“AŞK BİR KALPTE KARAR KILDIMI, AKIL BAŞTAN FİRAR EDER”Makay Aziz Aksoy
Aslan suç işlemiş ve cezaevine konmuş. Yemek vakti olmuş. Yan odadaki kediye et yemeği verilmiş aslana ise süt getirmişler. Aslan cezaevini sallamış demirleri eğmiş ve terör estirmiş …Ne demek lan..Kediye et bana süt menüsü…Aslan bey sakin ol vesaire teskin etmeye uğraşmışlar ama nafile.. Sonunda cezaevi müdürü defterleri karıştırmış çare arayışına girmek zorunda kalmış deftere bakınca bir de ne görsün aslan cezaevine kedi kategorisinde yazılmış yanlışlıkla ondan süt verilmiş yemekte..Aslan bey bir Dakka bir yanlışlık oldu siz yanlışlıkla kedi kategorisine kaydedilmişsiniz cezaevine girerken diye güçlükle ikna etmiş aslanı ve gürültüsü sona erdirilmiş..Caner Canbolat hocam bu fıkrayı imamken çok anlatırdı benim imamlığa girişim ve konuşmalarıma ironi yapardı Caner Hocam nam ı diğer solist hoca..Sesi çok güzel olduğu için solist derdim..”Söyleşirken cebraille kelam..”Bahrini o mükemmel okuyuşu hiç kulağımdan gitmez..neyse..fıkranın aslını anlattık şimdi de faslına geçelim
MUSTAFA ÖZCAN: “OSMANLI DA DIŞ BORÇLA BAŞLAYAN YANLIŞ KATEGORİDE/ KAMPTA YER ALMA POLİTAKALARI, ORTADOĞUYLA ENTEGRE ÇABALARI MAKSATLI ENGELLENDİ
Bundan 20-25 yıl evvel yazar Mustafa Özel’in “Amerikan Yüzyılının Sonu”kitabını okumuştum. Yazar Özel, dünyanın bugünkü Arap baharı değilse de Ortadoğudan gitmek zorunda kalacağını, bölge halklarının eninde sonunda uyanacağını ve ayaklanacağını ilk defa yazanlardandı. Hatırladığım kadarıyla yazar Amerikan yüzyılının ve Egemenliği ile Ekonomik hegemonyasının nihayete ereceğini kendi amerikan stratejistler ve diğer küresel çapta yazar çizer takımından getirdiği fikir felsefe ve ikna edici mantık sistemleriyle dillendiriyordu. O yüzden olacak ki bende Amerikan ve tüm emperyalist uygulamaların eninde sonunda biteceğine ikna etmşti Amerikan Yüzyılının Sonu kitabı..Kitaplıkta aradım bulamadım. Grip olduğumdan hakkıyla arayamadım belki. Ama yazarın “Tarih Risaleleri”ni buldum ve kısa bir göz attım..Büyük yazar küçük yazar farkı bu olsa gerek 20-30 yıl evvelinden dünyanın gittiği tarafı gören yazarlara sahip olmak bir ülke için şanstır.
Dış Politaka Yazarı Mustafa Özcan’ın Yazarlar Birliğinin konuğu olarak katıldığı Programın moderatörlüğünü yapan Kayseri Gündem gazetesi genel müdürü ve başyazarı Mehmet Uğurlu’nun programın açılışında yaptığı;”Türkiyemiz dış politika ile bu kadar hiç bu kadar içli dışlı olmamıştır bu dönem kadar. Türkiye nereye koşuyor. Türkiye kendisi mi insiyatif alıyor, yoksa ıztırari olarak bir yerlere başka güçler tarafından mı sürükleniyor? Evvelden bakanlar kurulunu beraber yaptığımız Suriy ile harbe mi gireceğiz? Suriye ve İranı kaybedip İsraille mi dost olacağız?” sorularıyla başlayan konferansta Dış Politika yazarı Mustafa Özcan şunları söyledi.
“Suriye düşerse, suni blok mu oluşur diyor İsrail. İsrailin korkularından birisi de budur. Doğaldır ki, Türkiye’nin Ortadoğu ile ilişkileri arttıkça, İran ve İsraille ilişkileri keskinleşecektir. Türkiye bölgeye yönelir bölgede belirleyici güç haline gelirse nefes alma borularımız daralır diye endişe ediyorlar, böyle bir korkuları var. Benim kanaatim Suriye nin Türkiye’ye katılacağı yönündedir sözleri heyecan yarattı dinleyicilerde.
Bölge yeni Osmanlıcılık istemiyor ama İngiliz milletler topluluğu benzeri bir oluşuma ise sıcak bakıyor bölge ülkeleri.Bu istek Tunus’tan geldi, diğer ülkeler itiraz etmediler. Bu formülün içinde İsrail de vardır ve barış formülü olarak lanse ediliyor. Tabi diğer öneri ve tasarılardan sadece bir tanesidir bu formül. Bölge barışını esas alan bir içeriğe sahiptir.
ERBAKAN’IN DÜŞÜNCELERİ GÜZELDİ AMA KONJÖKTÜR UYGUN DEĞİLDİ
Daha önceleri yüzeysel olan Batıcılığımız 1950 li yıllarda NATO ile kurumsallaştı. Daha sonra AB ye üyelik müracaatları Batı kampına ilişkilerimizi katmerleştirdi. Batıcı uygulamaların içerdeki sloganı “Yurtta sulh cihanda sulh”sloganında odaklandı. Nato ya giriş Rus tehdidini nisbeten defettiği için Ülkemiz biraz rahat nefes aldı. Bu arada 1950 den sonraki muhafazakar siyasilerden olan Erbakan dış politikada köklü değişiklikler yapmak istedi. Ama zamanı değildi. O zaman dış politika yazarı olarak tüm Arap gazetelerini dikkatle ve günü gününe izledim. Hürriyet gazetesi Erbakan ın dış politikasını ne kadar destekliyorsa Arap basını da o kadar destekliyor, yani Erbakan aleyhine öne çıkardığı politik stratejileri aleyhine sürekli yazılar yazılıyordu Arap ceridelerinde.
Fransız ihtilalinin getirdiği ulus devlet felsefesinin tesiriyle Araplar Türkiye aleyhtarı ırkçılık, Türkler de aynı şekilde Arap aleyhtarı ırkçı düşmanlık karşılıklı nefret siyaseti izlemişlerdir 100 yıl boyunca. Ama artık konjöktür değişmiştir. Merhum Erbakanın düşünceleri çok güzel açılımlar ve birlik entegrasyonları ön görüyordu ama konjöktür müsait değildi o günlerde. Yoksa yanlış fikirler değildi düşünceleri hocanın.
SIFIR SORUN POLİTİKASI
Sıfır sorun politikası komşularla iyi geçinmek ideal olan ama eskiden kalma, tarihten gelen tortular ve kaşındığında ortaya çıkan derinlerden gelen problemler var.Türkiye Arap baharı denen olaylara ilk anda tereddüt ve temkinle yaklaştı. Ama olayların gelişimine ve seyrine göre tarafını belli etti ve insiyatif aldı. 1850 lerden itibaren Osmanlıyla başlayan Batı kampına bir mahkumiyet dönemi oldu Türkiyenin. Osmanlıyı Batı konseptine iten nedenlerin başında o zamanki dış porç politikaları olmuştur. Akabinden Fransız ihtilaliyle dünyada esen fikir rüzgarları ile Batıcılık ve Batı konseptine mahkumiyet 1950 lerden sonra da Rus tehdidine karşı NATO, CENTO ve AB anlaşmaları şeklinde devam etmiştir.
1950 yıllarından itibaren Türkiye de iktidara gelen bütün muhafazakar iktidarların en büyük ideali Ortadoğuya açılmak ve tekrar tarihi bağlara dönme arzusu hakim olmuştur. Adnan Menderes bu konuda çok çaba harcamıştır ama 1960 darbesiyle oluşturduğu politikalar kökten yok edilerek tekrar Batı konseptine dönülmüştür.
Son Ortadoğu olayları Arapların kendi tercihleri ve insiyatifleri ile gelişmiştir. Ancak ABD olayları yönlendirmeye kendi istediği mecrada gelişmesi için çaba harcamıştır doğal olarak. Bence olaylar yani ONE MİNUT ve devamında gelenler kaderi ilahinin asıl belirleyici olduğu gelişmelerdir. Tabii insanlar ve devletlerde kendi aksiyonlarını serdetmişlerdir olaylarla ilgili olarak ama asıl belirleyici kaderi ilahidir bence”ABD, Ortadoğudan çekilecek. Tarihi olarak, coğrafya olarak çekilmek zorunda. ABD nin yerini doldurabilecek tek ülke Türkiye’dir. Ne İran ne Mısır ne de başka bir ülke bunu yüklenemeycektir.”Türkiye doğal mecrasına dönecektir inşallah. Mahkum edildiği yanlış kampları barışçı şekilde terk edecektir. Dünya çapında bir yumuşama bir karşılıklı anlaşmalar dönemine girdik”dedi.