ALKIŞ
*Milli savaş uçağı için harekete geçip süreci başlatan Savunma Sanayi Müsteşarlığına,
DUYDUNUZ MU?
*Terör sempatizanlarının kudurmuş gibi sağa sola saldırmaya başladıklarını,
*Teröristlerin ise hava harekatından sonra yurt içindeki askeri ve polis hedeflerine gözü dönmüş bir şekilde saldırdığını,
*Genelkurmay’ın hava harekatında 100 teröristin öldüğünü rapor olarak kamuoyuna sunduğunu,
*Başbakan Erdoğan’ın tam Boğaz köprüsünden geçiyorken İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ın telefonda araması üzerine 37 dakika konvoyu sağa çekip konuştuğunu,
*Kaddafi’nin de sonunda yıkıldığını,
*Suriye konusunda İran’ın Türkiye’ye biraz ayar vermeye çalıştığını,
*PKK’nın ülkede içsavaş çıkarmak için hiç durmaksızın hain planlar devreye koymaya kalkıştığını,
*Spor kamuoyunun bir türlü futbola ısınamadığını, kafaların karışık olduğunu, ligin ertelenmesinin insanları futboldan soğuttuğunu,
*Ramazan bayramı tatilinin yine 9 gün olarak ilan ettiğini, fazla tatile geçmişte sıcak bakmayan Başbakan’ın bu kez kendisinin aynı uygulamaları sürdürmeye başladığını,
*Kadir gecesi Kayseri’de 11 camide Sakal-ı Şerif’in ziyarete açılacağını,
KİM BU MÜDÜR
Ramazan aynın gelmesiyle birlikte bazı dairelerde müdürlerin geliş saatleride değişmiş. Özellikle kamuoyunda sıkça konuşulan bir müdürün orusucun başlamasıyla sanki mesai saati 10:30 da başlıyormuş gibi daireye 10:30´da gelip 3´te gidip günün konusu oldu. Şimdi kamuoyu soruyor. 10:30´da gelip 15:30´da giden müdür kim ?. Arkası sağlammı. etrafına sağlam olduğunu söylüyormuş. Makamına geldiğindede günün tamamını gazetecilerle sohbet ederek geçiriyormuş.
BOMBALAR BOŞ DAĞLARA DEĞİLMİŞ
Hava harekâtının başlamasından bugüne kadar geçen zaman diliminde kamuoyunun en çok merak ettiği konu neydi? Acaba yine dağlar taşlar boş yere mi bombalanıyor, yine göstermelik bir gaz alma harekatı mı? Bu saldırıda ne kadar teröristlere zayiat verdirilmiştir bunu bilmek istiyordu. Çünkü geçmişte yapılan hava harekatlarında zaten önceden bağıra bağıra ben geliyorum diye bir operasyon yapılıyordu, Kandil’e hiç varılmıyordu, sınıra yakın birkaç kampta dağlar taşlar bombalanıyor, teröristler fazla bir kayıp vermeden inlerinde oturuyorlardı. Lakin bu kez farklı diyordu her kesim. Gerçekten de öyle oldu. Çünkü bu harekatı farklı kılan başlıca neden zaten ilk defa Kandil’in de bombalanmış olmasıydı. Ayrıyeten sıradan bombalar değil gelişmiş ülkelerin kullandığı son teknoloji füzelerle, bombalarla harekat yapılıyordu. Genelkurmay başkanlığı dün raporunu açıkladı. Harekatta bugüne kadarki blanço teröristlerin epeyce kayıp verdiğini gösteriyor. 100 ölü, 80 yaralı. Kandildeki terör yuvası darmadığın olmuş adeta. Bundan dolayıdır ki çok acı verdiği için hemen yurt içindeki sempatizanlarını harekete geçirdiler. İstanbul’da Cizre’de. Operasyonlar dursun diye eylemler yapıyorlar. Bana kalırsa onlar dursun dedikçe vurmalı.
CHP’Lİ TANRIKULU BDP’Lİ GİBİ
Dün CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nu Habertürk’te izliyordum. Adam resmen BDP’li gibi konuşuyor. Operasyonlar derhal durmalı diyor. Hava harekatı durmalı diyor. PKK sempatizanları ve BDP’liler de zaten öyle diyor ve bunun için eylem yapıyorlar. Kılıçdaroğlu’nun da farklı bir şey söylediğinden bahsedilemez. O da diyor ki silahlı mücadele ile bu iş çözülmez. Yani demek istiyor ki tıpkı Tanrıkulu gibi operasyonları durdurun ey hükümet demek istiyor. İyi biz operasyonları durduralım onlar ise vurmaya devam etsin. Her gün bir şehit cenazesi gelsin toplum gerilsin gerilsin ve patlasın, bunu istiyorlar. Bu iş silahla çözülmez diyenden artık ciddi olarak huylanıyorum. Neyle çözülecek kardeşim. Hükümet gayet iyi niyetle ve tüm risklere göğüs gererek kan ter içinde kalarak bir açılım uygulamaya çalıştı. Ama açılım uyguladıkça onlar azdı, kudurdu. Ha demek ki bir yerde yanlışlık yapılıyordu. Önce bunların kökünü kazıyıp sonra açılım yapmak gerekiyordu ve şu anda artık bu sisteme dönüldü.
KARA HAREKÂTI BİRAN ÖNCE GELMELİ
Kış gelmeden, bölgede mevsim soğumadan, teröristler inlerine girmeden sınır ötesine bir silme ve süpürme harekatı yapılmalı. Havadan devam eden operasyonlarla birlikte yapılmalı. Profosyonelce yapılmalı, sonuna kadar gidilmeli, teröristlerin barınakları ve inleri tümüyle dağıtılmalıdır. Hem sınır ötesinde hem de içeride aynı anda operasyon yapılmalı. Çünkü bakın sınırötesi harekat yaparken içeriyi karıştırıyor teröristler. Operasyonlar dursun adı altında iç isyan ısınmaları yapıyorlar. Türkiye profosyonel askerlik hazırlıklarını bitirip bu profosyonellerle, kararlı ve güçlü bir şekilde teröre karşı topyekün bir süpürme yapmak zorundadır. Çünkü görüldüğü gibi tüm terör unsurları Türkiye’ye adeta savaş açmış durumdalar. Eğer zamanında süpürülmez ise ileride çok büyük sıkıntılar getirecektir.
İRAN CUMLURBAŞKANI GÜZEL SÖYLEMİŞ
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat Başbakan Erdoğan’ı aramış. Tam da Boğazköprüsünden geçmekte olan Erdoğan konvoyu sağa çektirmiş ve tam 37 dakika boyunca Ahmedinejat ile telefonda konuşmuş. Neler mi konuşmuş? Tabiki büyük oranda Suriye meselesini, Libya olayını, Amerika’nın baskısını, kandil operasyonunu ve terör konusunu. Ahmedinejat güzel bir teklifle gelmiş. Batının Amerikanın baskıları ile değil Suriye’yi kendi içimizde düzeltelim demiş. Başbakan Erdoğan’da Beşer Esed yanlış yapıyor demiş, Ahmedinejat evet yanlış yapıyor diyerek katılmış. Türkiye de elbette kendisi düzeltmek istedi lakin olmadı. Şimdiye kadar Türkiye’nin Suriye üzerindeki çabası bu değil miydi? Aman kardeşim gel etme eyleme şunu şunu yap. Bak bu batılılar sana yarın operasyon yapmaya kalkacaklar, bunu şimdiden gör ve onlara bu fırsatı verme. Ama Esed bildiğini okudu. Tüm sistemi değiştiriyorum, parlementer sisteme geçiyorum deseydi ne olurdu? Bunca kan ve gözyaşına değer miydi? Adam düşünün ilk defa bir televizyon programına canlı çıkmış ve ilk defa kendisine soru sorulmasına izin vermiş. Böyle bir insanlık böyle bir liderlik olur mu? Sen nerede yaşıyorsun. Dünya nereye gidiyor, sen sanki ilkçağda kabile devletinde yaşıyor gibisin. İnsanlara köle gibi davranıyorsun sonra da iş başa düşünce efendim bu batı var ya bu Amerika var ya Müslüman ülkeleri işgal ediyor falan filan. Saddam da da aynı haltlar, Mübarek de, Kaddafi de, Tunus da ve şimdi Suriye de.
KADDAFİ’NİN YIKILIŞI
Kaddafi’nin yıkılışına Türkiye Mübarek’in yıkılışı kadar sevinmedi dersem yanlış olmaz. Ben de şahsen o kadar sevinemedim. Neden? Birincisi bir içsavaşa dönüştükten, binlerce insan öldükten, onbinlerce çocuk babasız kaldıktan sonra, dünyanın en zengin ülkelerinden birinin tarumar olup yıkık virane şekline dönüştükten sonra, kardeşi kardeşe düşman edip birbirine kardırdıktan sonra Kaddafi yıkılsa ne olur yıkılmasa ne olur. Artık ülkeye bir kurt girdi. İkinci ve en önemlisi ise batının, Nato’nun saldırıları ile Kaddafinin düşmüş olması. İşin en garibi de Kıbrıs savaşında Amerikan ambargosuna karşılık Türkiye’ye dört elle yardıma koşan Kaddafi’nin Türkiye’nin de içinde bulunduğu Nato tarafından yıkılması bir hüznü de beraberinde getiriyor.
Türkiye ilk başlardan Kaddafinin gitmesini istemiyordu. Çünkü Libya ile güçlü ilişkiler vardı ve müteahhitlik sektöründe en fazla libyada iş yapıyorduk. O yüzden istikrarsızlık istemiyordu Türkiye. Ama batının ve Amerikanın baskısı ile mecbur kaldı, hatta Libya muhalifleri hatırlayalım Türkiye’nin bayrağını yakmaya kalkışmışlardı. Türkiye bizi sattı diyorlardı. Baktı Türkiye durum kötü ve eldekini kaybetmek bir yana geleceği de kaybedecek ve döndü Nato ile birlikte yaptırıma. Geleceği görüp hemen pozisyon aldı. Uluslar arası ilişkiler böyle ne yazık ki tamamıyla ülke çıkarları doğrultusunda yapılıyor.
MIŞ
Genelkurmay telefon dinleme cihazlarını MİT’e devrediyormuş.
DAMLA
Kuvvete dayanmayan adelet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.