Düşmanların olmadığı bir dünya düşünsenize. Düşmanı olmayan bir ülke. Düşmanı olmayan bir insan. Düşmanı olmayan bir ideoloji. Sonunda varlık nedeni olmayan bir şeyler kendiliğinden kaybolur giderdi.
Düşmanlarınızın olmadığı yerde bazılarının da varlık nedeni bir anda kaybolur sonra neden beni silip geçtiniz diyerek insanlara karşı yeni düşmanlar yaratmanın derdine düşerlerdi. Sonra yeni bir düşman yaratılarak o düşmana karşı her an için tetikte olmayı. O düşmanı her zaman kuşaktan kuşağa aktarıp düşmanların iyi bilinmesi için yeni nesiller diri bir eğitim ile tekrar tekrar canlandırılır.
Düşmanın olmadığı yerde silahın, ordunun, komplonun, entrikanın ve diğerlerinin hiçbir varlık nedeni kalmayacak. Hepsi işe yaramayan anlamsız unsurlar haline geliverecek. Varlık nedenlerini anlamlı kılmak için kendilerine düşman yaratmaktan geri durmayanlar her zaman için ulusçuluk ve milliyetçilik gibi kavramların ardına saklanarak düşmanlarını üretirler. Sonrada daha genelleşmesi için din milliyetçiliği, ümmetçilik ardına düşerler. Gözleri kör olmuş biçimde, kendilerine düşman olarak öğretilmiş olanlara karşı, iyilerin olabileceğini tahmin bile edemeden, dosdoğru düşmanlarını yok etmek için programlanmış robotlar gibi hareketleri belirir.
Bazı şeyler varlık nedenlerini hayali unsurlar ile üretir sonra onlara karşı anlamsız savunma paktlarını yaratırlarmış. Tarihten iki örnek vermek isterim: Milli Mücadele sonrası tabiî ki “26 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muhaberesi” sonrasına denk geliyor. Büyük düşman yunan denize dökülür. Sonra Anadolu coğrafyasında gencecik bir Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Yunanistan’dan bile genç bir cumhuriyet olduğu için varlık nedenini bazı şeyler üzerine temellendirmek zorundadır. Belli bir resmi ideolojisi dostu düşmanı lideri ve kutsal değerleri olacaktır; zira o yıllarda kurulan bütün cumhuriyetlerin böylesine vazgeçemeyecekleri varlık nedenleri mevcuttu. Çiçeği burnunda kurulan bu cumhuriyetin ilk ziyaretçisi Yunanistan devlet başkanı olmuştu.
Dünya üzerinde kapitalist patronları ortadan kaldırmak için Almanya’da Hitlerin etrafında kümelenmiş Naziler ve Stalin’in etrafında kümelenmiş Bolşevikler birbirlerine düşmanlıkla kendilerini besliyorlar. Faşist olan, komüniste düşman oldukça varlık nedenini ortaya koyuyor. Komünist aynı karşılığı vermek zorunda kalıyordu. Fakat Polonya işgal edilirken gizli antlaşmalarla, Stalin ve Hitler saldırmazlık antlaşması yapılıyordu. Sonradan varlık nedenlerini anlayanlar büyük düşman Komünizme karşı bütün Avrupa’da seferberlik ilan ederek Rusya’ya akınlar düzenliyor. Düşmanının karşısında yıllarca yok etmek için uğraştığı çarlık Rusya’sının bayrakları ile Rusya’nın şehirlerinde seferberlik faaliyetleri sürdürülüyordu. Aynısını Mısırdaki Arapların büyük şefi Nasır da yapmıştı. Müslüman Kardeşler adlı sivil bir örgütün mensupları gönüllü olarak İsrail’le savaşması için cephelere canı gönülden koşmuşlar geri dönenler ise Nasır tarafından idam mangalarına teslim edilmişlerdi.
Düşmanlıklarında aslında sahte olduğunu sadece avamın bir düşmana ihtiyacı olduğunu unutmamak gerek. O yüzden ders kitaplarımızda Yunan, en büyük düşman olup karşımıza çıkar. İyi bir Yunanlı olabileceğini ihtimal dahi edemeyiz. Bizim dostumuzda düşmanımızda bize öğretilmiş olur.
Din milliyetçiliğinin başladığı yerde bizim dinimizin ismini taşımayan; bizim mezhebimizin ismini taşımayanlar hiçbir zaman iyi olamazlar: Onlar gavur, kafir, zındık, sapık hak yoldan ayrılmış olanlardan olabilir. Ne kadar kötü dahi olsa Müslüman olması ve suni mezhebine mensup bilinmesi onun mutlaka kurtuluşu için yeterlidir diye Allah’ın adaletinin tamamen dışında aptalca bir mantık millete yıllarca sunulmuştur. Allah kitabında kim zerre kadar kötülük yaparsa, kim zerre kadar iyilik yaparsa yaptığının karşılığını muhakkak görecektir. Sözünü söylerken onların gözünü din milliyetçiliği kapayıveriyor.
Hindistan’ın bağımsızlığının sembolü olan Mahatma Gandhi’nin en güzel bir sözü vardır.” İndus Irmağının kenarında bir köyde evimiz vardı. Ailem Hindu idi ama annem bize Kuranı kerimden dualar okurdu. Bu nasıl olur demeyin eğer siz Tek Allah’a dua ediyorsanız, ettiğiniz duanın hangi kitapta olduğu hiç önemli değildir. Allah hepinizin sesini duyar.”