İSFAHAN’IN NAKIŞLARI
40 SÜTUN KÖŞKÜ
Cehel Soton olarak bilinen, genişliğinin yaklaşık dört katı uzunluktaki bir havuzun ufkuna simetrik olarak, ön giriş terası 20 ahşap sütun üzerine inşa edilmiş bir saray. 67 bin metrekarelik bir bahçenin ortasında bulunan, havuzun kıyısındaki görkemli ağaçların ve 20 ahşap sütunun havuzdaki yansıması ile beraber oluşturduğu görünümden dolayı 40 sütun adını almış. Ahşap dekorasyon ve mavi renk çini süslemelerin, cam ve aynayla oluşturmuş olduğu ahenk ve uyum, bir anda insanı masallar ülkesine götürüveriyor.
Büyük bir kapı ile girilen salonun, tavana doğru uzanan duvarlarında, Safevi dönemine ait birçok resim ve süsleme sanatının örnekleri bulunuyor. Zevk-ü sefa minyatürlerinin yanı sıra Yavuz’la Şah İsmail savaşının ayrıntılı bir minyatürü de, renkleri ve ayrıntıları bakımından görenleri büyülüyor. Sarayın sağ ve sol bölmeleri, yine bu dönenme ait eski eserlerin sergilendiği bir müzeye dönüştürülmüş.
En az 10 metre yüksekliğindeki tavanda kullanılan renkler ve ahşap işçiliği, her bir bölmede uygulanan birbiri ile uyumlu farklı simetrik tasarımların armonisi ile birleşince baş döndürücü güzellikte bir eserin ihtişamı altında ezilmemek ne mümkün.
ALLAME MECLİSİ’NİN TÜRBESİ
Cuma Mescidi güzergahında bulunan kapalı çarşının içerisinde bulunuyor Allame Meclisi’nin türbesi. Din büyüğü, değerli alimler için mutlaka bu tarz özel mezarlıklar ve türbeler bulunuyor, İran’ın birçok yerinde. Kapalı mekanda bulunan, korunaklı gümüş kafes içinde bulunan mezarının dış bölümlerinde de yer döşemesinin arasına mermerleri ve yazıları konmuş birçok mezar bulunuyor. Yerle aynı seviyede olduğu için mezarları ayırt etmek pek mümkün değil. Bizim kapalı mekan türbelerden tek farkı yerle bütünleşik mezarlar.
SALLANAN MİNARE
İsfahan’ın biraz kenarında önü açık eyvanlı bir türbenin üst sağ ve soluna yapılan yaklaşık beş metrelik iki minare, mühendislik bir hatadan dolayı birinin belli bir yerde zıplamasıyla sallanıyormuş. Mekan kapalı olduğu için bu olayı bizzat gözlemleme imkanımız olmadı fakat dışarıdan gördüğümüz bu mekan önemli tarihi eserlerden.
Mutlaka görülmesi gereken, gerçekten de Cihan’ın nakşı denebilecek güzellikte ve sakinlikte bu şehri terk ederken, görmediğimiz, tanık olamadığımız daha ne güzelliklerinin olduğu endişesiyle başkent Tahran istikametinde yola koyulduk.
MUHALİFLER NE İSTİYORLAR?
İlk önce İran’daki muhalifler, dünya medyasında bahsedildiği gibi rejim muhalifi, İslam İnkılabına muhalefet eden, rejimi değiştirmek ve yerine alternatif öneren bir grup değil. Hepsi de İslam İnkılabı ile yeni kurulan İslami rejimden yana tavır koyuyorlar. Hatta Musavi ve Ayetullah Kerrubi gibi muhalefetin önde gelen isimleri, İslam Devrimi Liderinin güvendiği ve en önemli görevleri emanet ettiği şahıslar. İran’daki bu muhalif yapılanma, nicelik ve söylem bakımından, ülkemizdeki hükümet muhaliflerinin yüzde biri kadar bile etkili değiller.
Siyaset ve iktidar gücü elde edebilmek, makam ve riyaset sahibi olma arzusu, yönetime karşı böyle bir muhalif söylemi gerekli kılıyor. Muhalifler çatısı altında homojen bir anlayış ve görüş birliği de zaten yok. Muhalif söylem üretebilme kabiliyeti olan isim yapmış şahısların arkasına gizlenen, kendini ifade etmek isteyen farklı görüş ve düşüncede bir çok anlayış var. Yönetimin iç ve dış politikalarını, ekonomik programlarını beğenmeyenlerin yanı sıra milliyetçiliği savunanlar, daha rahat, daha sınır ve kural tanımaz yaşantı ve harcama arzusunda olanlar da muhalefet çatısı altında toplanıyorlar.
Muhalefetin belki de en bahtsız olduğu yanı, muhalif duruşun köşe taşlarının belirgin olmayışı. Böyle olunca da türü ve şekli, niteliği ve niceliği nasıl olursa olsun, ‘maksat muhalefet olsun’ anlayışı ile muhalif önderlerin taban tabana zıt olduğu düşünceler bile bunlara mal edilebiliyor.
Mesala, yönetimin İran’ı aşan ümmetin değerleri bağlamında takip etmiş olduğu cihanşümul politikaları tenkit edip, ‘Ne Filistin, ne Lübnan, Canım Feda İran’ milliyetçi sloganını üretenler de daha milli ve milliyetçi politikalar izlenmesini isteyenler.
Görünen fotoğrafa göre; İnkılabın öngördüğü İslami değerleri her şeyden üstün tutan ve canı pahasına savunan yüzde yirmilik bir kitlenin karşısında, aynı oranda bu değerlere saygı duyan ve fakat bu değerler etrafında bir yaşam tarzını tam olarak kabullenemeyen, kabullenmekte sıkıntı duyan bir kitle bulunuyor. Diğer kalanlar ise bu değerler etrafında yaşama gayret, çaba ve arzusu içinde olanlar. Dini değerleri yok ve hiçe sayan veyahut karşı duran ne bir söylem ne bir hareket söz konusu, İran’da.
Uçakla dönüş yolculuğumuzda yaşadığımız bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum: Uçağın neredeyse yarısı kadın ve bunların büyük çoğunluğu da sureta örtüleriyle, yönetime karşı protest imaj veriyorlar. Uçaktan inişte, neredeyse tamamının başlarını örttükleri örtüleri buharlaşıverdi ve makyaj tonları koyulaşıp, boyunlarını rahatlattılar. Daha ilginci ise bu kesimin büyük çoğunluğu Ercan Havaalanına gitmek üzere olan Kıbrıs yolcuları olarak ayrıldılar. Görüntü ve tavırlarıyla belli bir düzeyin üzerinde zenginliğe sahip olanlar, memleketlerinde yeme imkanı ve ortamı bulamadıkları paracıklarını yemek üzere Kıbrıs’a gidiyorlardı.
Kazanma ve zengin olmanın ötesinde, sahip oldukları maddi imkanlarını rahat ve hoyratça, kural tanımaz bir şekilde harcayabilecekleri, hayatlarını diledikleri gibi yaşayabilecekleri, ortam arama peşine düşen azınlıklar muhalefet etmesin de kim etsin?