Kahire’nin genel panoramik görüntüsü içinde Camii Mimarisi, belirgin bir şekilde öne çıkıyor. Ülkemizde olduğu gibi daha çok yuvarlak ve ince minareli camiler yerine Arap Mimarisi’nin en güzel örneklerinden olan birçok dörtgen, altıgen, sekizgen düz ve özenle işlenmiş taşlardan birçok değişik minareye rastlamak mümkün. Camii veya mimari kubbeler ise ülkemizdeki yarım daire kubbelerin daha basık ve soğan kubbe diyebileceğimiz mimari özelliklerde.
Amr İbnü’l As Camii:
Peygamber a.s’ın sahabelerinden Amr İbnü’l As’ın 641’de Mısır’a gelmesinden sonra yoğunlaşan Müslümanlaşma hareketiyle beraber, daha çok Medine’de olduğu gibi hurma kütüğü sütunlarla inşa edilen bu cami sonraki restorasyon çalışmalarıyla oldukça genişletilip, taş sütunlar üzerine inşa edilmiş. Buranın fethinde Kilise ve Sinegog’un hemen yanı başına daha görkemli olarak yapılan bu camii Afrika’nın ilk camilerinden olup, özellikle ramazan aylarında en çok tercih edilen camilerden.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa Camii:
Kahire’yi yukarıdan seyreden bir tepe üzerine inşa edilen Osmanlı’nın son dönem eserlerinden olan bu camii, gerek minareleri ve de gerekse yapısal olarak Osmanlı Mimarisiyle yapılmış. Aynı zamanda bu tepeyi kademeli olarak kuşatan Selahaddin-i Eyyubi zamanında yapılmış olan kale ve surlarda görkemiyle hala varlığını devam ettirmekte.
İmam Şafii Mescid ve Türbesi:
Şehrin fakir kenar semtleri içinde mezar evler arasında bulunan İmam Şafii Türbesi, İmam Şafii’nin yaşamış olduğu aynı semte yapılmış. Etrafı ve içinin bakımsızlığı, dilencilerle çepeçevre kuşatılmış olması gibi özellikleri ziyaretçileri ağırlıyor.
Sultan Hasan ve er-Rufai Camii ve Medresesi:
Birbirine bitişik sadece bir yol ile ayrılan bu iki cami de kale duvarı gibi yüksek ve görkemli duvarları, kabartma taş işçilikli heybetli minaresi ile çok dikkat çekici görmeye değer eserlerden. 1356-1361 yıllarında yapılan bir Memluk dönemi yapısı olan Sultan Hasan Cami, asla tamamen bitirilememiş olsa da, İslam dünyasının en büyük mimari anıtlarından biridir. Çocuk yaşta tahta geçen Sultan Hasan, önemli Mısır yöneticilerinden sayılmamaktadır. Tahta çıkışından kısa bir süre sonra öldürülen sultanın cesedi saklanmış, asla bulunamamıştır. Bu nedenle adına yaptırılan Kahire’nin en büyük türbesi, Mısır emirlerinden biri gömülünceye dek, bir asrı aşkın boş kalmıştır. Sultan Hasan Camisi, geniş avluya bakan dört büyük eyvanında aynı zamanda dört mezhebe yönelik eğitim verilen bir medreseydi ve ayrıca Kahire’nin içinde cuma namazı kılınan ilk medresesi statüsündeydi. 400 öğrenci için barınma mekanları içeren yapı, Kahire camilerinin mimari oranları bağlamında en büyüklerindendir. Yüksek maliyeti nedeniyle Sultan Hasan’ın caminin tamamını inşa etmekten vazgeçmeyi düşündüğü, inşaatı bir süre durdurduğu, fakat camiyi bitiremediği söylentilerinin çıkmasından çekinerek yapıma yeniden başladığı söylenmektedir.
Er-Rufai Camii de 1569’da Kavalalı zamanında yapılmış medreseli camilerden. Görkem ve büyüklüğü ile Sultan Hasan Camii ile yarışan bu yapı içerisindeki bir bölümde Kral Faruk ve yakınları için yapılan bir mezar ve lahit de bulunuyor. Pehlevi Şahlığına gelin olan Kral Faruk’un kardeşinin de metfun olduğu bu mezar bölümünün görkemli süslemeleri İran şahı tarafından yapılmış. İlk Rufai dergahının da bu camide kurumsallaşmaya başlandığı söyleniyor.
Ezher ve Hüseyni Camii, Han Halil Çarşısı:
Bu üç yapıda da Fatımı, Osmanlı ve Arap mimari etkisini görmek mümkün. Bu dönemlerde farklı uygulama ve genişletmeler yapılmış. Ezher, İslam coğrafyasındaki Dini Bilimler üzerine eğitim veren ilk ilahiyat fakültesi. Kız ve erkek ayrı eğitim görmekte. Hüseyni Camii’de Kerbelada şehid olan Hz. Hüseyn’in mübarek başının cenazesinin metfun olduğu söyleniyor.
Hüseyni Camiinin hemen bitişiğindeki Şeyh Şaban Kafe’nin arka taraflarında açık veya tol olarak kapalı olmak suretiyle yapılmış geniş bir çarşı bulunuyor. Burada, turistik eşyaların yanı sıra, özgün el işçiliği eserler ve çin malı hediyelik eşyalar satılmakta. Şeyh Şaban Kafe’nin bulunduğu blokun hemen arkasında ise Merhum Mehmet Akif Ersoy’un sıklıkla ziyaret ettiği El-fişafi Kafe bulunmakta.
Seyyide Nefise Türbe ve Camii:
Peygamber torunlarından Seyyide Nefise’nin medfun olduğu yere bir türbe ve camii inşa edilerek, burası halk tarafından ziyaretgah edinilmiş.
PAPİRUS: Mısır’ın bitki mamülü özgün yazım malzemesi. İçi lifli üçgen şeklindeki kamış şeklindeki bitkilerin yeşil kabuğu alındıktan sonra iç lifleri ince şeritler halinde kesilerek suda ve preste bekletilip birbirinin üzerine doksan derece gelecek şekilde çaprazlama konulup sıkıştırılarak üretiliyor. Kuruyan papiruslar üzerine geçmişte olduğu gibi günümüzde de yazı ve resimler çizilerek hediyelik eşya olarak güncellini hala korumakta. Kahire merkezinde 10 civarında devlet tarafından işletilen Papirus atölyesi bulunuyormuş.
Papirus atelyeleri dışında Kahire’de birçok doğal koku ve esans üreten yerler de bulunuyor.
TAHRİR MEYDANI
İlk kez Tahrir Meydanı, 25 Ocak 2011’de Mısır diktatoryasına karşı eylem ve gösterilere ev sahipliği yaptığında duyurdu adını bütün dünyaya. Duraksamadan geceli gündüzlü süren gösterileri ile günümüze değin de güncelliğini korudu Tahrir meydanı. Milyonluk Cuma Namazları ve mütemadiyen 100 binlerce kişinin azimli ve kararlı bir şekilde bir araya gelmesiyle, 30 yıllık Mübarek rejimi ancak 9 Şubat’a kadar dayanabildi ve istifa etmek zorunda kaldı. Şimdilerde hasta olarak ömrünün son günlerini Şarm el Şeyh’de geçirdiği söylense de, Tahrir’deki kalabalığın öfkesi parti binası yakılsa da Mübarek’in boynuna ipi geçirmeden dineceğe benzemiyor.
Ülkedeki diktatörlerin kurduğu korku imparatorluğu düzeninde, halka karşı, yıldırma, korkutma, sindirme politikaları ile yok edilen muhalif duruş, adeta Tahrir’de kendini ifadelendiriyor şu günlerde. Ortaya çıkan bu muhalif duruş’u kimin hangi yöne çevireceği ise hala belirsizliğini koruyor.
Eylül’de yapılacak seçimlere hazırlıkların ve propaganda faaliyetlerinin devam ettiği Mısır’da, birçok şeyin seçim sonrasında düzeleceğine inanılıyor. İktidarı seçimle belirleme geleneğine alışkın olmayan Mısırlılar için geleceğin belirsizliğine umutla bakmaktan başka çare yok.
Geçici olarak yönetimi üstlenen ordu ise Tahrir’deki kalabalığın taleplerine zaman zaman karşı çıkıp kalabalığı püskürtse de özellikle Cuma günleri bir araya gelen yüzbinleri karşısına da almak istemiyor.
Yarım asra yakın bir zamandır Arapçadan tercüme edilerek ülkemizde okunan birçok rejim muhalifi Müslüman Mısırlı yazarın telif eserleri, ülkemizde bilinç inşasına katkı sağlasa da kendi ülkesine neler kattığını hesap etmek oldukça zor. Bu yazarların adını anmak, eserlini okumak ve bulundurmanın çok ağır bir ceza ile cezalandırıldığı dönemleri yaşamış bulunan Mısırlı Müslüman halkın geleceğini belirlemede ne kadar söz sahibi olabileceğini de zaman gösterecek.