Çoğu insan onu çok sert ve kimsenin gözünün yaşına bakmayan bir lider olarak algılıyordu. Kimi Putin’e, kimi daha da ileri giderek ve Hitler’e benzetmeye kalkışıyordu. Ama 88 yaşındaki annesi Tenzile Hanımefendi’nin cenaze namazında Türk Milleti Başbakan Erdoğan’ın Anadolu insanından farksız bir duygu yapısının olduğunu gördü. Ağlıyordu başbakan, Cenaze namazında o kadar insandan sadece Başbakan ağlıyordu. Çünkü hayatını kaybeden onun annesiydi. O da annesine çok bağlı birisiydi. Göründü ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bu milletin bir ferdi gibi etten, kemikten ve kandan oluşan, duygu yüklü, yeri geldiği zaman gülen, espiri yapan, şakalaşan, yeri geldiği zaman üzülen, ağlayan, başka bir anda öfkelenen, sinirlenen bir yapısı vardı. Türk milleti böyle bir başbakanı uzun süre aradı ve sonunda buldu. Kendisi gibi yaşayan, kendisi gibi konuşan, kendisi gibi üzülen, ağlayan, kendisi gibi sinirlenen bir başbakan.
Başbakan’ı ağlarken üzgün gören Türk Milletinin gerçekten yüreği burkuldu. Erdoğan’a olan sempati daha da tavan yaptı diyebilirim. Evet, bir Başbakan annesi için hüngür hüngür ağlıyordu. Bu çok enteresan ve kaçırılmaması gereken bir andı. Başbakan’ın ağlamasından hoşnut olduğumuz falan değil, mesele çarşıdaki adam gibi içten bir adamın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmasıydı.
Kimse demedi ki yahu kardeşim 88 yaşındaki annesi Hakkın rahmetine kavuştu, çok şükür yaşamış, oğlu Başbakan olmuş falan demedi. Çünkü anaların yeri gerçekten çok ayrıdır. Değil 88, 188 yaşında dahi olsa anne, annedir.
Duygusal bir Başbakanımız var, şiire, sanata meraklı bir Başbakanımız var. Sinirli öfkeli bir Başbakanımız var. Yeri geldiğinde ağlayan, yeri geldiğinde masaya yumruğu vuran, hatta insana kafa atacak gibi diklenen bir Başbakanımız var. Ailesine, eşine kızlarına, annesine düşkün bir Başbakanımız var. Milletine, vatanına da düşkün bir Başbakanımız var. O hiçbir zaman kibirlenmez böbürlenmez, gösteriş meraklısı değildir, tek düzedir, içindeki neyse dışına onu yansıtır, asla sinsi düşünceler taşımaz, dostluğu da aşikardır, düşmanlığı da. Merttir, lafını esirgemez. Dilinin ucuna geldiği gibi konuşur. Özgüveni zirvededir, asla kompleksi yoktur. Yalan söylemez, lafı kıvırmaz. Güçlüden yana değil zayıftan yana tavır koyar. Sert görünüşüne karşılık vicdanlı ve şefkatlidir. Duygu yoğun bir yapısı vardır. Duygusal, mücadeleci bir şiir okunduğu zaman gözleri yaşarır. En önemlisi ise cesurdur. Başbakanımıza başsağlığı diliyor, annesinin mekânı cennet olsun diyoruz.
SURİYE TÜRKİYE’YE KATILIR MI?
Cumartesi akşam Yazarlar birliğinin organize ettiği yuvarlak masa toplantısının konuğu gazeteci yazar Mustafa Özcan’dı. Ben de programı yönetiyordum. Çok kritik sorular soruldu, bilgilendirici cevaplar verdi Özcan. Ama benim son olarak sorduğum “Suriye’deki olaylar nasıl sonuçlanır” mealindeki soruma gayet net bir şekilde Özcan’ın “ Nihayetinde Suriye Türkiye’ye katılır, Türkiye İsrail ile sınır komşusu haline gelir” demesi gerçekten de en ekstrem cevaptı. Ortadoğu’yu ve dış politikayı çok iyi bilen yazar aynen böyle diyordu. Öngörüsü böyleydi. Esad yönetiminin ileride yıkılacağını ve Suriye’nin Türkiye’ye katılacağını ileri sürüyordu Özcan. Bakalım önümüzdeki aylar ve yıllarda Özcan’ın öngörüsü gerçekleşecek mi?