kelebek, böcek ve bitki türünü bünyesinde barındıran bu müzenin girişinde büyük hayvan maketleri de bulunuyor.
KAYSERİ ÇARŞISI
Uzunluğu yaklaşık 500 metre, eni 160 metre olan Meydan-ı İmam etrafına kurulu bulunan iki katlı içten ve dıştan çinili, kemer örmeli, büyük eyvanlı, yeşil kubbeli ve uzun kenarından birinde meydana hakim altı katlı ahşap direkli Ali-i Kapu sarayı veya medresesinin bulunduğu bu çarşı, Kayseri Çarşısı olarak adlandırılıyor. Dıştan kemerli bölmelerin içindeki dükkanlardan başka iç bölümdeki tol koridorun sağında ve solunda yüzlerce küçük alış veriş ve hediyelik el işçiliği eşya satan dükkanlar bulunuyor. Meydana bakan ve bu iç koridordaki dükkanları gezmek ve buradaki tüm birimleri görmek için, bir günden fazla bir zamanı buraya ayırmak gerekiyor.
Detay işçiliği, çinileri, mimari büyüklüğü ve simetrik uyumluluğu ile dünyada benzeri olmayan Kayseri Çarşısı’nın orta yerindeki meydan da dünyada Çin’deki Tianemen meydanından sonra ikinci büyüklükte olduğu söyleniyor.
Çarşının karşı köşesinde bulunan ve yapımına 1611 de başlanıp 25 senede biten İmam camii çok büyük kubbesi, zevkli çinileri, hünerli işçiliği ve uyumlu mimarisi ile bütün ziyaretçileri etkilemeye devam ediyor.
İsfahan’da bu Pazar 1602 yılında Şah Abbas zamanında inşa edildikten sonra, Kayseri’den gelen çok sayıda tüccarların bu pazarın ilklerinden olması hasebiyle, Kayseri Pazarı olarak anılmaktadır.
Bu çarşının dış köşe ucunda ise kubbe, duvar ve tavan süslemelerindeki mozaik ve çini ustalığının en iyi işçiliklerinden birinin sergilendiği Şeyh Lütfullah Camii bulunuyor.
İSFAHAN KÖPRÜLERİ
Şehri ikiye bölen Zayendeh Nehri üzerinde bulunan köprülerin en görkemli ve meşhur olanı Siosepol (33 sütunlu) köprüsüdür. Nehir suları üzerine 33 kaide ayaklı, sivri kemerli köprünün uzunluğu 300 metredir. 1602 yılında inşa edilen ve şehrin önemli simgelerinden birisi olan bu köprü iki kat üzerine, üst ortasında 14 metre genişliğinde araç trafiğine kapalı bir yol ve insanın geçebileceği kemerli dar bir koridor bulunmakta. Alt katın ortasında ise koridor yol bulunmakta. Bizim memlekette bulunan boz ve koyu gri taşların aksine, çöl kumu renkli örülmüş taşlar ve turuncunun koyusu aydınlatması ile doyumsuz ve tarifi imkansız güzellikteki büyüleyici bu eser, fotoğraf meraklılarına her açıdan farklı pozlar veriyor.
Bu köprünün birkaç kilometre ilerisinde bulunan Hacc (Khauj) köprüsü de benzer bir mimaride inşa edilmiş. Özellikle ziyaretçilerin yoğun geldikleri saatlerde, sokak tiyatrosu takdim eden orta oyunculara veya köprü altlarında şiir, mersiye okuyan şiir dostlarına rastlayabilirsiniz.
CUMA MESCİDİ
Mescid kelimesi daha ziyade, bizim ülkemizde Caminin küçüğü için kullanılır. İran’da her şehirde Cuma namazının kılındığı, merkezi büyük bir camii bulunuyor. Bizdeki Camii Kebir veya birçok şehirde bulunan Ulu Camii tanımlaması paralelinde, İsfahan’da bulunan Selçuklular zamanında inşasına başlanan Cuma Camii de kademeli ve uyumlu olarak, 8 asır süren bir ilave ve genişletmeyle şu anki devasa büyüklüğüne kavuşmuş.
Selçuklu Hanedanının kurucusu Tuğrul Bey’in, 11. Yüzyılda İsfahan’ı başkent yapmasından sonra, torunu Melikşah burada Mescid-i Cuma’nın inşasını başlatır. Moğolların saldırılarından dolayı şehir gerilese de Safevi Şahı I.Abbas zamanında 17. Yüzyılda kent yeniden gelişmeye başlar ve bu camiye birçok ilavelerle beraber birçok tarihi yapının inşasına başlanır.
İsfahan’daki Mescidi Cuma, Selçuklu mimarisinde yeni gelişmelerin habercisi gibidir. Büyük bölümü Melikşah; zamanında (1072-1092) tamamlanan yapının mihrap önündeki büyük kubbesinden başka, açık avlunun kuzey kesiminde ikinci bir kubbesi vardı. Değişik zamanlarda, dört eyvanlı avlu ve iki büyük kubbeyle biçimlenen ilk plan aynı kalmak üzere çeşitli ekler yapıldı. Melikşah döneminde yapılan mihrap önü kubbesi 15 m çapındadır ve güneyde duvara, diğer yönlerde yonca planlı ayaklara oturur. Düşey silindirik payelerle desteklenen kubbe, güneydeki büyük eyvanla bir simetri ekseni oluşturur. Dışta sekizgen kesitli bir kasnak üzerinde yükselen kubbenin tepe noktasında hafifçe sivrilmesi tipik Selçuklu üslubudur. İçte, kalın desteklerle kubbe arasındaki tonoz bingiler tuğla işçiliğinin zengin örneklerini verir.
Caminin güney ucundaki ikinci kubbe, Kümbeti Haki (1088) adıyla bilinir. Mihrap, mihrap önü kubbesi ve eyvanlarla aynı eksen üzerinde bulunan bu kubbe, yapı elemanlarına katılan tuğla dekorasyonun en olgun örneğidir. Zeminden başlayarak destekler boyunca yivler ve kaval silmelerle yükselen hareket, sivri kemerli nişler ve tonoz bingilerle kubbeye ulaşır. Geometrik süsleme ve yazıtlarla zenginleşen tuğla örgü düşey çizgilerle dengelenmiştir.
Alt ve üst yapı arasındaki birlik daha önce hiçbir İslam eserinde böylesine etkili bir görünüm kazanmamıştır. Sonraki gelişmelerde küçük değişikliklerle aynı örnekler tekrarlanırken, eyvanlı büyük açık avlu şeması İran’a özgü bir unsur olacaktır.
Yarın: İsfahan’a Devam
|