13 ocağa ateş düştü. Berat gecesinde öfkeler boğazlara düğümlendi. Sıra sıra dizilmiş şehit tabutları dayanılmaz bir acı seline dönüşürken DTP denilen PKK’nın siyasi kolu olan partiden sinirleri daha da geren açıklama geldi. Demokratik Özerkliği ilan etmişler! Resmen Türk milletini bir öfke patlamasına zorluyorlar. Düşmanlar her yolu deniyor. Ülkeyi bölmek, vatanımızın bir bölümünü koparıp almak için dört koldan hain planlar üretiyorlar. Siyasetçileri özerklik derken, teröristleri pusu kuruyor, İmralı’daki cani Türkiye’yi oyalıyor.
Ya bizim tarafta neler oluyor dersiniz? Her kafadan bir ses. Ekranlarda yine terör uzmanları bildik şeyleri tekrarlıyor, komplo teorisyenlerinin kimileri Yaş kararları yaklaşırken, Anayasa yapılacakken, demokratik açılım devam ederken diye başlayan yuvarlak laflar ediyor. Bir başkaları, “açılımdan derhal vazgeçin, bunlara taviz verildiği için böyle oluyor” şeklinde tek düze cümlelerle iktidara saldırıyor. İstisnasız hepsi itici, hepsi yanlı, hepsi boş laf.
Ortada bir gerçek var. Terör hiç değişmedi. 1992’lerdeki sürecin aynısını bugün yine yaşıyoruz. Sıra sıra dizilen şehit cenazeleri, yapılan açıklamalar, 30 yıldır devam etmekte olan bölücü terörün getirdiği kan ve gözyaşı. Ne demokratikleşme, ne onlara taviz vermek, ne kötü davranmak, hiçbirisi bu terörün nedeni ve çözümü olmadı. Bu işin suçunu derin devlete ihale etmek de son derece basit ve sığ bir yaklaşım. Birbirimizle uğraşmaktan artık vazgeçmeliyiz. Bu işi iktidarı yıpratmak ya da muhalefeti susturmak, muhalif çevrelere bağlamaktan vazgeçip gerçeği görmeliyiz. Gerçek şu ki başta da belirttiğim gibi Bir bölücü örgüt var. Bunlara destek veren iç ve dış mihraklar var. Bu terör örgütünün siyasi kanadı var, halk tabanı var, sivil toplum örgütleri var. Hep birlikte hayallerindeki Kürdistan devletini kurmak için her yolu deniyorlar. Bizim amacımız ayrı bir devlet kurmak değil derken yalanları ve iki yüzlülükleri yüzlerinden okunuyor. Barış ve demokrasiden bahsederken içlerinden daha fazla kan dökmek geçiyor. Yahudi mantığıyla hareket ediyorlar. Onların izinden adım adım gidiyorlar. İmralının görevi ise Türkiye’yi oyalamak. 15 Haziran-25 Temmuz falan filan diyerek rolünü oynuyor.
Açılımın en uç noktaya kadar uygulansa, demokratikleşme en tepeye çıksa dahi Türkiye’de bölücü terörün biteceğine şahsen inanmıyorum. Yapılacak iş bu hain pusulara ve saldırılara karşı en ağır silahlarla ve ara vermeksizin amansız bir mücadele. Topyekûn bir mücadele. Düşmanın cesaretini kıracak bir mücadele.
Bizim 13 askerimiz şehit olup 7 askerimiz ağır yaralanırken teröristlerden sadece 7 tanesinin telef edilmesi onuruma dokunuyor. Kendi topraklarımızda, kendi dağlarımızda, dünyanın en büyük 3. ordusu ile bu sonucun ortaya çıkması ruhumu daraltıyor. Böyle bir terörle mücadele milleti umutlandırmıyor aksine umutları kırıyor. Bir savaş veriliyorsa askerimizin de bu savaşa göre tertibat alması gerekmez mi? Artık iktidarın ne yapıp yapıp buna bir çözüm bulması gerekiyor. DTP muhatap alınmamalı, İmralı muhatap alınmamalı, her ikisi de yok sayılmalı, savaşa karşı savaşla ve daha büyük bir caydırıcılıkla karşılık verilmeli. Türk Devleti madem büyükse, güçlüyse, bu gücünü göstermeli. Pusuya karşı, kardeşlik edebiyatı kabul görmüyor, özerklik ilanına demokratik açılım teklifi ile gitmek fayda getirmiyor, İmralının tehditlerine görüşmelerle karşılık vermek kararlılık getirmiyor.