Şimdi Husreviye Sınır Kapısındayız. Burası gelen gidenler için muntazam yapılmış bir yer. Namaz kılıyım desem de taksici öyle acelesi var ki olmaz ben hakkımı isterim. Bu ydum su içiyim yine olmaz hakkımı isterim. Bir yüzümü yıkayım ihtiyaç gidereyim.
-Ben buradayım mübarek adam bir yere kaçmıyorum, bu telaş neyin nesi.
Taksicinin eline 100$ veriyorum ki parasını alsın. Adamcağız o kadar telaş içindeki banka kapalı imiş. Orada döviz bozduran bakkal gibi bir yer var. O ülkede döviz bozdurmak sadece bankalar içinde oluyor. “Bizim için haram gibisinden yasak olduğunu söylüyor.” Demek yasal olmayan bir fiil işlediği için sıkıntı içinde. Sonra hadi git der gibisinden başından atmaya çalışıyor. Uzatmadan bizim telaşlı taksi şoförünün parasını veriyorum. Zira adamcağız panik içinde gibiydi.
-Tamam, hakkını aldın herhalde. Kafasını sallayarak oldu diyor.
Ondan kurtulmak ne mümkün ki o büfeciyi de yanına almış. Doğruca yanıma geliyor on bin tümen daha almak istiyorlar.
-Neden diyorum ben sizin hakkınızı verdim. 100$ eşit 100.000 tümen
Resmi görevliler gelmeye başlayınca ikisi de yanımdan ayrılıyorlar. Ellerine aldıkları tomarla parayı da onlardan alıyorum. Biraz saf kalmaya buralarda yer yok gibi. Yıllar önce Avrupa’dan gelen turistlere Türkiye’de yapılan çirkinlikleri görmemek istiyorum. Bazen karşıma çıkıyor ne yapalım.
Ülkeme gelen yabancılara karşı yapılan çirkin davranışlara karşı nefretle bakışım vardı. “Sel gider iz bırakır, turist gider döviz bırakır. Turizm bacasız sanayidir.” Bu çirkin ve adi sözler maalesef ilkokul yıllarımızda iken okulumuzun duvarlarını süslerdi. Böylesine bir alçaklık, nasıl çocukların beyinlerine yerleştirilirdi anlayamazdım. Halbuki ülkemize gelen yabancı bir misafirdir. Onu en güzel şekilde ağırlayabilmek ona kolaylık sağlamak zarurettendir. Şu ana kadar Türkiye’de ve başka yerde gördüğüm yabancılara karşı her zaman misafir gibi davrandım. Herkes aynı davranışı gerçekleştirmezse bile biz ilk olmayı unutmayalım.
Irak tarafına doğru gittiğim anda bakın neler başıma geliyor hep beraber görelim: Irak sınır kapısına doğru gidiyorum. Karşıma Kerbela ziyaretinden gelen ekseriyeti hanım olan ziyaretçiler çıkıyor. Hava iyiden iyiye ısınmış güneş burada bütün yakıcılığıyla havada öylece asılı duruyor. Kapıdan geçmeye kalktığım anda kapıda oturan bir adam hemen pasaportu görmek istiyor.
- Bu pasaport yeşil pasaporttur. Vizeye gerek duyulmaz uluslar arası her ülkeye rahatça girilir, çıkılır. No problem.
Türk olan başka bir görevli: vize olmazsa olmaz. Vize yok.
-Bak bu pasaport vize istemez VİP pasaporttur. Her ülkeye girebileceğim gibi Irak’a da girebilirim. Bunu anlamalısın.
-Irak Türkiye’ye vize uyguluyor. Ben seni içeri almam.