“ÇABUK KIRILAN HALKA HİZMET EDEMEZ. TEMBEL OLAN SA HAKKA KULLUK EDEMEZ”Hz. Muhammed S.A.V.
Adam direğe tırmanmış çalışıyor. Aşağıdan elinde tesbih sallayan ve işsiz güçsüz arkadaşlarıyla laubali, tembel tembel oturan arkadaşlarıyla onu izleyen aşağıdan bağırıyor. Yahu sülo! İn aşağı! Memleketi sen mi kurtaracaksın. Gel bir iki laf edelim şöyle içimize sinerek bizimle sohbet etmiyorsun bizimle, çalış çalış ne olacak. Diyen ve benzer replikler içeren Kadir Çöpdemir’in, namı diğerle dizideki adıyla “Kirli”nin bu reklamdaki verdiği mesaj ortalama memleket insanımın yüzde sekseninin duruş davranış ve dahi yaşantı felsefesini özetlemektedir bakmasını ve baktığına ilmi kriterler bağlamında bakabilen anlamlandırmasını bilen işin ehline göre. Burada nasıl olsa zaman bol dünya geniş daha çok yapacak iş var ama nasıl olsa yaparız felsefesi güzel nazara verilmiş. Ama hayat ve Allah nefes alıp verdiğimiz lahzanın dahi hesabını soruyor, tembelliğe prim ve geçit vermiyor realite.
İş hayatından, dini ve dünyevi işlerin tedvirine varana kadar, öğrenilmesi gereken bilgilerin kazanılması ve amele dönüştürülmesi her zaman boş durmamayı gerektiren gerekliliklerdir. Hak tealanın insana bahşettiği en kıymetli sermaye zamandır. “VELASR-Zamana and olsun”buyuruyor kitabı kerimimiz.Biz bu yazımızda tembellik kökenli olan bazı zaaflarımıza değinmek istedik yaşadığımız “Hayatüd-dünya”mızın boş geçmemesi ve ahirette de dünyada da hüsrana uğrayıp pişman olanlardan olmamak lazım. İnsanda bulunan ve atıl kalmasına sebep olan huylara değineceğim..Tembelliğin merkezine inmeye çalışalım ki anlarsak önlem alırız belki. Farkındalık bütün meselelerin çözümünde ilk aşamadır. Sorunun farkına varmak yarı yarıya pürüzü gidermek sayılır.
ÜŞENGEÇLİK ve VURDUMDUYMAZLIK TOPLUMSAL HASTALIĞIMIZ
Şark toplumlarında, yani bireyselleşme safhasına gelememiş toplumların ortak özelliklerindendir üşenmek. Batılı bir düşünürün insanın “İnsanın kazanacağı en büyük zafer, ferdin kendi kendisini yenmesidir”sözü burada üşengeçliğin panzehiri olacak doğruluktadır. Akıllı ve çağdaş insan, samimi mü min şurda iş ola ola yan gelip yatamaz. İnternetlerde, sokaklarda, kahvelerde yuvarlanamaz. İnsanın kendi kendisini yenmesi günlük dini ve dünyevi mükellefiyet ve işlerini aksatmadan tedvir etmesidir. Hatta işi yoksa iş araması da kendi kendisini kontrol altına alma seçkinliğidir.
“Senin en büyük düşmanın senin iki koltuğunun altındadır, Nefsindir”Hadisi şerifi ne güzel özetliyor her şeyi. İnsan zehirini de, panzehirinide bedeninde taşıyan ilahi bir mahluktur. Hem kalp taşıyor, aynı zamanda nefsi emmare. İnsanı üşendiren nefis ve nefsin en aşağı mertebesi olan nefsi emarenin bilinmesi uğraşıdır İslam tasavvufu. Bu işin künhünü kavrayan insanlara veli, ehlullah ve ricalullah denmiştir din ve dini hayatın dilinde. Kendi kendini aşabilen, hakikati görebilen, iki koltuğu altında taşıdığı nefsinin telkinlerine uyarak hayatını boş geçirmeyendir veli, Allah dostu gerçek insan.
Üşengeç insan çevresinin ve dahi toplumun sırtından geçinmeyi meslek edinmiş asalaktır. Arabasının içinde dürüm ekmek yiyor ve kağıdını aracın penceresinden dışarıya caddeye atıyor üşengeç mikrop. Pepsi içiyor teneke kutusunu durakta bekleyen insanların gözü önünde caddeye fırlatıyor ve çevreyi kirletiyor. Nasıl olsa arabadan inecek olduğuna göre indiği zaman alıp çöp sepetine atmaya üşeniyor tembel ve asalak, mikrop insan.
Bu davranışın diğer adıda vurdumduymazlık denen düşük ahlak yapısıdır. Bunlar toplumdan gelecek tepki ve nefrete de aldırmazlar. Temiz olmaya ve temizlenmeye pek ihtiyaç duymazlar. Adam vurdumduymaz olduğuna göre şöyle düşünüyor herhalde”Nasıl olsa bir yapan çıkar, belediyenin çöpçüsü var”diye düşünebilir ama; çevreye rasgele atılan şeylerin kısa zamanda ellendiğinde mikrop saçan kirli birer mikrop kutusuna dönüştüğünü düşünmeli değil mi?
Sonunda bizim, çocuğumuzun, mahalle komşumuzun veya memleket insanının bir şekilde eliyle temas ettiğinde mikrop ve hastalık kapacağını bildiğimiz bir atığı belediyenin hijyen koşullarda muhafaza ettiği ve zararsızca götürüp yararlıya dönüştüreceği belirlenmiş yerlere bırakma duyarlılığı gerekmez mi. Sonuçta o vurdumduymazca attığın şey belki çocuğunu zehirleyip hasta edecek veya eşin yahut annen baban da olabilir. Çok çok dikkat gerektiren hususlarda dahi vurdumduymazlık ediliyor ve hastanelerle mahkemeler tıka bas doluyor cehaletimizin ceremesi olarak maalesef.
“YEMEKTEN EVVEL ELLERİNİ YIKAMAK FAKİRLİĞİ GİDERİR. YEMEKTEN SONRA YIKAMAK İSE GÜNAHLARI GİDERİR” ÜŞENME …
Geçen günlerde bir yazı okumuştum. O yazıda insanın en çok kullandığı elleridir deniyordu. Elimiz her zaman kullandığımız hayati organımızdır. Bir yardım ettiğimizde, iyilik yaptığımızda toplumda “Eline Sağlık”denmesi bu önemi belirtir. Hayatta iradelilik esastır. İradesine hakim olanlar ve devamlı bu davranış şekline riayet edenlerdir hep ileri noktalara çıkan insanlar. Tembel adamdan, erinen, üşenen vurdumduymazdan halkın deyimiyle ne köy olur ne kasaba.
Merhum Cemil Meriç gece gündüz çalışır ilimle uğraşırmış. Hatta gece uyumamak için kitap okumak için yöntemler geliştirmiş. Saçını yukarıya evin tavanına bağladığı iple bağlarmış ki başım düşerse saçımı çeksin ve uyandırsın, uykum kaçsın diye. Kitap okuya okuya gözleri ama oldu ve sonunda yaşamının önemli kısmını başkalarını okutturarak ve başkalarına yazdırarak ilmi eserler vererek geçirdi. Ama sa yi boşa gitmedi ve ölmez eserler vererek ilim ve kültür hayatımızda müstesna köşe taşlarından olan eserlerinden istifade edilmektedir.
Dini konuda da üşenmek helak sebebidir. Peygamber Efendimiz SAV “İnsan yattığında şeytan insana üç düğüm atar. Onu tesir altına alarak başlar. Kul sabah olup uyandığında “Euzubillahimineşşeytanirraciym”dediğinde Müslüman birinci düğümü çözer. Yataktan kalkar ve sabah namazı için abdest alırsa ikinci şeytan düğümünü de çözer. Artık bir de sabah namazını tadili erkanına uygun olarak kılarsa şeytanın düğümleri boşa gider ve yarın sabah namazına kadar 24 saat şeytan o kula ilişemez”buyuruyor.
Tembel sabah namazına kalkabilirmi sevgili kardeşlerim. Kalkamaz ve bereketsizliğe, yoksulluğa, diğer maddi manevi moral bozuklukları ile mahrumiyetlere katlanarak dar dedikçe dar bir psikoloji ve az bir rızıkla hayat sürerek mutsuz olarak yaşar.
Dünyanın rahat yaşanması, dinin ve dini vazifelerin ifasını amaç edinen müminin dünyasında tembelliğe, miskinliğe, üşengeçliğe ve dahi vurdumduymazlığa yer olamaz. Vurdumduymazlık olan yerde inanç ve ideal olamaz. Allah tan korkma ve Allah sevgisi taşıyan mümin adam onların ifasında ve ikamesinde hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, rahatını düşünmeyendir. Allah gücünün yettiği kadarını yapanı seviyor ve onu istiyor efendim..
Yazımın başına aldığım kişisel gelişim kuralını tekrar edelim.. ERİNME, ERTELEME ve VAZGEÇME…(EEV) Kuralını ezberleyelim ve hayatımıza tatbik edelim….