‘Biz, kutsallarını önüne koyup
Onları kendine siper etmeyen,
Kutsallarının önünde kendileri siper olan bir geçmişin çocuklarıyız Mansur…
Sözlerin kulaklarımdan, tebessümün gözümün önünden hiç gitmiyor Güven Yüksel ağabey.
Sana selamların en güzeliyle dualarımı gönderiyorum her dem
Elli güzel arkadaştılar
Pırıl-pırıl
Bir kalpleri,
Ülküleri genişliğince gönülleri vardı.
Arkadaşlıklarını özellikle Nurettin Taşçı ağabeyle arkadaşlıklarını kıskandığımı söylediğimde:
’40 yaşından sonra da olgun dostluklar
Kurulur Mansur…’ demesiyle ikimizde tebessümle kucaklaşmıştık
Hep birlikte feleğin çemberinden geçtiler.
Sınandılar hep birlikte.
Sınanma ateşinden, yanmadan, kül olmadan, pişerek çıkabilen nadirattan idiler.
Yaşadıkları Sosyo-ekonomik zorluklar, yani eşyanın değiştirmeye-yamultmaya güç yetiremediği nadir, nadide dostlardılar.
Lübnan’a gideceğimi söylediğimde, kenara çekip,’Mansur gardaşım şunu al, yolculuğuna benden bir katkı olsun,
sağ -salim gel ha,
sen bize lazımsın..’ demesi,
Zekeriya Karaca’nın Cafe’sin de,
geçen günler,
Sohbetler de farklı bir edayla ortaya koyduğu o güzel latifeli muhalif tavırları,
Tanıştığımız günden buyana geçen her vakti saat-saat, dakika-dakika anıp tekrar-tekrar yaşıyorum.
Kırkından sonra hayatıma olgun bir dostluk katan sevgili Güven Yüksel Beyi tanımamış olmak, şimdi düşünüyorum da, büyük bir eksiklik olacaktı. Buda benim bir hamd vesilemdir.
En yakın arkadaşı-dostu Nurettin ağabey cenazede gözyaşlarıyla: O ADAM GİBİ BİR ADAMDI’ demişti.
Evet, o adam gibi bir ADAM’dı.
Yıllar yılı, aradığı hazineyi bulmak için deryalara, derinlere dalıp- dalıp çıkan ben için, en son daldığım deryada, kendimi bulduğum o hazine sandığının en parlak mücevherleri arasında bulduğum bir yakut gibi…
senin dostluğunu saklayacağım
sevgili dostum.
seni selam ve duaların en güzeliyle kucaklıyorum.
efendimizin ravzasın da buluşmak üzere…