DEVRİMİN 33.YIL KUTLAMALARI
1979 Yılında gerçekleşen İran İslam İnkılabı’nın bu yıl 33.yıl kutlamaları yapıldı. Devrimden bu yana her yıl 10 günlük bir kutlama çerçevesinde yapılan etkinliklerin finali diyebileceğimiz 22 Behmen (11 Şubat) günü, ülke genelinde tüm illerde büyük bir toplantı ve akabinde yürüyüş tertip ediliyor.
Bu kutlamaların yapılacağı Cuma günü Tahran Azadi meydanında bulunan yabancı konuklar için ayrılan yerde toplantıyı izleyebilmek için önceden belgeleri ibraz ederek ziyaretçi belgesi almak gerekiyor. Meydan kalabalığına kalmamak ve belirlenen yerde yerimiz alabilmek için, saat sekiz gibi hareket etmek durumunda kaldık. Belirli bir noktaya kadar araçla gittik. Ondan sonrasını ise yürüyerek gitmek gerekiyor. Yol boyunca kara, yağmura ve soğuğa aldırmadan, Özgürlük Meydanına akın eden kalabalığa karışarak, yolun kıyısında açılan sergi ve ikram çadırlarının önünde yürüyoruz. Tören ve katılımcıları bizdeki resmi ve askeri törenlere hiç benzemiyor. Katılımcıları, organize edenleri halk olan bu kutlamada asayiş ve güvenliği sağlayanlar dışında resmi bir görevli de yok. Adeta herkes, çoluk-çocuk, kadın-erkek, yaşlısı genci tüm halk, meydana en yakın yerde yerini alabilmek için, tatlı bir telaşla ellerinde posterlerle koşturuyorlardı. Yol kenarları, fuar, panayır veya sergi tarzı reyonları ile katılımcılara poster ve basılı pankartlar vermek ve çay, pasta ikramında bulunmak üzere büyük bir şevkle çalışan çoğu bayan gönüllülerle doluydu.. Yarı açık baş örtüleriyle İmam Hamaney’in posterlerini taşıyan bayanlar hiç de az değildi.
Öğleye yakın bir zamanda Azadi meydanına çıkan büyük caddeler, ellerinde bayrakları, pankartları olan uçsuz bucaksız coşkulu kalabalıklarla dolmuştu. Şubatın soğuğuna inat, sloganlarıyla ve yüreklerinin sıcaklığıyla meydanları titreten kalabalık, 18. gününde Mısır’ın Tahrir Meydanındaki milyonlarca kardeşine selam göndermeyi unutmuyorlardı, sloganlarıyla. 11 Şubat’ta iki bayramı birden kutlamayı, nasib etmesi için Yüce Allah’a niyazda bulunan milyonlara icabet akşam saatlerinde gerçekleşecek, naMübarek zevat istifasını dünyaya ilan edecekti.
Cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ın iki saate yakın konuşması sonrası dağılan coşkulu kalabalık Cuma namazını kılmak üzere harekete geçti. Cuma namazı sonrası aynı hareketlilikle yolları dolduran milyonlar, aşina oldukları nümayiş geleneği içinde, Amerika ve İsrail’e lanet, İnkılaba bağlılık sloganlarıyla yılmadan usanmadan, yeri göğü inleterek ilerlediler.
Akşamki televizyon haberlerinde Tahran’da 3.5 milyon, ülke genelinde 30 milyon insanın törenlere katıldığından bahsediliyor, helikopterden çekilen görüntüler tekrar tekrar veriliyordu.
Her hafta Cuma günleri ve her yılki devrim kutlamalarında, aynı kararlılık ve azim ile artan dozajda bu kalabalığın coşkusunu gördükten sonra, İslam Devriminin her geçen gün daha bir kökleştiğini söylemek ve bu hakikati teslim etmek gerekiyor.
İRAN’DA KADIN OLMAK
İran’ın cadde ve açık alanlarında görsel fotoğraf açısından yoğun bir kadın kalabalığına rastlıyoruz. Bu kalabalık gözükmenin çok farklı nedenleri olabilir. Birincisi ‘çador’ adı verdikleri siyah örtünün görsel çokluk tesiri, ikincisi ülkemiz kadınlarına göre daha özgür/free davranmaları, üçüncüsü de aslında bilinenin çok tersi, kadının sosyal hayat içinde aktif rol üstleniyor olmaları.
Taciz ve laf atma gibi suçlara verilen ağır cezalardan dolayı, günün her saati, gece yarısına kadar cadde ve sokaklarda kadınlar özgürce dolaşabiliyor, tek başlarına taksiye rahatça binebiliyorlar. Trafik ışığında durduğunuzda özellikle Tahran’da sürücülerin çoğunun ve Cuma, cami, türbe ve mescidlerde görünen kalabalığın çoğunluğunun kadın olması garipsenecek bir durum değil. Yaygın kullanılan motosikletleri kadınların sürmesi yasak ama terkisine binmesine müsaade ediliyor.
Çekingen, ürkek, pısırık tanımlaması İran’lı kadınları kesinlikle tasvir etmiyor. Peygamber kızı Fatımi ve Peygamber torunu, zalime meydan okuyan Zeynebi geleneğin bir nevi temsili ve sembolü olarak cesur ve kendinden emin tavırlarıyla, rüzgar gibi savrulan, bayrak gibi dalgalanan örtüleriyle yürürlerken, çekinen, ürken ve tırsıyan çoğu zaman erkekler oluyor. Dıştan bakıldığında erkek egemen bir toplum görüntüsü verse de tam aksini isbat edecek örnekler azımsanmayacak kadar çok, İran’da.
Örtünme şekli dindarlık düzeyinin bir ölçütü olsa da, rejime sadakat ve bağlılığın kesin bir göstergesi değil. Yarı açık kadınların, rejime bağlılıklarını nümayişlerde ellerinde taşıdıkları Rehber Hamaney posterleriyle ilan etmelerine şaşmamak lazım. Az veya çok kafasını örtüsüyle herhangi bir şekilde örttüğü takdirde, sosyal hayatın her alanında aktif rol alabiliyor.
Demografik özellikler bakımından; nüfus, doğurganlık oranı ve çocuk sayısı bakımından Türkiye’den pek farklı değil.
Kamusal alanda çalışan kadın sayısı da azımsanmayacak ölçüde. Özellikle ilköğretim düzeyinde görev alan öğretmenlerin çoğu kadın. Okullarda, lise düzeyini bitiren bir gence temel İslami bilgiler ve ahlaki öğretiler, fen ilimleri yanında mutlaka veriliyor.
Estetik geleneği olarak kadınların kaş aldırması çok sıradan olup, kaş kaldırtma ve burun estetiği de özellikle genç kuşak arasında rastlanabilir operasyonlardan.
Teşhir, tahrik, dekolte gibi kavramlar, tamamen sınır ötesine itilmiş olup, kadın veya erkek, sosyal hayat içinde bir insanın ‘günaha girmeden yaşayabileceği’ bir toplumsal dizayn, hukuki olarak kurumsallaştırılmış.
EKONOMİK DURUM
Kişi başına milli gelirin 5 bin dolar civarında olan İran ekonomisinin %45’i petrol gelirlerine dayanıyor. Resmi yıllık ortalama büyüme oranı %6 civarında olup, özellikle son yıllarda ülkemizdeki oranlara yakın enflasyon oranının varlığından bahsediliyor.
Ülkenin toplam dış borcu 21 milyar dolar civarında olup, toplam döviz rezervi 100 milyar doları aşmış bulunmaktadır. Petrol dışı ihracatı ise 22 milyar doları bulmuştur. İşsizlik oranını ise %10’larda.
Devrim sonrasında tarıma yapılan teşviklerle, önemli gelişmeler kaydedilmiş olup, birçok çeşit tarım ve ziraat ürünün yanı sıra, özellikle pirinç üretimi noktasında kendine yeterliliği sağlamış durumdadır. Kırsaldan göçü önlemek ve tarımı daha da geliştirmek için ziraatçılıkla uğraşan tarım işçilerine devlet tarafından sosyal güvence hakkı tanınmaktadır.
Yine İslam Devrimi sonrasında, ülkeye uygulanan ekonomik ambargoya paralel olarak gelişen, otomotiv ve ilaç sanayi de neredeyse dışa bağımlılığı kalmayacak düzeye gelmiştir. Otomotivde ülke içinde %80 kendi markası olan araçlar kullanılmakta olup, bunun dışında yine İran’da üretilen Peugeot marka araçların birkaç modeli yaygın kullanılmaktadır. İthal araç sayısı ise yok denecek kadar azdır. İlaç sanayi’de ise milli üretimi %95’ler civarındadır.
IMF tahminlerine göre dünyanın en büyük ekonomileri sıralamasında, Türkiye 16., İran ise 17. Sırada.
Şimdiki hükümet daha önceki hükümetin pazar reform planlarını takip etmeye devam etmekte ve İran’ın petrole dayalı ekonomisini çeşitlendirmeye çalışacağını ifade etmektedir. Bunu devlet yatırımlarını otomotiv, imalat, uzay sanayileri, tüketici elektroniği, petrokimya ve nükleer teknoloji gibi alanlara yaparak gerçekleştirmeye çalışıyor. İran biyoteknoloji, nanoteknoloji ve ilaç sanayilerinde de açılımlar yapmaktadır.
Dış tehditler ve uygulanan ekonomik ambargolarla, milli gelirinin azımsanmayacak bir bölümü savunma sanayi ve harcamalarına ayrılmakta.
Tüketimi artırıcı ve özendirici reklam faaliyetleri ve büyük hipermarket tarzı mağazalar yaygın olmadığı için, barınma, giyinme ve yeme-içme bakımımdan toplum arasındaki makas oldukça azdır. Ortalama bir hayat tarzı kalın bir çizgi oluşturmaktadır.
Yardımlaşma kültürü ve sadaka geleneği, çok sıklıkla her yere konan kilitli sandıklara atılan nakdi bağışlarla devam ettirilmektedir. Bu sandıklar belli bir kurumun yönetiminde olup, ülkedeki veya başka ülkelerdeki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaktadır.
Bu nedenle de dilenci olmayan tek İslam ülkesidir.
BİTTİ