Ulusalcı, Kemalist ve ırkçılık gibi 30lu ve 40lı yıllarda, dünyayı ve yurdumuzu kuşatan aptalca zihniyetlerin yansıması olan unsurlar, artık tarihteki yerini almaya başladı. Bundan sonrada 30 yılların anlayışlarına benzer ucubelerin en başta ülkemizdeki yeri, sadece müze ve tarih arşivleri olacaktır. Tabii gerçekleri ile birlikte.
1960 yılında antikapitalist bir başkaldırı ile başlayan “Hippi hareketi”, yeryüzünde beyaz insan tarafından inkâr ve imha edilen insan topluluklarını, anlamak için ilk hareketti. Nedense “hippi” kelimesini aşağılama anlamında kullanıldı. Daha sonra her şeyin fayda için olmadığını ve daha çok servet için doğayı bir tüketim kaynağı olarak kullanılmayacağı gerçeğini, fark eden uyanmış insanlar, varlığını hissettirmeye başladı. Artık Katmantu’ya, Aborjinlerin yurduna, Tibet Yaylasına, İran’a, Hindistan’a, Tanrı Dağlarına, And Dağlarına doğru yola çıkan gençler vardı. Onlar Şaman atalarını, Müslüman insanları, kızıl derelileri, Hinduları, Togonları tanımaya, anlamaya, başladıkça; onlardan yıllar boyunca gizlenmiş olan bilgileri öğrenmeye başladılar.
Tibet Yaylasında yaşayan bir Budist rahibin sadece kendi ihtiyacını aldığını hatta yemek yiyen diğer arkadaşının tabağına bile bakmadığını görünce ilk gördüğü bir hal onları şaşkına çevirmişti. Bir müminin bütün zorluklara rağmen şükredip bir lokma ve bir hırka ile huzur içinde olması şaşırdıkları bir şeydi. İşte onların dünyasını keşfettikçe atalarının ne kadar büyük bir güzelliği yok etmek için çabaladıklarını gördüler.
Artık din yolundan, kutsallardan, şaman atalarımızın geleneklerinden, ilahi kudrete tevekkül etmekten, gayrisi anlamını yitirmeye başladı. İnanmayacaksınız ama ilk feryadı hippiler olmuştur. Zira onların anlayışları Amerika’daki dev kapitalist şirketleri zora sokmaya başlamıştır. Karşısında tepki olarak artık doğa için, insanlık için, yardım kuruluşlarına belli bir oranda fon ayırdıklarını açıkça belirtmek zorunda kalan dev şirketleri, görmeye başladık.
Şimdi geldiğimiz nokta şurası: Bir kıble olarak Türkiye’den görülen Avrupa ve Amerika’da yaşayan bilinçli insanların başlattığı, “bizi nesne haline getiremezsiniz”, farkındalığı başlamışken başbakanın laiklik çok tatlı kaymaklı sözleri ne anlama geliyor. Hala saçmalıklar yumağı olan ve kutsalla savaşma adına ortaya çıkan, bir deli saçması halinde vicdandan ve maneviyattan mahrum insanların kendine rehber edineceği, demokrasi ve laiklik tavsiyesini medya patronlarının pişirmesi ile her sefer dillendirmesi nedir?
Artık öyle komik bir noktaya geliyor ki bazı uygulamalar. Mesela Kayseri’de Büyükşehir Belediyesi, kendi idaresinin ne kadar laik ve ulusalcı olduğunu kanıtlama gayesi ile her Cuma akşamüzeri bir görev icra ediyor. Cumhuriyet Meydanına bir bando takımı Saat Kulesinin yanına geliyor ve İstiklal Marşı çalmaya başlıyor. Şehrin belki de en yoğun trafiğinin olduğu yerde herkes İstiklal Marşını dinliyor mu? Siz de görüyorsunuz. Başta tramvay ve özel halk otobüsleri dinlemez. İşin ilginci böyle bir saçma bir şey İzmir Büyükşehir Belediyesinde yapılmıyor. Bu yapılan komiklikten başka bir şey olmadığını artık arınmanın, uyanmanın, bilinçlenmenin ve kendini tanımanın zamanı geldi.