Evrim, sürekli devam eden ve sonu olamayan bir süreçtir. Evrim, başka varlıklardan ve dünyadan ayrılmadan devam eder.
Evrim bir başkalaşma ve diğerine dönüşme değildir. Evrim, tek bir vücudu tanımlayan bir süreçtir, bu vücut özdür. O kâinattır, Alfa ve Omega’dır.
Tanrı ve sonsuzluktur. Aslında evrilen yegâne şey budur, çünkü hepimiz bu tek vücuda aitiz. Ondan geldik, yine ona döneceğiz.
Kıyameti ya da Armagedonu” sonun yakın olduğunu düşündüğünüz de… Yarınların daha kötü olduğunu ve olacağını gördüğünüz de Bizi bu kötü kadere mahkûm bir nesil olarak düşündüğünüz de. Suçlu onlar değil artık kimi suçluyorsanız. Tüm kötülüğün kaynağı sizin içinizde. Ve iyi bir sebebiniz var: Evrimleşiyorsunuz.
Başkalarını ve başka şeyleri suçlamaya son verin. Küresel yıkım ve doğal afetler için telaşlanmayı bırakın ve dinleyin. Çünkü dünya size bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Tam olarak sorununuzun ne olduğunu ve onu nasıl düzelteceğinizi söylüyor. Gerçeği yaşayan adamı bulmak için onu uzaklarda aranmayın, kendi içinize bakın. Bütün büyük dinlerin öğretilerinde, bir iç rehberden söz edilir. Büyük Ruh, Nirvana, Atman, Manihitu, Yaratıcı, Allah. İşte evrim yani tekamül insanı adileştiren ve değersiz kılan yedi büyük günahtan arınarak Yaratana kavuşma çabasıdır.
Şamanlar, İneğe kutsal bilen Hindular, Budist Rahipler, Kızıldereliler işte böylesine yüce bir manayı binlerce yıldır dile getirmiş. Yunus Emre’nin sanki diğerlerinden hiçte farkı olmadığını, hepiniz görebilirsiniz.
Nedense böyle bir yazı yazıldığında, dinden çıktı feryadı edilir. Aslında gerçek din, işte tekamül özündeki o noktayı işaret eder. İnsanı değersiz kılan: “bencilik, oburluk, ihanet, açgözlülük, şehvet, kibir, dünyaya tapınma, faizcilik, asalaklık….” gibi bu adiliklerden arınarak; yüceler yücesine Simurg’un dünyasına kavuşma çabasının adına dinin özü denir. Yoksa çok ibadet yapmak, kutsal kitapların metinlerini okumak, etrafa ne kadar din için çabaladığını göstermek değildir.
Hindular için bu yolculuğu temsil eden bir dizi tapınaklar dizisi vardır. İnsan ruh dünyasında kötü özelliklerini atamadıysa sinek olur. Sonra fare ve diğer hayvanlarla devam eden bir yol vardır. En sonunda inekten yaratıcıya kavuşur. Hepsi için bir tapınak vardır. Biz onlar ineğe tapıyor diye biliriz. Aslında adiliklerinden tamamen arınmış tekamül yolunda ilerleyen ruh âlemindeki insan vardır.
O zaman etrafında laiklik, modernizm, demokrasi, liberalizm, pozitivizm, ulusçuluk adının büyük olduğunu belirtenler. Çağdaş demokratik ve laik olduğunu her an hatırlatanlar hatta bunun insanlığın kurtuluş reçetesi halinde sunanlar hangi evrimi bize tavsiye edebiliyor.
Şaman atalarımın insanlığa tavsiye ettiği derin bir dünya var. Bu tabiatta sen ayrı bir varlık değilsin. Bu yeryüzü sana emanet edilmiş. Allah’ın karşısına çıkarken emanete nasıl baktığından hesaba çekileceksin. Sadece ihtiyacın olanı doğadan iste vesana bir elma veren ağaca teşekkür et, su içtiğin ırmağı selamla.
Şaman atlarımın binlerce yıl öncesinde böylesi tavsiyeleri vardı. Şu günlerde demokrasi ve laiklik tellallığı yapanların hangi tavsiyesi vardır. Onlar insanları nereye davet ediyor. Sonu altmış yıl sonra kimsesizlerin kaldırıldığı bir huzurevinden toprağın altına giden bir hayata mı? Gelecek nesiller için sömürülmüş bir tabiat ve insanlığa mı davet ediyorlar?
O zaman anlarım ki ineği kutsal sayanlar ve davul çalan şamanlar şimdi insandan adı ve dini ne olursa olsun çok kutsal insanlar olduğunu yüreğime seslenirim.