“Ve onlar Süleyman-AS-mülkü aleyhine şeytanların uydurdukları şeylerin ardına düştüler. Halbuki Süleyman AS asla küfr etmedi/imana aydırı davranmadı, fakat—Süleyman sihirbazdır diyen ve iftira atan—o şeytanlar kafir oldular. (Kafir olan şeytanlar)onlar, insanlara sihir ve Babil şehrindeki iki melaike, HARUT ile MARUT’a indirilmiş olan şeyleri (sihirbazlık) öğretiyorlardı. Bu iki melek ise (HARUT ile MARUT) “BİZ ANCAK BİR FİTNEYİZ, SAKIN KAFİR OLMA”demedikçe bir kimseye sihir namına bir şey öğretmezlerdi. İşte bir takım kimseler bu iki melekten “ZEVC ile ZEVCENİN-Karı ile kocanın”arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat bunlar Allah Tealanın izni olmadıkça bu sihir ile bir kimseye bir zarar verebilir değildiler. Onlar kendilerine zarar verip fayda vermeyen şeyleri öğreniyorlardı. Yemin olsun ki onlar onlar, o sihri satın alan kimse için ahrette hiçbir nasip olmayacağını muhakkak bilmişlerdir. Ne fena bir şey, mukabilinde nefislerini satmış oldular. Eğer bilecek olsalardı.. “BAKARE 102”
İMAM MAVERDİ: NEFSİNİ FAYDASIZ VE ZARARLI İLİMLERDEN KORUMAK EN BÜYÜK FAZİLET/AKILLILIKTIR
Öncelikle İslam alimlerinin ilme yaklaşımına göz atacak olursak, ilimleri A)FAYDALI İLİMLER B)ZARARLI İLİMLER diye sınıflandırdıklarına müttali oluruz. Bazı kaynaklarda bu ilimler 13 adet olarak kategorize edilir. 7 si faydalı ve 6 sı da zararlı ilimler şekline sınıflandırılır ki “İLM-İ SİHİR”ve benzerleri zararlı ilimler olarak tanımlanır.
Dine taallük eden ilimleri ve faziletlerini İmam Şafi RA şöyle izah eder;”Kur’an’ı öğrenenin kıymeti yükselir, fıkıh öğrenenin kadri yücelir, hadis yazanın hücceti(Delil getirme kabiliyeti)kuvvet kazanır. İlmi HİSAP-Matematik-öğrenenin fikri güzelleşir, lügat ve kelime öğrenenin kimsenin tabiatı/karakteri incelir, zarif kişilik kazanır. Nefsini kötülüklerden korumayanın ilmi ona fayda vermez”.
İlmi SİHİR;Çarşıda konuştuğumuz bazı esnaf ve değişik meslekten insanımızdan hakkında bilgi sahibi olmadığı, çünkü ilim adamlarının sahasına giren mevzulardan olduğu için inanıp inanmamakta tereddüt eden bireylerle karşılaşıyoruz ve hocam siz hem hoca hem yazarsınız bu sihir-sihirbaz, büyü ve gözbağcılığın aslı varmı tarzı sorulara sık sık muhatap oldum/oluyorsunuz. Yıllardır çok önemli olduğu için özel araştırma gerektiriyor diye ertelediğim, hatta dükkanlarda gazeteler yerlere atılıyor, temizlikte, oraları buraları silmekte ve kirli yerlere serilerek istimal edildikleri için dini yazı yazmak istemediğimden bu zamana kadar yazamadığım büyü/büyücülük/muskacılık kısaca “İLMİ SİHR”Hakkında yazı yazma gereği doğdu.
Yazıyı yazmak zorunda bırakan asıl saik, normalde her gün ayak üstü sohbet ettiğim ve 5 vakti kılan bir esnafın “POST YÜRÜTME”edebiyatı ve erkeklik organının bağlanması ile alakalı sorduğu sorular ve benim verdiğim ilmi bilgilere içten direnç/münkir duruş sergilemesi karnından konuşması ve kendi yanlışını ısrarla savunması oldu.Milletimiz, insanımız yanlış ve sakat bilgilerle saptırılıyor ehliyetsiz ve rantiyeci alçak bazı ahlaksızlar tarafından durumdan ben bunu anladım. Ve her zamanki yapım icabı onlara ilmin “BALYOZ”unu en yetkili kalemden, Ömer Nasuhi Bilmen –Rahmet mağfiret kendisini üzerine olsun—hazretlerinin tefsirinden yanıt vermekle kendi kendimi vazifeli buldum. Yani durumdan vazife çıkardım. Yarın huzurullahta sen gazetene/köşene ıvır zıvır şeyler doldurdun insanlar hakikati arıyordu ilmin doğrusunu izah etmedin diye hesaba çekilmemek için buna mecbur hissettim kendimi acizane..
“İLMİ SİHR”OLMAMIŞI OLMUŞ GİBİ GÖSTERMENİN SAHTECİLİĞİN GÖZBOYAMANIN İLMİDİR. SAHTEKARLIĞIN TARİHÇESİNİ OKU
Sihir sanatı; olmayanı olmuş zannettirme sanatı. Olmayan bir şeyi olmuş gösterme, yanılgı yaratma sanatı. Bu işin temeli nereye dayanıyor derseniz Mısır firavunları dönemine kadar dayanıyor. Ortaçağda bu gün dünyanın en medeni memleketi geçinen Avrupa Hrıstıyan ülkelerindeki en gözde meslek sihirbazlık ve gözbağcılık sanatıydı. Hz. Musa ile firavun mücadelesi meşhurdur. Duyular/algılar ve hissi selime üzerinde farklı yanılsamalar oluşturulabildiği binlerce yıl öncesi de biliniyordu. Bugün de hipnoz tekniğiyle kişiye kabak yedirilip baklava yemiş gibi tat alması sağlanabiliyor. Kişi inandığı şeyi gerçek kabul eder. İnanmak bu gösteri-olaylarda çok etkendir. İnanmak ya da inanmamak işte bütün mesele burada.
Nebilerde/Peygambelerde görülen mucizelere inanmayanlar sihirbazlara inanmışlardır. Sihirbazlara inanmayanlar ise Allah ın Rasullerine iman etmişlerdir. Zaten sihirbazların iddiaları mucizelerin gerçek olmadığını. Allah CC tan gelen ayetlerin yalan olduğunu kanıtlama çabasıydı akılları sıra. Kendilerini üstün göstermek için BAKIN İŞTE BİZDE BUNLARI YAPABİLİYORUZ tarzında gösteriler düzenleyerek insanların kafalarını karıştırma çabası içinde olmuşlar ve zihinleri iman etmeye müsait kalpleri şüphelendirerek bulandırmışlardır. Bu olay günümüzde gösteri sanatı olarak sürdürülmektedir. Şapkadan tavşan çıkarmak çocuk seyircileri hayrete düşürebilir fakat bazı sihirbazlar öyle ustaca düzenekler hazırlar ki, büyükleri de hayrete düşürürler. Medyada gördüklerinden başka bilgi, kültür ve araştırması olmayan kitleler zaten her şeye yutmak için kurgulanmış makineler gibi olduğuna göre de gerisini düşünün. Konuyla ilgili detaylara giremiyoruz. Sayısız yazılar yazılan ve en çok tartışılan konuların başında gelir sihirbalık/illüzyon ilmi.
ÖMER NASUHİ BİLMEN HARUT İLE MARUT OLAYINI TEFSİR EDİYOR…
Bakare suresi 102. ayeti celilesi Harut ile Marut kıssası başlamında sihirin sıbakını ve sıyakını nazara veriyor iyi okunup anlaşıldığında. Ama ehil ve yetkili/dirayetli bir kalemden çıkmak kaydıyla. İşte biz o kalemi Kayseri Gündem okuyucuları için araştırdık ve Ömer Nasuhi mübarekin tefsirinden konuyu nazara verme teşebbüsünde bulunduk. Henüz aşılamamış ve pek aşılacağa da benzemeyn merhumun tefsirinde olayı takip edelim.
“HARUT İLE MARUT; İki melektir. Lihikmetin insan suretinde temessül ederek Babil şehrine inmişlerdir. Babil, Bağdat’ın 93 km güneyinde bir kadim kenttir. Vaktiyle Babilde SAHİRLER /SİHİRBAZLAR çoğaldığı için bu melekler Allah tarafından vazife verilerek Babilde nasa/insanlara SİHRİN FENALIĞINI/ZARARLARINI su i neticesini insanlara kapı kapı dolaşarak izah etmişlerdir. Tabii insan suretine girerek. Harut ile Marut’un bu iyi niyetli çabasına rağmen yine SİHİR öğrenmek isteyenlere bir HİKMET MUKTEZASI olarak sihir namına bir şeyler talim etmişler/öğretmişler ise de SİHRİN ZARARLARINI telkinden geri durmamışlardır. Öğretiyoruz ama imtihandasın arkadaş yanlış sihir yapıp kafir olma diye de uyararak denendiklerini, kötüye kullanıp kullanmamakla sınava tabi tutulduklarını insanlara söylemişlerdir. Kendileri Allah tarafından vazifeli oldukları için öğretmişlerdir.
NASIL Kİ, Cenab ı Hak, KÜFRÜ yaratmış ve küfr edenin ebediyen azapta kalacağını onlara talim etmiş ama kullarını kendi iradelerinde serbest bıraktı İLMİ SİHİR konusunda da öyle davrandı. Maamaafih küfre kendi istek ve ihtiyarları ile tehalük/teşebbüs gösterenlerin hakkında da küfrü takdir buyurmuş, vucüde getirmiş olur. Böyle bir muamele, bir iptila ve imtihan hikmetine müsteniddir, bu teklif, aleminin muktezasıdır.
ÖMER NASUHİ TEFSİR EDİYOR:” ZEVC İLE ZEVCENİN—EŞLERİN ARASINI AYIRACAK ŞEYLER ÖĞRENENLER VARDI…İLMİ SİHİR ÖĞRENENLERİN DURUMUNUN KUR’AN’DA İZAHI
Önemine binaen yazının girişine aldığımız Bakare 102. ayeti celilesinin tefsirinde Ö. Nasuhi Bilmen merhum konuyu iyi niyetle okuyan ve anlayışı, hafız algısı tamam olanlara yetecek ve tatmin olacak şekilde Sihir ve Sihirbazlığın kökenini, arkaplanını en mükemmle şekilde, detaylarıyla tefsir ve tasrih ediyor. İşte o ayetin tefsiri ve meali alisi efendim“
“Bu ayeti celile, vaktiyle Kitabullahtan yüz çeviren bir kısım İsrail oğullarının peygamberler hakkında ne kadar iftiralarda bulunmuş olduklarını bildirmektedir. Şöyle ki (Onlar-Yahudiler)o kitabı ilahiyi arkalarına atan bir kısım Yahudiler, Süleyman AS’ın mülkü aleyhine şeytanların uydurdukları)okuduklarını söyledikleri (Şeylerin ardına düştüler) Onlara tabii oldular. Süleyman’ın saltanatı büsbütün SİHİR sayesindedir dediler. (Halbuki Süleyman AS) asla küfretmedi—İmandan çıkaracak olan sihire tevessül etmedi--.(Fakat o şeytanlardır ki)Nasa –İnsanlara—sihiri öğreterek (Kafir oldular)Evet(Onlar insanlara sihir) öğretiyorlardı.(Ve babildeki iki meleğe)yani (HARUT ile MARUT’a)Bu isimdeki (İki meleğe) indirilmiş olan olan şeyleri öğretiyorlardı. Nası yani insanları idlal ve iğfal edip saptıryorlardı. Halbuki (HARUT ile MARUT)Bu iki melek ise kendilerine (Sihir öğrenmek için müracaat edenlere)HAKİKATİ HALİ bildiriyorlar ve (BİZ FİTNEYİZ)İLAHİ İMTİHAN İÇİN BİR VASITAYIZ SAKIN KAFİR OLMA(Demedikçe bir kimseye sihir namına bir şey öğretmezlerdi. Harut le Marut’un bu uyarılarına ihtarına rağmen (İşte bazı kimseler, bu iki melekten zevc ile zevce-eşler arasını ayıracak) Kurulu ve huzurlu bir ailenin inhizamına/bozulmasına sebebiyet verecek(Şeyler öğreniyorlardı)Ve bunları tatbikata cüret ediyorlardı. Fakat bu sihirbazlığı şeytanlardan öğrenenler (Allah’ın izni takdiri sübhanisi olmadıkça bu sihir ile BİR KİMSEYE BİR ZARAR VEREBİLİRLER DEĞİLDİLER.
O sihirler yüzünden zuhura gelen zararlar yine Allah CC tealanın lihikmetin dilemesi ile yaratması iledir.Bu imtihan aleminde böyle bir takım vukuat caridir.Bunların zuhur için lihikmetin bir takım sebepler vardır. İşte sihir de böyle bir sebepten başka değildir. Onlar o sihri şeytanlardan öğrenenler (KENDİLERİNE ZARAR VERİP)Mesuliyeti uhreviyeyi celbedip(Faide vermeyen şeyleri öğreniyorlardı) Bunu idrak edemiyorlardı. Faydalıyı zararlıyı ayıramıyorlardı.(YEMİN OLSUN Kİ ONLAR –Sihirbazlar)O YAHUDİ TAİFESİ(O sihri satın alan kimse için)Öyle Allah’ın kitabını şeytanların uydurma hikayeleriyle değişen herhangi şahıs için (Ahrette hiçbir nasip olmayacağını muhakkak bilmişlerdir.)Evet onlar öyle kimselerin ebediyen cennetten mahrum kalacaklarını kitaplarında-Tevrat’ta- okumuş, bilmişlerdir. Artık ne cesaret ki, bu Yahudiler bu bildiklerine muhalefet ederek ŞEYTANLARIN UYDURDUKLARI ŞEYİN ARDINA DÜŞTÜLER. Kitabı ilahiyi bırakarak onu sihir kitapları ile istibdalade bulundular değiştirip bozdular. (Ne fena şey mukabilinde nefislerini satmış oldular, eğer bilecek olsalardı) Eğer bu irtikap ettiklerin terk ve istibdalin ne kadar fena, ne kadar mesuliyeti mucip şeyeler olduğunu düşünselerdi öyle dünya varlığı için bunları irtikapa cesaret edebilirler miydi? Elbette böyle mühlik bir harekette bulunmazlardı.
SİHİR HARAM, İLMİNİ ÖĞRENMEKTE HARAM
Rivayetlere göre Hz. Süleyman zamanında sihirbazlar çoğalmıştı, sihre dair kitaplar yazılmıştı. Süleyman AS o zararlı kitapları toplatıp toprağa gömdürmüş. Fakat onun düşmanı olan ve şeytanın izinden gidenler bundan istifadeye kalkışmışlar, iftiraya cüret etmişlerdir. İşte bakare 102. ayeti celilesi onların bu denaatkarane alçakça iftiralarını reddetmekte çürütmektedir.
LÜGATTE, sebebi gizli olan ince, latif şey demek olan SİHİR, ıstılahta, sebebi gizli olduğundan hakikatinin hilafına tahayyül olunan yaldızlı, hud’akarane, igfalkarane olan her hangi bir hilebazlık sahteciliktir. GÖZBAĞCILIK, HOKKABAZLIK bu kabildendir. Firavun zamanındaki sahirlerin ellerindeki değnekleri birer ejderha suretinde gösterdikleri gibi. Bazı gizli sebeplere binaen ruhlar üzerinde tesir eden ve ekseri şerre müteveccih bulunan şeylerde birer sihir demektir.Bir aile arasına ayrılıklar bırakan BÜYÜCÜLÜK gibi. Bazı cinlerden yardım, istiane suretiyle yapılan gayri meşru, harika nevinden madud bulunan bir takım muameleler de birer sihirdir. Buna da CİNCİLİK denir.
Sihir, bir muayyen usule tabi, bu usulü BİLENLERİN BUNU YAPMAĞA KADİR OLACAKLARI TABİİ ve ammenin nefine gayri hadim bulunduğundan mucizeler kerametler gibi hakikaten sabit, sabit, meşru bir faideyi haiz değildir. Sihir, harama, mahsurlu şeylere alet olacağı cihetlebunun yapılması haram olduğu gibi NASIL YAPILDIĞINI ÖĞRENMEKDE EKSER ULEMAYA GÖRE HARAMDIR.
Bazı meşru şeyler; pek latif, pek dakik olup güzelliği, letafeti kalblere tesir ettiği için onlara da mecazen SİHİR denir.Pek cüzi de manzumelere SİHRİ HELAL denilmesi bu kabildendir.