İslam coğrafyasındaki değişim rüzgârları ve Model Ülke Türkiye… Küreselleşme süreci denilen, bir post modern sonrası süreçte, birden bire ısıtılan Müslüman coğrafyamızda, hızlı bir değişim ve dönüşüm rüzgârı estirilmektedir. Geçen yüzyılda, küresel güçlerin eliyle Müslüman coğrafyada kurulan düzenler, bir hızlı yıkıma uğratılmaktadır. Asıl Müslümanların gündeminde olması gereken konu bu olması gerekirken, seçimin aynı tarihe denk gelmesi de başka bir önemli ‘tesadüf’dür.. Her ne ise bir an seçim ve sonrası oluşan iç siyaset anaforundan çıkıp şöyle İslam coğrafyasına baktığımız zaman, mısırdan başlayarak domino taşı gibi şimal-i Afrika’ya oradan orta doğuya ve Suriye’ye sirayet eden sıcak atmosfer ve çıkarılan değişim rüzgârını iyi okumamız gerekmektedir. Bu arada, Usame Bin ladin üzerinden ABD’nin yapmış olduğu atraksiyonu da unutmamak gerekir. İslam coğrafyasına bakmak isteyenler şu hakikati kabullenerek bu noktayı nazardan meseleye bakmadıkça olup-bitenlerin hakikatine hiçbir zaman vakıf olamayacaklardır; Osmanlı sonrası İslam topraklarında oluşturulan siyasi coğrafya, Müslümanların iradesiyle oluşturulmamıştır. Bu hakikatin üzerinden sorulması gereken en sahici soru o zaman şu olmalıdır: Önceki yüzyıl küresel güçlerin iradesiyle oluşturulmuş olan ve neredeyse bir asırdır Müslümanların sırtında poza pişiren, varlık nedenleri kendilerine hayatiye bağışlayan güçlere büyük bir sadakatle hizmet etmek olan, bu birbirinden yönetim bakımından farklı rejimlerin yıkılmasını neden büyük bir iştiyakla ve sabırsızlıkla küresel güçler istemektedir.? Küresel güçler açısından, bir Afganistan’ın-Pakistan’ın-Irak’ın- Mısır’ın-Libya’nın-Suudi Arabistan’ın-Cezayir’in-Fas’ın-Tunus’un-Sudan’ın-Suriye’nin v.s. ne tür bir tehtid oluşturmaktadır…!? 11 eylül, Afganistan ve Pakistan’ın uğratıldığı kaos ve istikrarsızlaştırma stratejileri, ırak işgali, İran üzerinde yoğunlaştırılan politik-sosyo-ekonomik baskılar, kısaca yakın geçmişte coğrafyamızda meydana gelen tüm olaylar bu sorunun perspektifinden yeniden bakılıp analiz edilmelidir. Bu arada en can alıcı soruda bütün bu olup bitenlerin içinde Türkiye’nin rolü nedir.!? Ve Türkiye için nasıl bir gelecek öngörülmektedir..!? Hiç Şüphesiz İran ve Türkiye’nin farklı konumları dolayısıyla üzerindeki baskı araçları da farklıdır. İran, Nükleer bomba üzerinden politik baskı altına alınırken, Türkiye de, Nükleer bombası olan etnik kökenli toplumsal yapısı ve özellikle Kürtler üzerinden politik baskı altında tutulmaktadır. Kuzey ırak da oluşturulan etnik tabanlı, İsrail modelli yapı, öyle bir paradoksal politik araç olarak Türkiye için baskı merkezi haline getirildi ki; Türkiye’nin kendisine biçilen rolün kabulü noktasında, hem bir ödül ve hem de bir ceza olacaktır. Rolünü benimsediğinde ödül, benimsemediğinde, bölünmeyi kucağına pimi çekilmiş bir bomba gibi oturtacağı bir ceza özelliği taşımaktadır. Kendisine verilen stratejik rol modeli ortaklı öyle ise ne ifade etmektedir…!? İsrail’i 2. Plana küresel güçler nezdinde düşürebilecek kadar önemli olan bu rol modeli stratejik ortaklık ne anlama gelmektedir!? Elbette dünyanın yeniden dizaynı anlamına gelen bu tüm olup bitenler, Eşyanın tabiatı gereği, Kuzey Kafkasya’dan Türkî Cumhuriyetlere, Bosna’dan balkanlardaki ve AB içindeki Müslüman Nüfusa, Güney Amerika’dan Uzak Asya içine dağılmış İslam milletinin, merkezi olan Orta Doğu ve bu merkezin orijini olan Türkiye (ve İran) üzerinden kurgulanmak zorundadır. Bu stratejinin ana temel dinamiği, önümüzdeki 25 yıldan hemen sonra ağırlığını herkesin hissetmek durumunda kalacağı ve gelecek yüzyıllarda insanlığın kaderini belirleyecek olan, hızla üreyerek çoğalabilme yeteneğini kaybetmemiş, genç ve dinamik Müslüman Nüfustur. Önümüzdeki 25 yılın içinde Rusya nüfusunun %25’nin Müslümanlaşacağını düşündüğünüzde ne demek istediğim daha iyi anlaşılmış olur sanırım. Aynı zaman dilimi içinde AB içindeki Müslüman Nüfusu sağlam kendine mahsus aile yapısı ile birlikte düşündüğünüzde, küresel güçler açısından ne kadar zorlu bir geleceğin kendilerini beklediğini idrak etmiş olursunuz. İşte böyle bir gelecek tasavvuru içinde şuan ki İslam coğrafyasına bakıldığında, neden Türkiye(ve İran)’nın önemli olduğu apaçık ortaya çıkar. Öyle ise vaktin gereği olan, en azından Türkiye(ve İran) şu önümüzdeki çeyrek asrı, coğrafik kayba uğramadan ikmal etmesidir diyebiliriz. Aynı zamanda, Türkiye’ye biçilmiş olan ve içinde, ödül ve ceza paradoksu içeren rol modeli stratejik ortaklık, öngörenlerin ve dayatan küresel güçlerin planladıkları çerçeveyi aşan ve planlayıcının aleyhine dönebilecek dinamikleri de bünyesinde taşımaktadır. Özetle vaktin oğlu (Rahminde İran gibi bir gücüde taşıyan) Türkiye’dir. Yani, İslam coğrafyası saatlerini yeniden Türkiye üzerinden ayarlamak zorundadır. Vesselam
|