Hep bir ağızdan halk arasında söylenen bir söz gezer. Bazen ben de şahit olurum bir şeyler demek zorunda kalırım. Sonra söylenenlerin anlamsızlığını düşünmeden de edemem. Zaten bizim insanımızın gündelik yaşamaktan başka batini düşünmeye ne vakti ne de imkanı oluyor
Söylenenler şöyle başlar: “Pkk’nın dağ kadrosunu bitirirsek bu iş çözülür. Apo’yu asarsak bu iş çözülür. BDP kapatılıp bütün parti yöneticileri hapse atılırsa bu iş çözülür gibisinden…” Pkk ve Kürt sorununa karşı çok sıradan bir çözüm yolu önerilir. Sonra farklı bir şey söylediğin anda vatan haini gibi bir şeyle sıfatlanma durumu ortaya çıkar.
Bütün bu çözüm önerileri o kadar çok yapıldı ki nedense bu meselede hiçbir mesafe kat edilemedi. Pkk’nın dağ kadrosu altı kere yok edildi. BDP’nin arkadan gelen partileri hep kapatıldı. Apo olmasa bile onun gibiler gizli infazlarla çok fazla öldürüldü. Bu süreç çok uzun zamandır devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek.
Yüksekova yolunda iken, Silvan’da askerlerin başına gelen o elim olay daha yeni yaşanmıştı, “bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”, demiştim. Gerçekten bir savaşın fitili ateşlenmişti. Kim daha iyi mevzi kazanırsa, söz sahibi olmak onun olurdu. Fark ederseniz son olayları; geri adım atmak isteyen bir taraf da yok gibi gözüküyor. Şu anda BDP’li belediye başkanlarına karşı başlatılan tutuklama kampanyası, buradaki milletin istediği bir şey gibi gerçekleşti. İşte bu yapılan yanlışın ilk noktası diyebilirim.
-Olur mu canım onlar zaten örgüte büyük destek veren belediye başkanları, onların idare ettiği belediyelerde hep gerilla çalışır, pkklı çalışır… Zaten buralardan bir tane olsun oy alma hedefi ve arzusu olmayan BDP için, ballı kaymaklı bir pasta ikramı oluyor, bu son tutuklamalar. Bakın sizin için çabaladığım şeyle ben tutuklandım diyebilir.
Aklıma bir anda Şu an Romanya içinde olan Karpat Dağlarında yaşamış bizim Kazıklı Voyvoda dediğimiz, Kont Drakula aklıma gelir. Çok zalim ve gaddar olan bu adam, en acımasız işkence ile insanları öldürürmüş. Ülkesinde öldürdüğü insan sayısı ciddi anlamda artmaya başlayınca, korkudan insanlar nereye sığınacağını bilemez olmuş. Sonunda Ortodoks Kilisesi Fatih’ten yardım ister. Fatih on bin askerlik bir ordu gönderir. Askerler Kont Drakula’nın savaşçıları ile savaşmaktan ihtiyat ederler. Çünkü esir yada yaralı aldığı askeri korkunç biçimde öldürür. Hâlbuki o zalimin iki bin askeri vardır. Neyse ki Ortodoks Kilisesinin yardımı sayesinde, Kont mezara gömülür. Kilise Kont’un ruhunu şeytana satmış bir satanist olduğu için, onun öldürülmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Bu olaylarla ne alakası var diyeceksiniz BDP’li belediye başkanları o bölgelerde sevilen insanlar. Onları tutuklamakla öldürmekle terör olayları sona ermez ve ermeyecektir. Terörü besleyen şey: İnkâr edilen Allahın yarattığı bir dil ve ırk gerçeğidir. Karşımızda hiçbir şekilde uzlaşmayı istemeyen kararlı örgütlenmiş bir halk kitlesi vardır. Bu kitle geçmişin acılarını kuşaklar boyunca günümüze kadar sürekli getirir ve farklı olmanın zaruret olduğunu nesillere aktarır.
Devlet itaat eden insan orada kendine ihanet etmiş gibidir. O zaman tarihine, kültürüne, atalarının yadigârına ihanet içinde hisseder. Hepsi öyle midir? Hayır, fakat genel kanı bu zaviyeden görülür. Çok fazla itaat etmekte devlete aptallaşmakla aynı şey olacağını dile getirebilirim. Orada yaşayan insanların kendi düzenlerinde yaşayıp gitmeleri en doğru karar olacaktır. Çünkü Fatih’in ordu gönderdiği Kont Drakula yok ortada.