Yıllarını laboratuarda geçiren gerçek bir bilim adamı. Sürekli maymunların böbrekleri üzerinde etkili olan bir hastalığı, enjekte ederek onun tedavisini insanlığı bir hastalıktan kurtarmak için çabaladı durdu. Sonra keşfettiği aşı, milyonları sakat bırakan bir hastalığı yeryüzünden silip atacaktı.
Nihayet çocuk felci aşısı bulunmuş. Artık herkes çocuklarını bu güzel insan, bu bilim adamının eline bırakarak, “Dr. Jonas Salk sana teşekkür ederiz”, sözünü söylemekten geri durmadılar. Nice insan ona karşı hayranlıkla bakıp bir minnet duygusu içinde bakıyordu.
Aklımızdan bir an böylesine bir müzmin bir hastalığa karşı tedavi geliştiren bir doktor tonla para kazanır ve bu icadın patentini alıp kimsenin telif hakkı ödemeden bu tedaviden faydalanmasını istediği geçebilirdi. Dr. Jonas Salk zekâsını kullanarak insanları kendine muhtaç etmek yerine insanlık için güneşin patentini alabilir miyiz, içtiğimiz suyun patenti olabilir mi, soluduğumuz havanın patenti olur mu? Sorusunu yüreğinin derinliğinde söyleyendir. Benim için yeterli bir gelir, bir ev ve arabadan başka ne ihtiyacım olabilir ki…
Güneşin patenti olmaz diyen bu insan kendisinin hiçbir zaman alkışlanmasını istemedi. Kendimize dönüp baktığımızda ne kadar zavallı olduğumuzu anlamak hiçte zor olmayacak. Daha iyi bir gelir, daha iyi bir kariyer, daha konforlu hayat. Tek istediğimiz dilimiz başkasını söylese de gönlümüz hep onların aşkıyla atar.
Olumsuz ferdi örnekleri yazmaya kalksak sayfalara sığmayacak kadar örnek verebilme imkânımız doğar. Anlamsız şikâyetleri de birçoğu konuşabildiği oranda aktarma derdine düşer. Şikâyetçi bitmez, şikâyet edilen de bitmeyecektir.
Gönüllere bir derman olmaktan uzak kalanlar sadece kusur bulmanın derdiyle uğraşırlarken, kimileri de anlamsız ihtiraslarının kölesi olup hayatlarını sadece benliklerine köle olarak devam ettirecektir.