Tahsil, iş ve emeklilik hayatımda çok okumanın bana verdiği şevkle bilgi dağarcığıma yeni bir şey eklemenin daima çabasında oldum. Her yeni bir gün farklı bir kitap okumanın cesareti beni çok şeyler öğrendiğimi zannetmeme ve bu zan da beni hataya sevk ediyordu. Gönüllüsü olduğum Mazlum-Der camiasında insan hakları temelli tüm konular ilgimi çekmiş, bu alanı öğrendikçe de bilgi açlığımın farkında olmamı sağlamıştı. Bu konulardan ikisinin, üzerinde çok okunması ve paylaşılması gerektiği kanaatiyle haddim olmayarak siz değerli okuyucularla paylaşmak istedim.Ana başlığıyla konulardan biri “HİLFU’L FUDUL” diğeri ise “MEDİNE VESİKASI” dır.
Hilfu’l Fudul; İslamiyet öncesi Mekke’de Arapların yaptığı ve Peygamber efendimizin Peygamber olmadan önce 20 yaşında iken attığı bu imzanın kıymetini göstermek için “Abdullah b. Cudan’ın evinde yapılan and’da bende bulundum. Bence o and; kırmızı tüylü bir deve sürüsüne malik olmaktan daha sevimlidir. Ben ona İslam devrinde bile çağrılsam icabet ederim” demiştir. Gelelim Peygamber efendimizin çok kıymet verdiği antlaşmanın içeriğine:
Fil olayının 20. Yılında Mekke’de hiçbir yabancının can, mal ve namus güvencesi kalmamıştı. Tüccarların malları alınıp ücreti ödenmez, Hac için gelenlerin namuslarına zarar verilir, kimsenin itirazı olmazdı. Bu zamanda Yemen’den bir tüccarın getirdiği malı alan As b. Vail aldığı malın karşılığını ödemez. Bunun üzerine Yemenli tüccar Ebu Kubeys dağına çıkıp uğradığı zulmü Mekke halkına şiir olarak ifade eder. Bu durumdan rahatsız olan Peygamberimizin amcası Zübeyir; Mekke’nin ileri gelenlerinden Haşim, Muttalip, Zühre, Esed, Haris ve Teymoğullarının ileri gelenleri ile Abdullah b. Cudan’ın evinde toplanırlar ve hakları alınıncaya kadar Mazlumların yanında olmaya karar verilir. Bu anlaşma yapılırken, ortaya konan kokulu bir çanağa herkes birer-birer kalkıp ellerini batırıp; “ Vallahi bundan böyle Mekke’de yerli olsun, yabancı olsun zulme uğramış hiç kimse kalmayacak, zulme meydan vermeyeceğiz. Mazlumlar zalimlerden haklarını alıncaya kadar mücadele edeceğiz. Hıra ve Sebir dağları yerlerinden silinip gidinceye, Kâbe’ye İstilam İbadeti ortadan kalkıncaya kadar bu ahdimizde sebat edeceğiz” diye and içtiler. Antlaşmadan sonra imza atanların tamamı As b. Vail’in kapısına dayanıp Yemenli tüccarın hakkını almışlardır. Anlaşmaya imza atanların ölümü ve yeni kişilerin alınmaması ile Hilfu’l Fudul son bulsada yıllarca sonra bile adı zalimleri korkutmaya yetmiştir. Bu önemli anlaşma Mazlum-Der derneğinin kuruluş felsefesi olmuş, her daim özüne sadık kalınmıştır.
Bir diğer önemli konu ise Medine Vesikası’dır. Peygamber efendimizin Medine’ye Hicret’inden 1 (Bir) yıl sonra Medine Vesikası hazırlanmıştır. O yıllarda Medine’de Müslümanlar, Yahudiler ve Müşrik Araplar yaşamakta idi. İşte bu farklı insanların bir arada sorunsuzca yaşamalarının sağlanması için Peygamber efendimiz önce Medine’nin nüfusunu saydırdı. Sonuç’ta 10.000 kişinin yaşadığını, bunlardan 1.500 kişinin Müslüman, 4.000 kişinin Yahudi ve 4.500 kişinin’de Müşrik Araplardan oluştuğu ortaya çıktı. Önce Ensar ve Muhacir ailelerin başkanlarının katıldığı bir Meclis toplanarak Medine Vesikasının ilk 23 maddesi tespit edilip yazılı hükme bağlandı.
Bundan sonra Müslüman olmayan insanların liderleri ile Enes’in evinde toplanıp istişare etti ve sonucunda yeni bir şehir-devlet yapısı üzerinde anlaştı. Devamında yeni Devletin Anayasası olarak Medine Vesikası yazıldı ve onaylandı. Orijinal halinde 52 maddeden oluştuğu bilinen Medine Vesikası, Avrupa diline çevirisinde 47 maddeye düşürülmüş, ilk 23 maddesi Müslümanlarla ilgili konularda, 24-47 maddeleri arasındaki maddelerde Yahudilerle ilgili konuları ele almaktadır.
Medine Vesika’sı hakkında bilinenler; Enes b. Malik’in ifadesinde Medineli Müslümanlar ile Kureyşliler arasında evimde karşılıklı söz vererek bir sözleşme yaptılar. Bu sözleşmeyi ilk defa kaydedende Muhammed İbn. İshaktır.(öl. Hic.151) Medine Vesikasına günümüzde Anayasa ismini vermek en uygun olanıdır. Medine vesikası ilk İslam Devletinin Anayasa’sı olduğu kadar yeryüzünde de ilk yazılı Anayasa olma özelliğide mevcuttur.
Medine İslam Devletinin Anayasası o günün şartlarında benzeri bulunmayan, farklı dinlere mensup insanların bir arada yaşamasının nasıl mümkün olduğunu gösteren bir belge sayılır. Aynı zamanda Medine Vesikası; Medine’de yaşayan farklı dinlere mensup insanlar açısından hükmedici değil katılımcı temelinde bir toplumsal projedir. Burada yaşayan Müslümanlar Yahudiler ve diğerleri; özgür ve güven içinde olup kendi dinlerini tebliğ edebileceklerdir. Buradan yola çıkarak, Peygamber efendimiz Medinelileri bir araya toplayıp; “Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı devlet olalım ve Medine’yi müşterek müdafaa edelim” teklifi kabul gördü ve 52 maddelik anlaşmayı dikte ettirerek konfederatif bir devlet kurdu. Peygamberlik sıfatının yanında Devlet Başkanlığı sıfatıda aldı. Medine Vesikası içeriği Medine’de; birliği, yardımlaşmayı, adalet ve eşitliği kapsıyordu. Bu belgeye sımsıkı bağlanıldığı ve uygulandığı içinde Medine Devleti kuvvetli ve sağlam temeller üzerine kurulmuş oldu. Bu vesikayla Müslümanlar, Yahudiler ve müşrik Araplar arasında ortak savunma anlaşması yapılmış, birbirlerinin dini yaşantılarına karışmamaları garanti altına alınmıştır.
Değerli okuyucularım; İnşallah öğrendiklerimi sizlerle paylaşmamın bir nebze’de olsa bilgi dağarcığınıza katkı sağlayacağına ümit etmekteyim. Sizleri Allah’ın en güzel selamı ile selamlayarak satırlarıma son veriyorum.
Allahaısmarladık
|