81 yıla sığdırdığı kâh çileli, kâh mutlu, kâh endişeli ve kâh umutlu bir hayat. Uykusunda iken yüzünde gördüğüm çizgiler geriye dönük yaşamındaki her saniyeyi çok güzel ifade ediyordu. Çocuklarını büyütmek, hayata hazırlamak ve başarılı olmaları için hayatta yaptığı mücadele ve ağır yılların tüm yorgunluğu bedeninde, gözlerinde ve yüzünde yapmacıksız, yalansız çok güzel okunuyordu.
Bahsettiğim o güzel insan canım annem. Öpmeyi, koklamayı, sarılmayı her zaman hasretle aklımdan çıkarmadığım canım annem. Hayat mücadelesinin bizleri savurup anne hasretine, özlemine duçar etmesi bu özlemlerimizi hep canlı tutmuştur. Her ne kadar sıla-ı rahimi hiç ihmal etmesek de onların evlatlarını özlemesi bizim özlemimizden daha ağır olduğunu kendi çocuklarımıza karşı gösterdiğimiz hassasiyetten daha iyi anlaşılır.
Geçen hafta annemin dizlerindeki rahatsızlığından dolayı düştüğünü ve kalça kemiğini kırdığını, bu sebeple acilen Kırıkkale Üniversitesi tıp Fakültesi hastanesine kaldırıldığını söylediklerinde apar topar Kırıkkale’ye gittim. Tahlil ve tetkikler sonucunda Salı günü ameliyata aldılar. Dört saatlik başarılı bir ameliyatın ardından odasına alınan annem çektiği ameliyat ağrısına karşı dayanılmaz acılar çekiyordu. Yaşının büyük olması, vücut direncinin de hemoglobin yetersizliğinden dolayı zayıf olması kendisini bir hayli yormuştu. Seruma verilen ağrı kesicilerle ağrıları dindirilmeye çalışılıyor ama çok zorlanıyordu. Ameliyatın ilk günü sabaha kadar çok zorlandı, çok acı çekti ama dayandı, sabretti, tevekkül etti. Ertesi günü ağrıları biraz hafiflemiş, aldığı ilaçlarla uyutulmaktaydı. Yanında kaldığım günlerde şu gerçeği gördüm ki! Biz evlatları yıllardır ihmal etmişiz, onların bizlere karşı özlemlerini abartılı bulmuşuz. Ama doğru olan bizim düşündüklerimiz değil onların hasretiymiş.
Refakatçi olarak kaldığım günler boyunca sanki annemle bir ömür yaşadım. İlk anlarda korkmamıza sebep olan bu rahatsızlığı yanında bulunduğum günler boyunca sohbetimizle, hizmetimizle devamlı gülen yüzümüzle acılarını unutturmaya, yüreğindeki evlat hasret ateşini azaltmaya çalıştık. Çok mutlu oldu. Yeri geldi tüm evlatlarını yanında görmenin hazzını yaşadı. Bu rahatsızlık şer gibi gözükse de hem bizlere hem kendisine hayır oldu.
O güzide insan canım annemin biz evlatları üzerinde ödenmez çok büyük hakkı olmasına rağmen her hizmetimin karşılığında benden helallik istemesi daima bende duygu patlamasına sebep oldu. Sabırlı, sevecen ve herkese çok değer veren hali kendime çok kıymetli bir müminenin evladısın, bundan gurur duymalısın deme gereğini hissettirdi. RABBİM ANNEM’İ inşallah tüm sevdiklerine şefaatçi kılar.
Üstad Bedizaman Said-i Nursi;’ ihtiyarlara, özellikle yaşlanan anne ve babaya bakmak, hizmet etmek, dualarını almak ve kalplerini hoşnut etmek bir sadaka hükmündedir.’ Der. Sabır ve şükür hastaların olduğu kadar yakınında en büyük sermayesi bu süre zarfında ömür dakikaları birer saat ibadet hükmüne geliyor. Çünkü ibadet iki kısımdır. Biri namaz, oruç gibi müspet ibadetler, diğeri menfi yani hastalıklar ve musibetler. Eğer hastalık olmazsa sıhhat ve gaflet dünyayı hoş gösterir. Ahreti unutturur. Rahatsızlıklar ise çalar saat misali kula rabbini hatırlatır. En büyük tesellimizde belki hastalığın sabun gibi günahların kirlerini yıkayıp temizlemesidir.
Yunus Emre der ki:
Gelse celalinden cefa
Yunus cemalinden vefa
İkisi de Cana safa
Kahrında hoş, Lütfun da hoş