Cemalleddin Efgani ile başlayan daha sonrada yıldız sarayının gayretleri ile İslam dünyasında kendine yer edinmeye çalışan İslamcılık İslamiyetin çok uzağında bir dünyayı insana sunar. Aslında amaçlanan şey çok güzel ve anlamlıdır: batı sömürgeciliğinin karşısında sürekli olarak gerileyen İslam dünyasını yani Osmanlı imparatorluğunu tekrar eski gücüne zamanın şartlarına uygun olarak kavuşturmaktır.
İslamcılık, elbette belli bir ihtiyacı karşılamak amacıyla bir tepkinin sonucudur. Kendi çaresiz gören ümmetin ortak bir şuur etrafında bir araya gelmesini amaçlar. 20.yy’ın başlangıcı ile dünya insanlığını ideolojik kaygıların şekillendirmesi, İslamcılık adında bir anlayışı da diğer pozitivist anlayışların arasına yerleştirir.
Kuran’a ve hadis kitapları sadece sağlama kitabı haline dönmüştür. “Kuran’da yazıyor mu?” sorusuna karşı İslamcı Müslümanlar, yanlarında okumak için değil ispat etmek için kuran taşır oldu. Hâlbuki kuranın kâinatın kitabı olduğunu, o kitapta hiçbir eksik şey olmayacağını düşünemediler. Kuranın tavsiye ettiği şeylerin genel anlamda adının sevap, kuranın yasakladığı şeylerin genel adının haram olduğunu hiç düşünmediler. Allah’ın insanlara şifa için indirdiği kitap bir anda muammalı bir kitap haline geliverdi.
İslamcılık mantığı içindeki insanların nedense içlerinde var olan huzursuzluk hali bütünüyle hayatlarına sirayet etmiş; olup bir İslamcı arkadaşı ile tartışma yapmadan rahat edemez. Onun için sözleri ve ispatlamak istedikleri, kendi dünyasındaki fiilden çok daha önemlidir.
Başkalarının kusurları üzerine kendini haklı ve temiz halde göstermek, karşısındakine karşı yenilecek bir pehlivan gibi görmek, suyun üstüne zeytinyağı gibi çıkmak; sadece etiketleri üzerinden insanları değerlendirmek, kibir ve küstahlık gibi günahların en büyüğünü içinde taşımak, maalesef İslamcı diye tabir edenlerin arasında sıkça görülür.
Âdem atamızdan beri Allah’ın insanlara kurtuluş reçetesi olarak her peygamberle insanlığa verdiği İslam dini, insanların kafasına göre şekillenirse şifa olmaktan çıkıp azap haline dönüyor.
Müslüman bir mümin olmak hiçte zor değil. İnsan atası Âdem’in fıtratı üzerine yaşarsa o kadar insanı huzurlu kılan bir yoldur. Öz insanın dünyasının hayat bulduğu dünya öz insanın dünyası, Adem’i yaratılışının sırrına erildiği bir dünyadır.
İtirazlar şöyle olacak:”İslami siyaset olmazsa laik ve batıcı düşünce bizi kuşatır, o zaman Müslüman ne yapar. Sömürgecilerin bir malzemesi olan bir anlayıştır. Diyalogculuk ihanetinin farklı bir yansımasıdır. Batının içimizde yetiştirdiği Truva atları anlayışlar. Asrısaadetten bizi mahrum etmek isteyenler var… ” buna benzer sözlerin sahibi olanlar kendilerine ait olan bir itirazı seslendirmiyor. Onun yerine başkalarının onlara ezberlettiği cümlelerin tekrarını yapıyorlar.
Benim dünyamda aşkınlık, vefa, arınmışlık, öz, zerafet, güzellik en önemli de bütün varlığın sahibi olan Allah’a kavuşma yolunda bir şey vermiyor ve beni tekamül ettirmiyorsa öyle islamclığın sadece iktidara kavuşma hırsı olduğunu anlarım.