Son beş günde kaç şehit verdik biliyor muyuz? İki şehit bir gün, üç şehit ertesi gün, bir şehit ondan sonraki gün, 11 şehit dün. Beş günde 17 şehit, 17 can… Daha toplu şehit haberinin geldiği Silvan saldırısının kanı kurumadan ve sözde PKK’nın ateşkes sürecinde bunları yaşıyoruz.
Artık kusura bakmasın hiç kimse söz söylemesin, zaten her söylenecek söz söyleyeni utandıracaktır. Demokrasi güçlenirse terör olmaz dedik, alakası yok, terörle mücadele sadece silahla olmaz insan hakları falan filan dedik alakası yok, adına önce kürt, sonra demokratik açılım deyip nihayetinde tepkiler üzerine Milli Birlik Projesi dedik belki de tarihi yanılgıyı burada attık. Her şey güzel olacak denildi hiçbir şey güzel olmadı. PKK son dönemlerini yaşıyor, kökü kurumak üzere denildi alakası yok, Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak tekerlemeleri artık çok itici geliyor, duymak istemiyor kulaklarımız.
Artık alenen tüm milletimiz şunu bilmelidir ülkeyi bölmek ayrı bir devlet kurmak, sonra da kalan Türkiye’yi ele geçirip yok etmek isteyen bir düşman vardır. Bu düşmanın silahlı ordusu vardır, bunların siyaseten partileri vardır, bunların para temin ettikleri kaynakları vardır, bunların iç ve dış destekçileri vardır. Bunlara müsamahalı davranmak çok büyük bir tehlikedir. İmralı’nın avukatları aracılığı ile örgütü yönettiğini tüm dünya biliyor. İşin görünen siyasi kısmıyla mücadele etmek bizi yanıltıyor. Onların siyasi temsilcileri sadece bir figürandır. Asıl arkasında örgüt vardır. Terör örgütünün silahlarının gölgesinde örgütün iradesiyle siyaset yapanların zaten yapacağı hiçbir şey yoktur. İktidarın sadece BDP’ye yoğunlaşması bu anlamda yeterli değildir. Açılım ciddi manada yeniden gözden geçirilip ne getirdiği ne götürdüğü tartışmaya açılmalıdır. Açılım denildikten sonra terör gerçekten azıttı mı, özerklik de dâhil birçok söylemleri ve talepleri bu açılımdan sonra hız mı kazandı? Şehit sayısı ne kadar yükseldi?
Bölücüler sistemli bir şekilde planlarını uyguluyorlar. Hatta benim korkum sonbahar aylarında kitlesel ve ölçeği büyük bir coğrafyada ayaklanma deneyebilirler. İş artık sıradan bir terör örgütü ve eylemlerinin çok çok üzerinde büyük bir tehlike arz etmektedir. Dünyadaki özellikle Orta doğudaki gelişmeler, Türkiye’nin Amerika ile birlikte bu hareketlere olan yaklaşımı da Türkiye’de olası bir ayaklanmada sıkıntı getirecektir. Gelinen noktayı birkaç cümle ile özetleyecek olursak, geçmişte Apo’ya sayın demek bile çok büyük tepki ve ceza alırdı. Şimdi değil sayın demeleri resmen önderimiz diyorlar, resmini taşıyorlar, önderimiz için ölmeye hazırız diyorlar. Geçmişte kürt devleti kurmaktan kimse bahsedemezdi, federasyondan özerklikten kimse bahsedemezdi. Sadece demokratik haklardan bahsedilirdi. Şimdi alenen tek taraflı özerklik ilan edip vergimizi kendimiz toplayacağız, öz savunma birliklerimizi kendimiz oluşturacağız diyorlar. Yani anlaşılan odur ki bunca yıllık terörle mücadele sonunda gele-gele nereye gelmişiz ve köprünün altından çok sular akıp gitmiş. Ayrışma süreci devam edecek gibi görünüyor. Başbakan’ın Mübarek Ramazan ayı hürmetine sabrediyoruz demesi hiç doğru bir cümle olmadı. Bu cümle böyle kurulmaz böyle söylenmez.
Artık tek şey kalıyor Türkiye hükümetinin önünde. Terörle adamakıllı savaşmak ve onu yok etmek. Mücadele etmek demiyorum yok etmek diyorum. Türkiye madem büyük bir devlet olduğunu iddia ediyorsa ne kandil kalacak yerle bir olmadan ne diğer mikrop yuvaları. Eli silahlı teröristi imha edeceksin. Terörist başını tümden izole edip ölüme terk edeceksin. Yeni elebaşlarını da yakalayarak ibretlik cezalar vereceksin. İyilikten, barıştan, haktan hukuktan anlamayana anladığı dilden konuşacaksın.