Buraya gelip hacet dilemeden gitmek olur mu? Bu kapı boş çevrilmeyen bir kapıdır. Allah’a açılan kapıya gelip cömert elden istemezsek olmaz. Şu an en büyük isteğim yerine gelmişti benim. Bu haleti ruhiye ile kendimi ayrı bir dünyada bulmaya başlamıştım. Artık bana ruhsat verilmişti ki cömertlerin, fedakârların efendisinin huzurundaydım. Ağlamak hiç bu kadar rahat olmamıştı bugünkü kadar. Yalnız sarılmak, sarılmak ve içimi boşaltmak istiyordum.
Ali Asker’in yanına ziyaretimizi yaptıktan sonra bütün aile efradı için iki rekat namaz kılmak istedim. Her namazın secdesinde kendimi en rahat halimdeydim o an seccadeyle konuştuğum andı. İçeride var olan manevi enerji o kadar çoktu ki insan onu bütün benliğiyle hissetmekten uzak kalamıyordu. Her namazda bu enerjiyi solumak bambaşka bir haldi. Bütün rekâtlar beni yeni bir evrene taşıyordu. O namaz esnasında İsmi Azam Duasının sırrına erdim. Acaba demeden bütün iyiler için, bütün aile efradım için, bütün yüceliğin sırrına ermek isteyen aşıklar için dua ettim.
Buradan bana Özcan ve Akil kardeşlerim hediyeler aldı. Dışarı çıktığımız anda bir dilenci benden sadaka istiyordu. Ona şükür olsun niyeti ile….
Karşımızda Ebulfazl’ın türbesi vardı. Orada gördüğümüz ilk yazı Esselamı Aleyke Ya Sakiyi Ateşi Kerbela idi. Ebulfazl’ın türbesi daha kalabalık idi. İranlı Hüccet Abi’nin benden istediği iki rekat namazı kenarda bir yerde kılıvermiştim. İranlı ziyaretçiler Ebulfazl’a ayrı bir yer veriyorlardı gönüllerinde bunu biliyordum. Vefalı Ebulfazl gibi dostlar zor hem de çok zor bulunurdu şu dünyada. Kerbela’da susuz kalan yavrulara su götürmek için iki eli de kesilse de kırbaları dişlerinin arasında taşıyan Hz. Ebulfazl adlı yiğide selam olsun, dünyada ve ahrette.
Son vedamızı yaptıktan sonra Harem’den çıktık. İki Türkmen kardeşime ne kadar teşekkür edeceğimi, Allah’a nasıl hamd edeceğimi bilemiyordum. Atalarımızın binlerce yıl önce bir ağaçtan elma aldığı zaman önce elma ağacına teşekkür edip, sonra Allah’a hamd etmesi ne kadar manidarmış. Bütün alemi insanın hizmeti için yarattı. Ben de sadece yiyici olup, ne varsa saldırıyım demeden ihtiyacı kadar alıp, sonra teşekkürü ve hamdı unutmayanlardan olmak, ne zarafettir.
İsmi Azamın sırrını bu yolculukta anladım. İsmi Azam için her bilen bir şey söylese de İsmi Azam bu yolculuğun özünde gizliydi. Hacetlerin haceti de şehadetin ve kurtuluşun nasibi, bir gönülde beraber idi. Zamanı geldiği an her hacet yerine gelecekti. O an İsmi Azamın sırrı layık olan herkesin gönlüne nakşolacaktı.
Özcan ve Akil kardeşime yürekten bir teşekkürden daha çok borçlanmıştım. Yolumuzun üzerinde bir araba gerçekten yanıyordu. Ama bize bir şey olmadan kurtulmuştuk. Onlara haklarını nasıl ödeyeceğimi bilemiyordum. Bana bu cömertliği gösteren, yolumun önde rehber olan, beni her an gözetleyen yüceler yücesinden, onların her müşkülünü kolay kılması için dilekte bulundum. Artık uzun geri dönüşü yapmalı ve bu hatıramı sizlerle paylaşmalıydım ***SON***