Dünyada gerçekleşen baharlar sonrası bunlardan Prag Baharı ki o baharda Çekoslovakya ya komünizm baharı getirilmişti tankla topla tüfekle. Yarım yüzyıl sonra hezimet fukaralık ve küresel kargaşa bırakıp son bahar kış mevsimleri izlediğini temaşa ettik. Şimdi yine isim babalığını aynı küresel kodamanların yaptıkları Arap baharı, Türk sonbaharı vs. retorikler gök kubbeyi çınlatıyor. Aydınlar, özellikle Müslüman, olabildiği kadar Müslümanlığında samimi aydınlar kafalarını çatlatırcasın dünkü ve günümüzdeki bu değişimlere, dünyamızın ve insanlığın tarzı siyasetine kafa yoruyor beyinlerini patlatırcasına yoruyorlar haklı olarak ve de tarihin aydına yüklediği mesuliyet bilinciyle. Şimdi o düşünürlerden yazar Abdurrahman Arslan’ın konuyla ilgili düşüncelerine akıl yürütmelerine ilişkin bir yazıya göz atacağız. Tabi kendi ilave edeceğimiz, katılacağımız, katılmayacağımız noktalar olacak ama sonuçta bu bir tefekkür yürüyüşü olacaktır. Önemine ve günümüz dünya konjektürüne uygun olması münasebetiyle dikkatle okunacaktır kanaatindeyim…
MÜSLÜMANLAR İKTİDAR OLUNCA HERŞEY DÜZELİR SANDILAR..YANILDILAR
“Evet İslamcılık iktidar oldu. Şimdi yeniden külahlarımızı önümüze koyup düşünelim: Ne kaybettik, ne kazandık. Bunun tahlilini yapalım. Bununla birlikte iman ettiğimiz birçok şeyi de yeniden gündeme getirelim. Mesela Müslümanlar iktidar olmak istediklerinde ahlaken çok tutarlıydılar, zannettiler ki iktidar oluncaya kadar geçen sürede bu ahlaki anlayışlarında hiç değişme olmayacak. Hâlbuki bu süreç öyle bir şeydir ki, değişiyorsunuz, sabit kalmıyorsunuz. Burada bence Müslümanlar iktidarı da modernitenin dediği şekilde tanımladılar ve anladılar. Problemin bir boyutunda da o vardır: İktidar nedir? Düne kadar böyle bir soru sorduk mu? Şehir nedir mesela. O kadar entelektüel yetiştirdik, şehir nedir, şehirleşme nedir, İslam´a göre bunun mantığı nedir, ne demektir bu? İktidar onları kullanıyor. İslamcı düşünce önüne bir hedef koymuştu ve bugün o hedefe ulaştı ve iktidar oldu. Ne kaybettik ve ne kazandık? Bence bunu düşünmek lazım. Eğer hâlâ ciddi sıkıntılarımız varsa demek ki mesele sadece iktidar olmakla ilgili değil.
ALİM GELENEĞİNİ DEĞİŞTİRDİKLERİ İÇİN HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADILAR
Müslümanlar iktidar olmadan önce ahlaken çok tutarlıydı. Onlar, iktidar olunca ahlaki anlayışlarında değişim olmayacak zannettiler ama öyle olmadı bu süreçte onlar da değişti. İktidarı da Müslümanlar, modernitenin dediği şekilde anladılar ve tanımladılar. Bu kadar entellektül yetiştirdik ve bu zamana kadar iktidar nedir? Şehir nedir? Bu soruları sorup tanımladık mı? Hayır. Müslümanlar sadece bu iktidara sahip olmak istedi. Bu iktidar insanı nasıl güdüyor bunu hiç sorgulamadık. Eğer bunu sorgulamazsanız sizin de başa geçtiğinizde sorguladıklarınızdan farkınız olmaz. Nitekim bugün belediye düzeyinde de üst düzeyde de iktidarı kullananların daha önce eleştirdiği ile aynı davrandığını görüyoruz. Çünkü iktidarın mantığı ikisinde de aynı etkiyi yapıyor. İşte Müslümanlar, kapitalizmi, liberalizmi, iktidarı ve modernizmi konuşmalıydı. Müslümanlar alim geleneğini terk ettiği için, bu tartışmalardan uzak kaldı.
MUHAFAZAKARLIK DİNDARLIK DEĞİLDİR..
Dindarlık kavramı post modernitenin lügatinde yoktur. Modern dönemde biz üç kavramla karşı karşıya kaldık. Bunlar, liberalizm, muhafazakârlık ve sosyalizmdir. Şimdi sosyalizm gitti ve yerine muhafazakârlık ve liberalizm kaldı. Sosyal bilimlerin dünyası bu ikisi üzerine kuruluyor. Dindarlık muhafazakârlığın izinde bir unsurdur kendi başına bir şey değildir. Müslümanların muhafazakârlığı bu kadar çabuk benimsemeleri de benim çok garibime gitti. Bu da yanlıştır. İslam muhafazakârlığın içine girmez çünkü bu kavram Batı´da oluşmuştur. Post modern siyaset kültürü her şeyi değişime zorluyor. Bugün klasik anlamda laiklik ve klasik anlamda emperyalizm değişiyor. Bugün Kemalistlerin dediği laikliğin yaşama şansı yoktur. Türkiye artık post Kemalist dönemi tartışıyor ve bugün yapılan tartışmalar bu post Kemalizm sonrasının nasıl olacağı üzerine yapılıyor. Ama maalesef İslami anlayışımız da değişiyor. Bizi bu değişime zorlayan politik kültür üzerine de kafa yormamız gerekiyor.
MUHAMMEDÜL EMİN KİŞİYİ YETİŞTİRMEK ZORUNDAYIZ.
Ben bunu bir türlü anlayamadım. Dünya genelinde ve özellikle de Türkiye´de Müslümanlar yıllardır eleştirdikleri kalıpların içine girip kendileri şekillenmeye başladı. Biz başkalarının hazırladığı kalıpların şeklini alıyoruz. Bu genel ve acı bir durumdur. Bence bu önemli süreç bunu işaret ediyor. Bu hayatın bütün aşamalarında gerçekleşiyor. Dünyanın yeniden kurulduğu bir dönemdeyiz. Allah´ın izniyle elimizde çok büyük imkânlar var. Biz Müslümanların elinde anlamını yitirmiş dünyaya anlam verecek güce sahibiz. Bu dünyayı yeniden kurma gücüdür. Ütopyası olanlar ancak dünyayı değiştirebilir ve İslam´da bize hem bu dünya hem de ahret için çok güzel ütopya veriyor. Bu ikisi beraberdir ayrılamaz. Biz ´Muhammed´ül emin´ kendinden emin olunan Müslüman tipini bedeli ne olursa olsun yetiştirmek zorundayız. Çünkü odur peygamberin varisi ve biz o güzel insan modeliyle ancak İslam´ı temsil ederiz. Doğruların eğrilere karıştığı GDO´lardan tutun taşıyıcı annelere kadar fıtratın müdahaleye maruz kaldığı çürüyen bu post modern dünyada, biz bu insan tipiyle dünyayı değiştirebiliriz. Bizim bir tek modelimiz vardır o da İslam´dır. Rehberimiz de peygamberimizdir. Biz hiçbir şey bilmiyorduk ve bize O öğretti. “
Bizim Kayseri de aklı yetenin kadasını alim sözü kimsenin göremediğini görebilen ve yazılamayanı yazanlarla bunu görülecek okunacak kılanlar için de geçerlidir.. İlim ve hakikat yolunda engel tanımadan araştırarak yazarak varolmaya çalışacağız inşallah ..saygıyla..