Basın yayın kuruluşlarının özellikle gazetelerin ve televizyonların haberlerinde sık-sık rastlarız. Karısını sokak ortasında öldürdü, ayrı yaşadığı eşini öldürdü, aile meclisi kararı ile kız kardeşini öldürdü gibi.
Bunların çoğu toplumumuzda yaşanan, sadece bazıları kamuoyuna yansıyan olaylar olup, yansımayanların daha faza olduğundan şüphemiz olmaması gereken olaylardır.
Bazen Mazlum-dere’de istek talebiyle gelenler arasında adam yaraladığı için, adam bıçakladığı için hapis yatan ya da karısıyla, çocuklarını terk edip giden erkeklerin durumunu ve geride kalan kadınlar ve zavallı çocukların haline şahit oluyoruz. Bazen de eroin mafyasına kuryelik yaptırılan, bu sebeple ceza evine düşüp evini barkını ortada bırakanların dramına şahit oluyoruz.
Şehir toplumu olmanın artılarının yanında eksileri de var. Ayrıca teknoloji ile tanışmanın da artılarıyla birlikte eksileri oldukça fazla. Bunun yanında kapitalist hayat anlayışının ortaya koyduğu dengesiz harcama kültürü çok sayıda insanımızın dengeli harcama alışkanlığı kazanamayıp, gelirinin kat-kat fazlası harcamalar yaparak ipin ucunu kaçırması da ayrı bir toplumsal sıkıntı olarak karşımıza çıkıyor.
Zannediyorum bu sıkıntıların çoğunda hayatımıza yön veren dengeli ve faydalı eğitimsizliğin yanında sahipsizlik ve aile bağlarının zayıflaması da başta gelen sebepler olarak göze çarpıyor. Anaokulundan başlayarak eğitimin tüm kademelerinde Allah’ı, Kitabı, Peygamberi ve Müslüman’ca yaşamanın diğer kuralları ve pratiği eğitim programlarımızda ya hiç olmadığı ve yahutta gerekli oranda olmadığı için insanımız manevi iklimden etkilenmeyen bir hayat içinde gelişiyor. Genç yaşlarda insanımıza İlköğretim, Orta Öğretim ve Yükseköğretime hazırlamadaki gayretler ve harcamaların belki de yüzde biri inançlı ve dengeli bir insan olmaya hazırlık için harcanmıyor. Bu konuda yeterince emek sarf edilmiyor. İnsanlar sadece karnı doyurulan, sırtı giydirilen, okulları kazanmaya ve illaki okumaya mecbur insanlar olarak görülüyor.
Bu şekilde yetişen insanlar bazen teknolojiyi yanlış kullanmanın sonucu evli iken de bekâr iken de karşı cinsle internet aracılıyla tanışıp, toplumu ve aileyi yok sayarak, sanki kaya kovuğundan çıkmışçasına birliktelikler kuruyor, çok sürmeden de ayrılıklar, cinayetler ve son bulan hayatlar ortaya çıkıyor.
Olayın bir diğer yönü insanlarımız şehir hayatına girdikçe başkalarıyla ilgilenmez hale geliyor. Hz. Peygamberin komşusu açken tok yatan bizden değildir tavsiyesi burada geçmez hale geliyor. Ne yazık ki şehir hayatı bizi sadece mesai arkadaşlarımız, dernek ve sendika arkadaşlarımızla ilgilenen, onun dışındaki bina komşusu, bitişik gecekonduda da olsa yakınlardan bihaber insanlar haline getiriyor.
Şundan emin olalım; toplumda yaşanan problemlerin büyük kısmında insanlarımızın derdini anlatacak insan bulamayışı, buna cesaret edemeyişi, aynı zamanda dert dinlemeyi düşünemeyen, çevresine dikkatlice bakamayan, buralarda ne olup bittiğini takip edemeyen insanlar haline gelmemizden kaynaklanmaktadır.
Unutmayalım ki; Cenabı-ı Allah bizlere maddi manevi ne kadar nimet verirse bunun karşılığı diğer insanların bizim üzerimizdeki külfetini de o oranda artırır. “Azıcık aşım ağrımaz başım” demeye hiçbir sorumlu insanın hakkının olmaması gerekir.
Dünyaya Allah’a kulluk ve imtihan için geldiğimize göre, şiddete, savurganlığa, sahipsizliğe ve sorumsuzluğa karşı insanlarımızın dertlerini dinlemek, kimsesizlerin kimsesi olmak, nimetlerin sorumluluğunu yerine getirmek için elbirliği ve dayanışma ile yola çıkmak için Bismillah diyelim. Bu konuda yar ve yardımcımızın Allah olduğunu unutmayalım.