Şu içine girmiş olduğumuz seçim sathı mehalinde,
partilerin propaganda bombardımanına maruz kalmaktayız.
Cehaletin elinde altın bile, paslı bir teneke hurdasından
üretilemeyecek maraz doğuran bir nesne haline gelebilir.
Bütün partilerin, aday tespit yöntemi, adaylarda aramış
oldukları kriterler, seçim vaatları, açıkladıkları
projeler, birbirleriyle rekabet için kullandıkları dil ve
eleştiri biçimi, bütünü sonuç itibarı ile insanları
olumsuz etkileyecek bir siyaset tarzına dönüşmüş haldedir.
Adayları tespit ederken daha fazla oy celp-edebilmek için
etnik köken üzerinden yapılan tercihler, nasıl bir sonuca
matuftur hiç kimse düşünmüyor.
Çünkü gözetilen şey pragmatist bir mantıkla fazladan
alınabilecek bir oydur.
Oysa böyle bir davranış, etnik kökenli vatandaşları, etnik
köken üzerinden siyasi menfaat temin etmek için oyunu
pazarlayan durumuna itmektedir.
Daha sonraları partiler içinde her etnik köken arasında
bir dayanışma ve örgütlemeyi tetiklemekte ve aralarında
amansız bir mücadele başlatmakta ve buda aralarında güven
ve kardeşliği yitmesi hamasetlerin oluşmasına sebep
olmaktadır.
CHP’de kasetle başlayıp, genel başkan ve kadroların
değişimiyle yaşanan şeylerin böyle bir yönü de vardır.
Örneğin Kayserimizde partilerin aday seçimlerinde bu
mantığın hakim olduğu görülmektedir.
Eski valimiz Sayın Nihat Canpolat ve Yusuf Halaçoğlu
ehliyet ve birikimleri, kişilikleri itibarı ile her
partiden rahatlıkla aday olabilecek-aday gösterilebilecek
şahsiyetlerdir.
Onların kökenleri üzerinden bir politika üretilmesine
gerek yoktur.
Hakeza diğer parti adayları içinde aynı şeyler söz
konusudur.
Diğer yandan, böyle bir kapı açıldığında, sivil toplum
örgütleri (Vakıf-dernek gibi) içine sinmiş küçük köylü
siyaset tilkilerine malzeme sağlanmaktadır.
Bütün bunlarda vakıf-dernek gibi örgütleri amacından
saptırmakta, yapısını bozmakta, toplum yararına değil de,
siyasi lobi faaliyetlerin, pazarlıkların yapıldığı yerler
konumuna düşürmektedir.
Yapılan Seçim vaatleri ve açıklanan projeler itibarı ile
değerlendirildiğinde siyasi körlüğün temellendirdiği bir
cehalet açıkça görülmektedir.
Bu siyasi körlük ve cehalet kullanılan dil ve eleştiri
mantığını-üslubunu ahlaki temelinden kopararak değerlerin
inhirafına sebep olmaktadır.
Temiz bir peçete isteyen adamın, sadece temiz peçete
isteğine bakılarak, o adamın temizliği hususunda karar
vermek demek, temelde bir bakış yanlışlığı-bir görme
kusuru bulunduğu anlamına gelir.
Temiz peçeteyi isteyen adamın o peçeteyle neresini
sileceği önemlidir.
Siyasi körlükten ve bu körlüğün oluşturduğu cehaletten
azade kılmadan kendimizi, yapılan vaat ve sunulan
projelere baktığımızda, konumumuzun gereği bulunduğumuz
yerin salyasını ağzımızı sulandırarak akıtmaktan başka bir
işe yaramaz.
Neyse ki ve iyi ki, Siyasi cehaletin, aptal bir seçmen –
parlak vaatler kumpası üzerinden yürütülen seçim
çalışmalarını ciddi bir şekilde tehtid eden değişen ve
genç bir seçmen profilimiz var.
Öte yandan, ‘Kürt’ etnik kökeni üzerinden, illegal bir
örgütün kurduğu alt yapıdan beslenerek ortaya çıkmış olan
siyasi hareketin varlık ve meşruiyetini ‘Teröre’ bağladığı
sürece düştüğü çok genel ve çok derin Cehaletten bir
kurtuluş şansı yoktur.
Marksist ideolojik mantığı içinde, alternatif ‘CUMA’
namazları vesaire gibi ürettiği malzemeyle, Müslüman
Kürtlerin sinesinde kök salması buradan meşruiyet istihsal
etmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Müslüman Kürtlerin üzerindeki bütün etkisinin temelinde
yalnızca ‘KORKU’ yatmaktadır.
Yıllardır korkuya dayalı izlediği illegal politikasının,
her Müslüman kürdün bilinçaltında derin bir nefreti
ürettiğini, korku üreten mekanizmaları bozulduğunda
göreceklerdir.
Cahilin elinde adalet, nasıl zulüm üreten bir mekanizmaya
dönüşüyorsa, Cahilin elinde Siyaset de, insani değerleri
yiyen bir hayvana dönüşmektedir.
Vesselam.