Yüksekova’da minibüsle Esentepe yoluna doğru gideceğiz. Bu yol yanında hemen bir nehir akan yol. İki yanımızda yüksek dağlar sıralanarak, bizimle beraber yolumuz boyunca uzuyor. Hava burada daha serin ve hoş bir sıcaklık içinde.
Arabanın içine tekel bayisinden çıkan bir kişi ön tarafa yerleşti. Ben burada haber çekimi yapacağım, az müsaade et. Hangi tvden olduğunu sorduğum an, Roj tv olduğunu çok rahatça söylüyor. Sonra bana sen neden geldin buralara, ne işin var gibisinden soru sorunca ne deme bu şimdi. Bu soru sorulacak soru mu gelen birine hoş geldin denir diye karşılık veriyorum. Yanlış anlamayın da buralara batıdan gelen pek olmaz sözünü söylüyor. Neyse diyorum. Yol çalışmalarından ziyade, “buralara sanki yol yapılmasın” diyen bir anlayışla, yol inşaatından çıkan tozun film çekimlerini yapıyor. Su memlekette güzel olan şeyleri neden çekimini yapıyorsun mesela şurada arıcılık yapanları, yeşil otları, akan ırmağı… Onlardan çok fazla ben özel haber yapacağım, yoldan çıkan tozu, bakımsızlığı, göstereceğim. İyi öyle olsun diyorum.
Bu Roj tv muhabirine Mustazaf-der başkan yardımcısının öldürülmesi olayını soruyorum.
-Bu bölgede halk nefretini dışa yansıtırken, o kişi çatı katına çıkıp birkaç söz söyleyince oradan onu indirdiler.
-Nasıl yani sadece muhalif olmak, öldürülmeyi mi gerektiriyor?
Yok, arkadaşım Yüksekova’nın yapısı bellidir. Kimse bunu değiştirmeye kalmaya çalışmasın. Mustazaf-Der’in kim olduğunu biliyoruz. O şahıs yıllardır Yüksekova’da yaşıyordu, kimse ona bir şey yapmıyordu. Düzeni bozmaya kalkanın başına böyle şeyler gelir.
Sen demokrasi ve barıştan anladığını böyle mi ifade edeceksin. İnsanlardan isteyen BDP’li olur, isteyen AKP’li bunu engellemek mi amacın. Öylesine tepeden söylenen sözler bana 45li yıllara ait olan (Tek Parti) yıllarının, sivil insanlar tarafından nasıl korunmak için canhıraş bir çabalarının olduğunu hatırlattı.
Bu sözleri söylerken hava iyice kararıyor, etrafta köy, kasaba ve evlerin gözükmediği yola giriyoruz.
-Hocam şu yolda tedirgin olduğunuzu biliyorum. Ama haklısınız tedirgin olmakta…
Yok, neden tedirgin olacakmışım ki cevabını veriyorum. Aramızda konuşma tansiyonu yükselmeye başlıyor.
-Onların Hizbullahçı olduğunu bu bölgede hâkimiyeti ele geçirmek istediklerini ve polis tarafından desteklendiklerini biliyoruz. Benim arabam hemen aramadan geçerken onların arabaları aranmıyor.
-Bu nasıl bir mantık, polis bir kamu görevlisidir. Kimseye ayrım yapmaz ve güvenliği sağlamak amacındadır.
Sonra “Fetullah Hoca’nın talebeleri buradaki Kürt hareketini bitirmek istiyor. Hizbullah ta Fetullah Hoca’nın talebesi” kaptan arkadaşım söze böyle katılıyor.
Bakıyorum ki bu tartışmanın sonu pek iyiye gitmeyecek. Bir sigara yakmaya çalışınca “kaptan hemen cezayı kes diyorum”, ben de arkadaşın sigarasından bir tane yakıyorum.
- Arkadaşım Fetullah Hoca bu bölgeye hiçbir şey yapmamış mı bu nasıl laf böyle biraz insaf edin. Birkaç okul ismi söylediğim esnada, burada hangi okulu var, onu söyleyin, hem oralara kimler gidiyor. Diye karşılık veriyor.
- Burada var mı yok mu bilmiyorum. Ama anladığım gerçek şu ki: Burası bizim bizden başkası buralara ne gelsin ne de buraya bir şeyler yapsın. Sözlerden ben onu anlıyorum.
-Hocam bakın yanlış anlıyorsunuz, öyle bir şey demiyoruz.
-Bak arkadaşım, kardeşim Van’dan evlendi. Geçen sene Tokat İlinden arkadaşlarımız Diyarbakır’a gidip Kürt formu düzenledi ve Osman Baydemir onlara hürmet gösterdi. Tokat’ta çıkan Tasfiye Dergisi, Kürtçe edebiyat adında özel sayı çıkardı. Bu mesele hepimizin meselesi…
Bir de bakmışız ki arabamız Esentepe Beldesine gelmiş bile ilk bizi karşılayan BDP bürosu oluyor.
Arkadaşlarım Fetullah Hoca’nın çabası olmasa yâda AKP olmasa Ergenekon’u çökertmek adına bu kadar operasyon yapılabilir miydi?
-Ergenekon’u çökertenlerden Allah razı olsun, onlar sürekli Kürtleri öldürürlerdi.
Laf geldi Silvan’da pusuda ölen 13 askere.
-Hocam ölenler şehit mi? Ne şehidi şehit Uhud, Bedir’de, Hendek’te ölenlerdir.
Bu sözün karşısında söyleyecek hiçbir sözüm yoktu. Zira ne olduğu belirsiz bir savaşta, kime şehit kime diyebilirim?
-Şimdi buradan konuşmak kolay fakat bu olaydan sonra tekrar yirmi yıl öncesine döneceğiz. Bakın arkadaşlar, eskisi gibi faili meçhuller, batı illerinde Kürt mahallerine saldırı, uzun zaman boyunca elde edilen birçok imkân elimizden çıkıp gidecek. Bunu unutmayalım.
Kaptan arkadaşımız gerçekten daha yapıcı birisi idi hocam gerçekten o ölen askerlere çok üzüldüm. Ölen her kim olursa o bizim bir parçamız. Başkası ölmüyor bizden birisi gidiyor.
İşte Yüksekova’da kimisi var ki çatışmaya yemin etmiş, kimisi de var ki yarınların güzel olduğu bir dünyada beraber yaşamanın yollarını farklı dillerden duymak istiyor. Bu sayede Kayseri Gündem Gazetesi Türkiye’nin bir ucunda tanıtılıyor.