Akşam televizyonu açıyorsun Bitlis’te 5 polis şehit, daha ona üzülemeden sabah televizyonu açıyorsun ki Hakkâri’de 24 asker şehit buna can dayanmaz. Millet ne yapsın. Dayanılacak hal kalmadı. Sabır taşı çatladı. Bıçak kemiği de geçti. Artık bu mesele milletimizin başı sağ olsun, şehitlerimize rahmet kalanlara başsağlığı söylemleri ile geçiştirilemez. Kuzey Irak’a hava harekâtıyla da geçiştirilemez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırdaki bir askeri taburuna sanki düzenli bir ordu saldırısı gibi saldırı olmuştur. Ağır silahlarla hainler saldırmıştır. Dağlarımız işgal edilmiş, şehirlerimiz KCK yuvalarına dönmüştür. İsrail ve Suriye hainlere arka çıkmakta ve destek sağlamaktadır. Amerika’nın desteği vardır. Avrupa ülkelerinin desteği vardır. Bu iktidara açılım öğütleri verenler bilerek ya da bilmeden terör örgütüne can suyu vermiştir. Bölücü hainler bu süreçte güçlenmiş, palazlanmıştır. KCK-DTK-PKK-HPG oluşumlarını güçlendirmişlerdir. BDP işin meşruiyet ve demokratik bölümünde, KCK hainlerin devlet yapılanması bölümünde, HP ve PKK silahlı güç bölümünde DTK ise bir çatı örgüt olarak faaliyetlerine devam etmiştir. Amaç bu denli büyük saldırılarla Türkiye’yi hem acze uğratmak, hükümeti zaafa düşürüp istifaya zorlamak, içeride de bir Türk-Kürt savaşı çıkartmaktır. Başbakan Amerika’ya gidiyor gittiği gün büyük bir saldırı, Cumhurbaşkanı Gül sınıra ziyarete gidiyor, Hakkari’ye Yüksekova ve Çukurca’ya. Dört gün sonra bu tabura büyük bir saldırı oluyor. Bunlar ne anlama geliyor?
Şurası bir gerçek ki terör uzun süredir hiç bu kadar azmamıştı. Dağlara hiç bu kadar hakim olmamıştı. Bu ağır silahları nereden buluyor, sınırdan nasıl gelip yüzer kişilik guruplar halinde saldırabiliyor. Ülkemizin topraklarına kamplar kuruyorlar, adeta küçük bir devlet yapılanması içindeler. Vergi topluyorlar, dağlara adam topluyorlar, insanları kaçırıp sorguluyorlar, yargılayıp infaz ediyorlar. Devlet içinde bir devlet yapısı var ortada. Artık bu iş başsağlığı ve üzüntü mesajları ile geçiştirilecek halde değildir. Acilen bir çaresini bulmak lazım. Gereken Anayasal ve yasal değişiklikler yapılmalı, gerekirse idam yeniden gelmeli, baş katil idam edilmeli, devlete kurşun sıkana onun yöntemiyle cevap verilmeli, teker teker avlanmalı, terörün tüm yandaşları siyasal dahil gereken ceza verilmeli.
Şimdi 24 ilde 24 Ocağa ateş düşmüş durumda. Gariban analar, yoksul babalar, amcalar dayılar, kızkardeşler, eşler çocuklar ağlaşıyorlar. Bu manzaraya yürek dayanmaz. Milletin öfkesine kimse kızmasın. Bu milletin öfkelenmekten başka da yapacağı bir şey yok. Çözümü devletin ve hükümetin bulması gerekiyor. Gerekiyorsa otuz yıl gerisine dönülerek, gerekiyorsa OHAL bile düşünülerek bir çare bulunmalı. Cumhurbaşkanı ilk defa intikam sözcüğünü kullandı. İnşallah intikam büyük olur. Başbakan’ın konuşması beklendiği kadar değildi. Daha çarpıcı ve etkileyici bir konuşma beklenirdi. Ama sanıyorum artık Başbakan da konuşmakla bir yere varılamayacağını, sözlerin, yazıların artık hiçbir öneminin olmadığını düşünüyor.
Saldırıda hangi devletlerin parmağı varsa hesabı kesilmeli. Ülkemizin içindeki bir tabur komutanlığına hatta bir değil 8 ayrı askeri birliğe aynı anda topyekun ağır silahlarla büyük bir saldırı oluyor. Nasıl bunların bir tanesinin bile istihbaratı alınmıyor? İşin içinde kimler var, neler var. Amerika mı var, Rusya mı var, İsrail mi Suriye’mi, Irak mı, İran mı? Başbakan’ın dediği gibi Alman mı İngiliz mi kim var? Kim varsa bunu bulmak devletin işi, hesabını kesmek devletin işi. Ama bildiğim bir şey var ki bunu tekrar etmekte fayda var. Açılımın faydası değil zararı olmuştur. Silahlar bırakılmadan açılım yapılması teröre alan açmıştır. Türkiye’yi zaafa uğratmıştır. İsrail ve Suriye ile ilişkilerimizin kötüleşmesi terörün ekmeğine yağ sürmüştür. Füze kalkanı olayı terörün ekmeğine yağ sürmüştür. İran’ı, Rusya’yı, Suriye’yi kaybeden bir Türkiye manzarası çıkmaya başlamıştır. Allah bu millete sabır versin, güç versin, kuvvet versin.