“Bimillahirrahmanirrahim..İza zülziletil ardu zilzaleha ve ehracatil ardu askaleha…Yer şiddetle sarsıldığı/zelzele yaptığı zaman..ve içindekileri dışarı fırlattığında…K. Kerim …Zilzal Suresi.
Evet hüzünle sevin. Karşısımı bir mübarek kurban bayramını daha idrak ettik hamdolsun..Sayısız dua edildi yazı yazıldı ve çeşitli değil sınırsız yorumlara göz kulak ve azalarımız şahit oldu..Ama depremin güzelliklerinden pek bahsedilmedi. Bir de “Acıyı ranta çevirme” peşinde olanların varlığın okuduğumuz yazılardan etkilendik ve aşağıda yazımızın ana temasını şehir dönüştürücüler veya kentsel dönüşüm bahanesiyle kentleri, arsaları yağmalama kanunu çıkarttırmaya uğraşanları anlatan yazılarla konumuza devam edeceğiz..Ama depremin güzelliği olur mu ? diye soran yazıya değinmeden geçemeyceğim..“Depremin güzel yanları olurmuymuş demeyin. Bir defa deprem Allah ın takdiriyle oluyorsa –ki oluyor-elbet çirkin olamaz. Hem Allah ın CC hiç luzumsuz işi olur mu? Yeri sallıyor, bu yolla insanlar ölüyor, evler yıkılıyorsa da mı? Evet esmai Hüsna denilen her türlü güzel ismin sahibi Allah ın bir ismi hakim’dir.bir ismi VEDUD dur, bir ismi rahimdir, bir ismi mümit’tir.Ölümü de verse yine hikmeti ve rahmeti ile verir. Güzelden gelen güzel olmaz mı?Acaba bu olayların perde arkasında neler var? Sırları incelikleri, hikmetleri, kısacası güzellikleri nelerdir.?”Bu dini ve ilahi incelikleri herkes araştırabilir sorabilir ve biz başka bir yazıda bunlara değineceğiz ama deprem bahanesiyle kentleri talana hazırlanan akbabalar bu yazımızın asıl konusu.
KİMİNE HAY GÜNÜ KİMİNE PAY GÜNÜDÜR…YALANLA ÖRÜTLMEYE ÇALIŞILAN ÇARPIK YAPILAŞMA
Deprem yıkmaya devam ediyor. Akbabalar adı ‘kentsel dönüşüm’ olan yoksulların dışarı atılması projelerini ortaya çıkardı. Ağızları sulanıyor. Yine aynısı oldu her depremin ardından olan. Bir arsız müteahhit bulundu. Bütün suç onun üstüne yüklendi. Kaçak bina, deniz kumu, yüzde beş fazla kâr, denetimsizlik, çarpık yapılaşma... bunlardan oluşan bütün deprem haberleri yanlıştır ve hatta yalandır. Çünkü gerçeğin üstü bu deniz kumu ve çarpık yapılaşma ile örtülmeye çalışılıyor.Depreme karşı alınabilecek şu an için ilk önlem kent toprağının kamulaştırılmasıdır. Kent toprağının kamulaştırılması, konutun, barınma hakkının metalaşmasının sınırlandırılmasıdır. Çıkılan her bir kat, bir rant yarattığı sürece sizin bunu engelleme gücünüz pek yetmez. Ah bu adamın yine radikal, komünist, anarşist bir önerisi olarak görmeyin bunu. Ben egemenlerin bütün kent sistemini yıkalım diyorum. Bu daha reformist bir öneri. Hollanda’da, Amsterdam’da geçerli olan bir öneri. Yani kapitalizmin beşiği ülkelerden birinden. -Bu arada hemen yazmalıyım yine egemenlerin bizi ikna ettikleri bir yalandan. Nüfusun çok olması yoksulluk yaratır yalanından. Nüfus çokluğu yoksulluğun nedeni değildir. Yoksulluğun sonucudur. Yoksa dünyanın en fazla nüfusuna sahip ülkelerden biri mesela sokakları yoksullarla dolu 185 milyonluk Brezilya değil Hollanda’dır. Kilometre kare başına Brezilya’da 22 kişi Hollanda da 397 kişi yaşar.- Amsterdam gibi kent toprağının kamulaştırılması, kent merkezinde her karış toprağın en azından, kişiler için bir haksız zenginleşme aracı durumundan sıyırdığı için rant elde etme hırsı hükümetlerle sınırlanır. Bu ‘kamu’nun toplumsal denetime ile birlikte anılması zorunluluğu ile birlikte düşünüldüğünde bir çözümdür. Bu öneriyi ilk olarak 1970’lerin başındaki TMMOB dergilerinde okumuştum. Bugün TMMOB’un neden bu kendi önerilerine sahip çıkmadığını da anlamamaktayım.
ESKİ VE YIĞMA EVLERİN DEPREME DAYANIKSIZLIĞI MÜTEAHHİT YALANIDIR
Eski ve yığma evlerin depreme dayanıksız olduğu da bir müteahhit yalanıdır. Şu anda Şili’nin başkenti Santiago Şili’de yüzyıllık böyle bir evde bu yazıyı yazmaktayım. Yani bu ev, yaşadığı bu yüzyıl içinde biri bugüne kadar yaşanmış 9.1’lik dünyanın en büyük ikinci depremi olmak üzere 5 tane 8 şiddetinden büyük, onlarca da 7 şiddetinin üstünde deprem yaşamıştır. Bu ev bir istisna da değildir. Şili’nin bir başka kenti Valparaiso’daki ahşap evler de yapıldıkları günden, 140 yıl önceden beri çok büyük depremler yaşamasına rağmen birçok betonarme evin aksine sapasağlam ayakta kaldı. Ahşap kirişler ve duvarların üstü rengarenk çinko kaplı bu evler hem sağlamlık hem de estetik açısından olağanüstü güzeldir. -Kentin ortasında yükselen bir betonarme bina ise kongre binasıdır. Kent fazla gelişmiyor, diye çılgın bir proje olarak parlamento 1984 yılında buraya taşındı. Bütün evlerin denizi görmesiyle ünlü plansız, organik gelişen bu kentin ortasına dikildiği çirkinliği bana müteahhitleri, bu çılgın projenin sahibinin Pinochet olması da bu yalanı hatırlatıyor.Kerpiç binaların depreme dayanıksız olduğu da yalandır. Yüzlerce yıldır ayakta olan kerpiç kentler buna örnektir. İTÜ Maslak Kampüsü’nün içindeki kerpiç-alker bina buna örnektir. 1999 İstanbul depreminde, etrafındaki bütün ‘denetimli, kaçak olmayan, çarpık yapılaşma dışı’ betonarme, binalar kullanılamaz raporu alırken, kerpiç-alker bina sapasağlam kalmıştır. Kerpiç-Alker yapı (Viranşehir ve Diyarbakır’da inşa ettiğimiz teknik) Ankara’daki deprem masasından da yüzünün akıyla çıkmıştır ve bilim sevenler için söylemeliyim ki bir Tübitak projesidir.Bütün dünyadan verdiğim bu örneklerle kolayca anlaşılacağı gibi önemli olan yapının betonarme olup olmaması değil, nerede nasıl inşa edildiğidir. Van’da bir çadırı kuramayanlar, hepimizi radikal inşaat tekellerinin ellerine terk edecekler. Yani egemenler evimiz depremden başımıza yıkılmasın diye bize evsiz kalmamızı öneriyor. Bırakın, evimizi de biz inşa ederiz, geleceğimizi de...Yazar Metin Yeğin’in bu yazısına katılmayan varsa beri gelsin..Vefat edenlere Allah rahmet eylesin ama önlem almayan, fakir fukarayı mağdur edenleri ise rabbul alemin affetmez inşallah…