Tarihi seçime beş kala son kozlar oynanıp, adeta son kurşunlar atılırken enteresan manzaralar da gözlerden kaçmıyor. İki seçimde de oylarını artırarak tek başına tam 9 yıldır iktidar olan Ak Parti’yi yıkmak, iktidardan indirmek, indiremiyorsa da güçten düşürmek için sanki tüm güçler birlikte hareket ediyor. Tabiri caizse kalenin surlarından bir taş da ben düşürebilirmiyim diye çırpınan, hatta yırtınan kitleleri, oluşumları, gurupları, fertleri gördüğüm zaman hayret ediyorum. Yeri geliyor CHP’si MHP’yi destekliyor, yeri geliyor MHP’si CHP’yi. Ya da BDP’liler MHP’ye sempatik mesajlar gönderirken, MHP’den de benzer zeytin dalları uzatılıyor. Zaten BDP ile CHP’nin arasındaki çizgiyi fark etmek zorlaşmış durumda. Sadece bu siyasi görüşler değil iktidar partisine görüş olarak çok da farklı olmayan kesimlerde bile surda gedik açma gayretleri son hızıyla sürüyor. Biri çıkıyor bunlara oy veren sırat köprüsünü geçemez diyebiliyor, bir başka cemaat lideri Bozkurtlar gelsin diyebiliyor. Ergenekoncusundan-ulusalcısına, kavmiyetçisinden terör örgütüne, İslamcısından laik kesime kadar hatta şemsiyeyi daha da geniş tutacak olursak İngiliz gazetesinden Amerikan Büyükelçisine, TÜSİAD’dan tutun PKK’nın yayın organına demeç vererek adeta “iktidar size katliam uygulayacak” mesajları verecek kadar mertliği bırakıp namertliğe soyunan yazarlara kadar topyekun bir iktidar karşıtlığı gözden kaçmıyor. Bir MHP’li dostum “bu iktidar yıkılsın da kim gelirse gelsin derken, başka bir MHP’li arkadaşım şakayla karışık CHP-MHP-BDP koalisyonuna bile sıcak bakabileceğini söylüyor. Kılıçdaroğlu’nun mitingini birlikte izlediğim sağ tandanslı bir dostum daha derin bir analiz yapıyor “ İktidar partisi yeniden iktidar olur olmaya ama ne kadar oyu azaltılırsa o kadar iyi olur diyebiliyor. Milletvekili sayısını 290’ın altına düşürmek lazım diyebiliyor. Başka mahfillerde daha neler neler konuşuluyor. Ak parti yeni Anayasayı yapacak güç ve kudrette olmasın istiyorlar. CHP’ye hatta BDP’ye muhtaç bir vaziyette seçimden çıksın istiyorlar. Tabi CHP’ye muhtaç olduğunda CHP diyecek ki ben şunlar şunlar olmazsa uzlaşmaya yokum diyecek. Tıpkı 18 maddelik Anayasa referandumunda olduğu gibi. BDP diyecek ki özerklik-mözerklik olmazsa ben yokum diyecektir. Tıpkı referandumda boykot ettikleri gibi. MHP kapıları tamamen kapatıp ben görüşmek dahi istemiyorum diyecektir tıpkı referandumda olduğu gibi. O zaman Anayasa falan da yapılamayacak. Asıl bazı güçlerin istediği de olmuş olacak.
Elbette muhalefet partileri iktidar olmak için iktidarla uğraşacaklardır. Bu gayet demokratik ve normal bir durum. Ancak iktidara karşı topyekun ve büyük bir kin ve nefretle saldırma mantığını bir türlü anlayamıyorum. Bu siyasi oluşumlar arasından BBP-SP ve Has Parti’yi kısmen ayrı tutuyorum.
Madem iktidarı yıkmak ve kim olursa olsun bir iktidar mı kurmak istiyorlar o zaman hepsi birleşip tek parti olarak seçime girselerdi ya?
Düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla hareket eden siyasi oluşumlar ve çeşitli guruplar işbirliğinde sınır da tanımaz duruma geldiler. Dünya görüşleri birbirine zıt olanlar bile söz konusu menfaat olunca bir olabiliyorlar.
Türkiye bir yol ayrımına doğru ilerlerken, kilit tarih 12 Haziran iken tüm milletimizin gözleri önünde cereyan eden bu manzaralar insanımızın dikkatlerinden kaçmıyor. Elbette yarış olacaktır, elbette muhalefet partileri iktidarı eleştirecektir, elbette tüm muhalefet partilerinin amacı iktidar olmak için yarışmaktır ama bunun da bir ölçüsü vardır. Bu ölçü kaçarsa kendi tabanları da kaybolur gider. İşte Anavatan Parti ve DYP’nin bitiş serüveni ortada. Çizgiler kaybolursa bir de bakarsınız ki ayağınızı bastığınız zemin de kaymış gitmiştir.
Türkiye seçime giderken sanki şöyle bir izlenim veriliyor. Muhalefet topyekun birleşmiş ve iktidarı yıkmak için her yolu deniyor. Memlekette iki gurup var. Ak Parti ve karşıtları….Bu manzaranın en büyük zararı bence yine muhalefete olacaktır. Bir ülkede muhalefet partileri arasında fark kalmaz hale gelmişse, iktidara alternatif oluşturabilmeleri mümkün değildir.