“KÖRÜN KILAVUZU KÖR OLURSA KİŞİNİN SONU UÇURUM OLUR.”Roger WİLLİAMS
Şaban ayıda siyah beyaz dokumasına devam ederek bitme aşamasına geldi.Karanlık gece beyaz aydınlık gündüzü kovalayarak geçiyor. Evet 3 günlük Şaban orucunu yazmıştık geçen Cuma’mızda..Ne mutlu sonsuz feyz içeren Şaban orucunu tutma marifeti ve sabrı gösterebilenlere..Ama hala bitmedi ihmal edenler yine bu önemli günlerde tutarak feyz ve rahmete erme imkanımız var hala Allah’ın izniyle.Hatırlatmak vazifemizdi o kadar.Geçenlerde Tolstoy´un "İnsan ne ile yaşar" kitabını merak ettim ve okumuştum. Orada İncilden argümanlar getirerek bir Hrıstıyan mistiği edasıyla sevgiyle yaşar sonucuna getirmiştim. Büyük veliyullahımızdan kutup insan Muhyiddin i A´rabi hazretlerinin kıssasını okuyunca sevginin hakikatine yolculuk yapmak gerekti. Orta sahada, çarşı pazarda en çok ihtiyaç olan nesne sevgi ve hoşgörü olduğunda herhalde hemfikiriz..
KENDİMİZE SORALIM NEFİS MUHASEBESİ YAPALIM…ZİRA SORULACAKTIR
İnsan sosyolojik varlıktır .Ontolojisinde toplumsallık mündemiçtir. Dağ başında yaşayan insan yoktur. Uzlette yaşasa dahi ihtiyaçlarını teminde topluma muhtaçtır. Alacağını almak için yine halkla ilişkilere mahkumuz inziva hayatını tercih etsek dahi. İnsanların yanlış kabul edilen davranışlarına küsüp hemen cemiyet ve cemaat hayatını dışlamak dini gerçek anlamda anlayan, sindiren ve tüm zorluklarına rağmen nefsine muhalefet ederek yaşayanlar tarafından uygun görülmemiştir. Değindiğimiz seçkin, kutup insanların başında yer alan Muhyiddin i A’rabi hazretlerine hocasının verdiği dersi birkaç kez okur ve dinlersek hayat ve toplum görüşümüz normal seyrine girer gereksiz üzüntü ve sıkıntıları da önemli ölüçüde atarız.
Ebu Medyen sert mizaçlı bir vaizdir. Vaazarında Muhyiddin’in hocasını da eleştirir ve hatta çok sevdiği hocasına çatar bu nedenle Muhyiddin o vaiz efendiyi sevmez sık sık eleştirir. Zira Ebu Meyden kürsüye çıktığında sözü eğmeden,bükmeden ve hiç yumuşatmadan konuşurmuş.
Talebe Muhyiddin camide beraber saf tutarak namaz kıldığı bu insana buğz tutar, sevmez, sürekli eleştirir.Günler geceler biribirini takip edip zaman geçerken bir gece rüyasında Peygamber efendimizi görür ve Muhyiddin i A’rabi olacak olan genç Muhyiddin’e Peygamber Efendimiz S.A.V. şu soruyu sorar.
--Evladım Muhyiddin! Aynı camide namaz kıldığın, omuz omuza saf tuttuğun din kardeşlerini niçin sevmiyorsun?—Onlar benim hocamı sevmiyorlarda onun için Ya Resulallah. Efendimiz S.A.V yine şu soruyu sorarlar:--Onlar Allah’ı ve onun resülünü seviyorlar mı? –Muhakkak ki seviyorlar Ya Resulallah. Allah’ı sevmeseler camiye gelip farzları kılmazlardı. Peygamber Efendimizi sevmeseler sünnetlerini eda etmezlerdi. Onlar bu fariza ve vecibelerin hepsini yerine getiriyorlar. –Demek ki Allah’ı ve Resulullah S.A.V i seviyorlar öyle mi?
Bu kez Peygamberimiz SAV den dünya durdukça ümmetlerine ders, kulaklarına küpe olacak şu nasihat içeren soruyu sorar İbni A’rabi’ye:--“Muhyiddin; senin buğz edip kin tuttuğun bu insanlar, Allah’ı CC Resulullah’ ı S.A.V sevdikleri için sevsen olmaz mı da, hocanı sevmedikleri için sevmemeyi yeğliyor ve olumsuzluğu tercih ediyorsun evladım.. Allah’ı ve Resulullah’ı sevenlere kin tutup buğz emek, ardı sıra gıybet etmek ilim salikine yakışır mı? Allah’ı ve Resulullah’ı sevmeleri sana basit mi geliyor? Diye sormayı da ihmal etmez.
Bu rüya ile yanlışını anlayan Muhyiddin değişir, istikametini doğrultur ve Allah’a CC Resulullah S.A.V e imanı-itikadı olan herkesi kusurlarına bakmadan sevmeye başlar. Her insanda kusur olur. Bu kusurları öne çıkarıp iyi taraflarını görmemek yanlıştır. Takdir artık herkesin iman seviyesine duygu ve düşünüş kapasitesine göredir. Kıssadan hisse alabilene ve yanlışını görerek insanları sevmeye çalışan, düşmanlık aramayanlara ne mutlu.
“NEVADİR İ SÜHEYL”DEN
Hacılardan birisi kabede sürekli –Ey doğrulara yardım eden, haramdan sakınanı koruyan! Diyip duruyormuş. Sürekli beraber tavaf edip namaz kılanlar şaşırmış ve –“Sen başka kelime bilmez misin? Demişler merak edip. O da, ben deli değilim meczup da değilim. Başımdan şöyle bir olay geçti ona istinaden böyle dua ediyorum demiş ve başından geçeni anlatmış.
“—Ka’beyi tavaf ederken ayağıma takılan şeyi eğilip aldım. Baktım altın dolu bir kese.Şeytanım, nefsim ve imanım kavgaya tutuştular. Şeytan”Bin altın var bunda senin dünyada bütün ihtiyaçlarını karşılar, ömür boyu kimseye minnet etmezsin, çalışmadan rahat rahat yaşarsın”dedi. İmanım hemen reddet sahibine ver”Bu başkasının hakkı, malıdır sana haram, sahibini bul hemen teslim et”diyerek şeytanıma muhalefet etti. Az sonra bir ses duyuldu.
--İçinde bin altınım bulunan kesemi burada kaybettim. Kim buldu ise geri versin, ona otuz altınını hediye edeceğim”der. Bin haramdan otuz helal daha hayırlıdır diye son kararımı vererek keseyi sahibine iade ettim.Adam bana 30 altını verdi. Çarşıya çıkıp zenci bir köle satılıyordu satın aldım. Köleyle giderken başka zenciler gelerek bir şeyler konuştular. Ona ne konuştuklarını sorduğumda
--Ben Mağrip ülkesinin padişahının oğluyum. Başka ülkeyle savaş yaptık ve yenilip esir düşünce buralara satıldım. Şimdi babam adamlarını yolladı ve ellibin altın verin oğlumu satın alıp getirin diye emir etmiş..Bana evladın gibi baktın ellibinden aşağıya verme dedi.
Bu parayla Bağdat a gidip dükkan açtım. Bir gün bir tanıdığım meşhur bir tüccar vefat etti ay gibi kızı yetim kaldı. Gel kızı sana alıp nikahlayalım dedi. Ben de kabul ettim. Kız çeyiz olarak bir miktar altın tabaklar getirmişti. Tabakların hepsinde içi altın dolu keseler vardı ve hepisinde bin altın yazılıydı. Kesenin birinin üzerinde ise dokuzyüzyetmiş altın yazılıydı. Sebebini sorduğumda kızcağız dedi ki;
--Babam kesesini kabenin içinde kaybetmiş, bulan bir helalzade keseyi verince otuz altını ona müjde vermiş, geride kalan altındır içindeki”demiş.
Bu olay üzerine Allah a hamd ü şükürde bulunarak hep doğruluğun ve iyiliğin bereketine inandım ve olayları kızcağıza anlattım. Mutluluğumuz daha da perçinlendi. Bu nedenle hep bu duayı okuyorum diyerek kabedeki meraklılara işin aslını anlatmış insanlarda dikkatle dinleyip ibret almışlar…
Doğruluk ve bereket dolu bir yaşam dileğiyle hayırlı Cumalar efendim…