16-17 Nisan 2011 günlerinde İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’nin düzenlemiş olduğu “Türkiye’de İltica Sistemi” konulu eğitim seminerine Mazlum-Der Kayseri Şubesi adına davet edildim. 15 Nisan Cuma günü Ankara’ya giderek programın yapılacağı Neva Palas oteline yerleştim.
Eğitim semineri 16 Nisan Cumartesi günü sabah kahvaltısını müteakip saat 09.30 da konferans salonunda ev sahibi olarak Türkiye İnsan Hakları Vakfını temsilen Elçin TÜRKDOĞAN hanımefendinin açılış konuşması ile başladı. Konuşmasına davet edilen Kayseri, İstanbul, İzmir, Adana, Kütahya Mazlum-Der şube temsilcilerine ve İnsan Hakları Derneğinin Hatay, Adana, Van, İstanbul, Diyarbakır, İzmir, Gaziantep ve Doğu Beyazıt temsilcilerine katılımlarından dolayı teşekkür ederek program hakkında bilgiler verdi.
Sunum Ankara Üniversitesi’nden Doç. Kerem ALTIPARMAK’ın “ İnsan Hakları bağlamında sığınma hakkı” konusunda söz almasıyla başladı. Konuşmasında; Sığınma hakkı, İnsan Haklarının zayıf karnı. Hak meselesi haklara sahip olması hakkından oluşur. Yurttaş olmayanların yani sığınmacıların insan hakkı var mı diye sorarsak eğer, sığınmacı hiçbir statüye sahip olmadığı için hakları da mevcut değil. Eğer sığınmacı diplomatik koruma mekanizmasında ise bir ülkenin vatandaşı diğer bir ülkede insan hakkı ihlaline uğrarsa kendi devleti onun hakkını arar. AİHM. Hakların pratik ve etkin korunmasını istemektedir. Zulmetme ve ayrımcılık yasağı insan hakları ana temasından oluşan hakların kaynağında insan onuru kavramı kullanılır. Bu dokunulmaz bir ana çekirdektir. Bir sığınmacının insan hakkı varsa insan onuruna dokunmamak gerekir. İnsan onuru kavramında üç şeyden bahsederiz. İsmimizle taşıdığımız onurumuz, mensubu olduğumuz din ve etnik yapımızdan ve insanlığa sahip olmanın onuru diyebiliriz. AİHM; işkence, haysiyet kırıcı ve insanlık dışı muamele yasağını içeren 3. Maddenin askıya alınmayacağını belirtmektedir. Sığınmacılar için Türkiye’de en önemli sorunlardan olan çalışma hakkını kazanabilmesi için statü değişikliğini kazanmaları ya da konu ile ilgili kanun yapılması gerekir diyerek konuşmasını tamamladı.
Programın ikinci konuşmacısı Mülteci-Der yönetim kurulundan Taner KILINÇ’ın “ Türkiye’de iltica ve uluslar arası koruma tarihi ve temel kavramlar” konusunda söz aldı. Konuşmasında; uluslar arası hukuk kavramında iltica konusu korunan bir maddedir. İkinci bir ülkeye sığınan sığınmacı ve mülteciler ikinci ülke tarafından sınır dışı edilmesi durumunda uluslar arası hukuk devreye girer ve bu duruma engel olur. İltica hukuku suç işleyenleri bu kapsama almaz. 1951 sözleşmesi Türkiye’nin taraf olduğu en önemli sözleşmedir. 14. Madde gereği iltica hakkı bir temel insan hakkı olduğu için tüm ülkeler göçmen almayacağını söyleyebilir ama sığınmacı ve mülteci alamam deme lüksüne sahip değildir. Bu durum 14. Madde ile güvence altına alınmıştır. Ama ne yazık ki İtalya ve Avrupa ülkelerinin Kaddafiye milyonlarca Euro vermesiyle sorunu çözmüş görünüyorlar ama mülteciler hukukunun içini boşaltıyorlar.
Mülteci ve sığınmacı statüsünü kazanmak için; haklı nedenlerle korku yaşaması, zulüm görmesi gerekir. Ülkenin dışında bulunmasıda mülteci statüsü kazanmasına sebeptir. Türkiye ye giren vizeli sığınmacıların müracaatlarından sonra kendilerine kayıt numarası( TC. no) verilebilmesi için bir bedel ödemeleri gerekiyor. Durumları müsait değilse Yabancılar şubesi tuttukları tutanakla ikamet harç muafiyeti sağlayabiliyor. Avrupa birliği müktesebatına göre Türkiye’de 7 ilde kurulacak barınma ve geri gönderme merkezleri Kızılay yönetimine bırakılacak diyerek konuşmasını tamamladı.
Saat 14.00 deki oturumun konuşmacısı Uluslar arası af örgütü Türkiye Şube temsilcisi Volkan GÖRENDAĞ’ın “ Türkiye sığınma sistemi ve düzensiz göç kontrolü uygulamaları “ konusunda bir sunum arz etti. Sunumunda; 1 Ocak 1951 den önce Avrupa veya başka bir yerde meydana gelen olaylar şeklinde coğrafi ya da zamansal açıdan savaş sebebiyle sınırlama imkânı sağlanmıştı. 1967 yılında yapılan Cenevre sözleşmesinde tarih sınırlaması kaldırılmış, bu sözleşmeye taraf olan Türkiye, Monako, Madagaskar ve Kongo uygulayan ülkeler olmuşlardır. Mülteci statüsü kazanmak için ikinci bir ülkeye sığınma talebinde bulunanların; barışa karşı savaş suçu veya insanlığa karşı suç işlemesi, siyasi nitelikli olmayan suç işlemesi ve B.M.nin amaç ve ilkelerine aykırı davranması mülteci ve sığınma statüsünün dışında kalmasına sebeptir. Ayrıca ikinci bir ülkeye kaçak giriş yapanlar, sınırdaki valiliğe müracaat etmeyip başka bir ile gidip müracaat ederse, evrakları ile birlikte sınırdaki ile gönderilir.
Buradaki yabancılar şubesi rapor tutup İçişleri Bakanlığına gönderir. İçişleri Bakanlığıda; Dış İşleri Bakanlığı ve BMMYK. Den görüş alır, sonunda kabul ya da ret kararı alır. Eğer kabul kararı vermişse üçüncü bir ülkeye gönderilmeyi bekler. Ret edilmişse kendisine sınır dışı edilmesi için belge ve 2-15 gün arası süre verilir. Bu durumda kendilerinin hemen bir avukat aracılıyla itiraz edip varsa başka belgelerini de ekleyip müracaat eder. Eğer bütün yapılanlara rağmen yine ret kararı çıkarsa idari mahkemelerinde dava açıp sonucu bekleyebilir. Burada da sonuç alamazsa AİHM. Yolu görünür.
Türkiye sistemine göre hukuki statü olarak coğrafi sınırı Avrupa içinde olan ülkelerden iltica başvurusunda bulunanlara MÜLTECİ, Avrupalı olmayanlar ise SIĞINMACI olarak kabul ediliyor diyerek sunumunu tamamladı.
Saat 15.30 daki oturumun konuşmacısı BMMYK’ den Zeynep Burcu YAVUZ “ İltica sisteminde BMMYK. Rolü ve prosedürü” konusunda bir sunum arz etti.
Saat 15.30 daki oturumun konuşmacısı BMMYK’den Zeynep Burcu YAVUZ “ İltica sisteminde BMMYK. Rolü ve prosedürü” konusunda yaptığı sunumda; özetle BMMYK’nin Türkiye ofisinin 1960 yılında kurulduğunu, 1951 Cenevre sözleşmesi ile mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin düzenlemelerin yapıldığını, başlangıçta 3 yıllık geçici süre ile ve 5 milyon dolar bütçe ile kurulan BMMYK’ beşer yıllık süre ile 2000 yılına kadar hizmetlerine devam ettirildiği, merkezi Ankara olmak üzere İstanbul, Van ve Silopi’de 80 çalışanı ile Türkiye’deki sığınmacı ve Mültecilere uluslar arası koruma sağlayarak sorunlarına kalıcı çözümler bulmaya çalıştıklarını dile getirdi. Derneğimiz 1994 yılında çıkan yönetmeliğe göre hareket ediyoruz diyerek sunumunu tamamladı.
Günün son konuşmacısı 16.30 daki Sığınmacı ve Göçmenler Derneği,(SGD) adına İbrahim Vurgun KAVLAK” Türkiye’de sığınmacı ve mültecilerin temel sorunları ve sosyal haklara erişimleri” konusunda yaptığı sunumda; Türkiye’de mevcut sığınmacı ve mülteci barındıran 32 uydu kent sayısı bulunmaktadır. Bu sayı Nisan 2011 itibariyle 51 uydu kente çıkarılmıştır. SGD. Türkiye’de şu anda 18 ilde faaliyet göstermektedir. Çalışmalarımızı bulunduğumuz İlin Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü ve varsa o İldeki BMMYK. İle koordineli bir şekilde yürütüyoruz. Ülkemizde sığınmacıların en yoğun yaşadığı İl olarak sırayla Van, Kayseri ve Gaziantep olarak sıralayabiliriz. 2011 yılı baz alınırsa Kayseride 1684 sığınmacı yaşamakta olup, bunlar genellikle İran, Irak, Afganistan ve Somali ağırlıklıdır. Ülkemizde barınan sığınmacıların sağlık hizmetleri erişiminde her ne kadar bulundukları İlin sosyal yardımlaşma fonu, yerel belediyeler ve STK. lar tarafından yer-yer karşılansa da genelde oldukça güçlük çekilmektedir. Ayrıca 2011 yılında sığınmacılar ve mülteciler için tek giriş vize harçlarının yönetmelikle kaldırılmış olması olumlu bir gelişmedir. Sığınmacıların kabul koşullarına ilişkin genel durumu özetleyecek olursak; sağlık hizmetlerine erişim, ikamet harç bedeli, barınmaları, hukuki mekanizmalarına erişim iş piyasasına erişim ve eğitim olanaklarına erişim şeklinde ifade edebiliriz diyerek sunumunu tamamladı.
Seminerin ikinci günü kahvaltıyı müteakip saat 10.00 da Helsinki Yurttaşlar Derneği adına İrem ARF’ın “ İltica sisteminde STK. ların rolü” konulu bir sunum gerçekleştirdi. Sunumunda; üyesi bulunduğu Helsinki Yurttaşlar Derneğinin kuruluş ve çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Ülkemize herhangi bir sebeple giren sığınmacıları çeşit-çeşit sorunlar beklemektedir. Bu sorunların en önemlisi sığınmacı ve mülteci statüsüne girebilme sorunudur. Hukuka aykırı sınırdışıları, geri gönderme, ulusal mevzuatın ihmali, kişilerin can güvenliğini tehlikeye atan hukuk dışı uygulamalardır. Mültecilere hukuki desteğin yanında izleme, raporlama, kapasite geliştirme, savunma, lojistik lobi çalışmaları şeklinde destekler sağlanmaktadır. Hukuki destekten kasıt prosedürün amaçları ve işleyişinin anlatılması, ifade hazırlanması, destekleyici ülke bilgisi toplanması, hukuki argümanların BMMYK. ne yazılı sunumu ve BMMYK’ne görüşmelerinde refakat etmek gibi değerlendirebiliriz. Ayrıca mülteci destek programında koruma program çerçevesinde İçişleri Bakanlığı prosedürüne erişim, usulsüz ve hukuka aykırı sınırdışıların önlenmesi, keyfi alıkonmaların önlenmesi, ret kararlarına itiraz gibi destek verilmektedir. Mültecilere hukuki destekle beraber psikolojik destek, entegrasyon desteği sağlanmaktadır. Statü kararları alınırken başvuran mültecilerin yaşadıkları zulüm hikâyesini yeterince anlatmaması ve bazen bilinçli olarak eksik ya da yanlış ifade vermeleri hatalı statü kararları alınmasına sebep de teşkil etmektedir. Karar vericiler ise delilleri hatalı yorumlayabilme ( kişinin beyanı, menşei ülke bilgisi ) ve hukuki yorum hatasıda ( mülteci tanımı ) yapabilmektedir. 2008 yılı Mart ayından bu güne kadar 32 AİHM. Başvurusu yapılmış olup 29 una acil tedbir kararı, ikisine de mahkûmiyet kararı çıkmıştır. 20 kişi için İdari Mahkemelerine başvurumuz olmuştur diyerek sunumunu tamamladı.
Saat 11.30 a gelindiğinde seminerin son konuşmacısı Psikiyatri uzmanı Özge Yenier DUMAN “ mağdurlarla görüşme yaparken dikkat edilmesi ve özen gösterilmesi gereken etik, teknik ve pratik bilgiler “ konusunda çok detaylı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumunda; tramvatik yaşantı öyküsü olanların tıbbi ya da hukuki değerlendirmelerde mağdurla görüşme anahtar rolüne sahiptir. İyi bir rapor yeterli ve kapsamlı görüşme ile hazırlanır. Mağdurla görüşmeden maksat, tramvatik yaşantının etkisini saptamak ve gerçeği ortaya çıkarmak, işkencenin varlığını sezebilmek, bedensel ve ruhsal kanıtlarını belgelemek, elde edilen bilgileri veri toplama ve belgelendirmeyi güçlendirmek için uygun biçimde kullanmak ve bilgileri güvenli biçimde ilgili birimlere iletilmesini sağlamaktır. Mağdurla görüşmenin başında kendimizi tanıtıp, görüşmenin ve bizim amacımızı, görüşmenin kurgu ve süresini sınırlılıklarını izah etmeliyiz. Tüm bunlar için kişinin onayının alınması gerekir. Görüşme tam gizlilik ve mahremiyet koşullarında gerçekleşmesi gerekir. Varsa eğer görüşme odasında diğer kişilerin kim olduğu, orada bulunma amaçları izah edilmelidir. Görüşmeci ile mağdur arasında güven oluşması için görüşmenin; etkin dinleme, dikkatli iletişim, empati, dürüstlük, yargılamayan yaklaşım, saygı, önyargılı olmama, gerçekçi olmayan beklentiler yaratmama gibi konulara dikkat etmesi gerekir. Gerekli görüldüğünde tıbbi bakım ve rehabilitasyon gereksinim duyanlar uygun birimlere sevk edilebilmelidir. Görüşmeye başlamadan önce görüşmeci kendisine; neden bu görüşmeyi yapıyorum, benim bu süreçde rolüm nedir, ne elde etmek istiyorum gibi sorular sormalı ve mağdurdan randevu alarak hangi kanallardan gelmiş, başvuru konusundaki istek ve çabasını öğrenmelidir. Görüşmeci görüşmeye zamanında başlayıp kendini tanıtmalı, varsa diğer kişileri tanıtıp bulunma nedenlerini söylemeli, görüşmenin amacını, süre ve kapsamını izah etmeli, göz temasını sağlamak, daha az hassas bilgilerden başlayıp zamanla soruları derinleştirmeli, duygusal yoğunluk azaldığında görüşmeyi sonlandırmalıdır. Bu görüşme çevirmenler ile beraber yapılıyorsa; çevirmenlerin mağdurun dilini bilmesi yanında kültürünü de iyi tanıması ve tüm konuşulanları tercüme etmesi gerekir. Görüşme sonrası elde edilen veriler gözden geçirilip, yapılması gerekenlerin saptanması, tıbbi ve hukuksal değerlendirme ve danışılması gerekenlere danışıp rapor yazımı tamamlanabilir diyerek çok etkilendiğim sunumunu tamamladı.
Öğle yemeğini müteakip atölye çalışması adı altında tüm katılımcılar iki gruba ayrılarak; ülkemize giriş yapan iki sığınmacı ailenin karşılaştıkları sorunlara çözüm konusunda hem hukuki, hem tıbbi ve ahlaki noktada yapılacak görüşler sunuldu ve üzerine tartışıldı. Neticede iki gün süren eğitim semineri tüm katılımcılara yeni bir hizmet alanı, gönül köprüsü ve ülkemizde büyük sıkıntılar içinde gitmeyi hayal ettikleri 3. Ülkenin davetini sabırsızlıkla bekleyen insanlar olduğunu hatırlattı. Sertifikalarını alan tüm katılımcılar özellikle eğitim programın düzenleyen TİHV. ve İHD. Temsilcilerine, sunum gerçekleştiren konuşmacılara şükranlarını sunup, teşekkür ettikten sonra birbirlerine iyi dileklerde bulunup vedalaştılar.
Bu güzel eğitim semineri programını organize eden çok değerli kardeşim Elçin TÜRKDOĞAN’ ve çalışma arkadaşlarına, emeği geçen ve katılımlarıyla semineri amacına uygun hale getiren tüm katılımcılara teşekkür eder, hayırlara vesile olmasını diler, bu programın devamını ilgililerden beklerim.
Değerli okuyucularıma kısaca şunu söylemek isterim. Bu köşe yazımı yazmaktan kastım seminerde gördüklerimi sizlerle paylaşmaktan ziyade, ülkemizde sığınmacı ve mültecilerin varlığına işaret edip, vatanlarını terk edip üçüncü bir ülkeye gitmeyi beklerken sizlerin yardımına ihtiyaçları olduğunu ( ekonomik, tıbbi, iaşe vb. gibi.) hatırlatmak, gönüllerinizdeki kıpırtıları harekete geçirmek için çaba gösteriyorum. Yapacağınız hayırlara bende inşallah yazılarımla destek olurum. Kayserimizde bende destek olabilirim diyen kardeşlerime bu konuyla ilgilenen Sığınmacılar ve Göçmenler Derneğinin (SGD) 0 352 222 62 15 nolu telefonuna ulaşmalarını ve desteklerini esirgememelerini temenni ederim.
Hayırla kalınız.