Yıllardır ülkemizin muhtelif şehirlerinde cumartesi günleri öğle vakti içinde mazlumder ve bileşen kurumların oluşturduğu hak ve özgürlükler platformu üyeleri, basın açıklamaları yaparak başörtü konusunda yaşanan problemleri dile getirirler.
Bende, uzun yıllardır kuzuluk ihlas kaplıcalarında yapılan Anadolu Platformu sempozyumlarına katılmam sebebiyle, Akyazı mazlumder şubesinin açıklamalarına katılır ve misafir olarak konuyla ilgili bildiriyi okurum. Orada Ramazan KAYAN, Abdurrahman DİLİPAK, Bülent YILDIRIM gibi şahsiyetlerin de konu ilgili konuşmalar yaptığına şahit oldum veya duydum.
Okuyucuların akıllarına şu soru geliyor olabilir, yahu YÖK bu konuyu halletmedi mi? Niçin hala meydanlarda bağırıp çağırıyorsunuz usanmadınız mı?
İş öyle değil, bizler eğer hala başörtülü bir kızımız yakınımız yoksa olayın hallolduğunu zannedecek kadar dünyaya dalmış gidiyoruz.
Eğer hallolsa idi bugün ülkenin birçok üniversitesinde genç kızlarımız başörtülü oldukları için sınıftan çıkarılır veya başını açmak zorunda kalır mıydı. Eğer problem hallolsa idi deprem mağduru ailenin kızı Kayseri de Kız meslek lisesi müdürü ve bayan öğretmeni tarafından baskıya maruz kalır, arkadaşlarınca alay edilir ve okulunu bırakmak zorunda kalır mıydı. Eğer problem hallolsa idi imam hatip liselerinde milli güvenlik dersine giren komutanlar başörtülü olduğu için kızları sınıfa almaz ve sınıf dışına göndererek rencide eder miydi.
Saydığımız olayların dışında da konuyla ilgili çeşitli mağduriyetler ne yazık ki devam ededurmaktadır. Kayseri dahil bir çok şehirde başta marketler olmak üzere birçok iş yerinde başörtülü insanlara tepkilere rağmen ısrarla iş verilmemekte ve çalıştırılmamaktadır.
İşin garibi problemin yaşandığı kurumların yetkilileri (okullar dahil), olayı kamuoyundan gizlemekteler ve böyle olanca problemin yok sayılacağını zannediyor ve mağduriyetler kamuoyuna duyulursa kurumlarının zarar göreceğini düşünüyorlar.
Bu yetkililer tamamen iyi niyetle bunu yaptıklarını zannediyorlar ama! bir şeyi unutuyorlar oda bir genç kızın inancının gereğini yerine getirdiği için sınıftan çıkarılması ve rencide edilmesi, bayan doktor isteyen bir hastanın var olduğu halde bayan doktor vermeyip tedaviden mahrum bırakılması ona yapılan en büyük hakaret ve aşağılamadır. Bu davranış en büyük vebalden biri olup genç yaşta boyun eğdirmektir. Aynı zamanda öz vatanında paryamuamelesine tabi tutulmaktır.
Unutmayalım , ümmetin her türlü derdi hepimizin derdidir. Daha zamanı değil, aman el duymasın kaygısı ile problemleri görmeyi hep ötelemek bilmiyorum ne kadar doğrudur.
Üstelik bu konuları dile getirmek sadece konuya duyarlı kurum ve kişilerin işimi, yoksa kaybedecek dünyalıkları olanlar bu işlerden sorumlu değil mi? Buda ayrıca düşünülecek bir konudur.
Geçenlerde bir televizyon kanalı sormuştu 28 Şubat devam ediyor mu? diye. Yapılan uygulamalara, yasak uygulayıcılarının cesaretine , kurumlarının adının bu işlerle anılmasını istemeyen arkadaşlarımızın yaklaşımına bakarsak, emekli genelkurmay başkanı İlker BAŞBUĞ un darbecilik suçlamasıyla tutuklanmasına rağmen 28 Şubat bazı zihinlerde ve uygulamalarda devam ediyor demektir.
Öyleyse haydin hep birlikte 28 Şubat’ın sona ermesini sağlamak için üç günlük dünyada kaybetmekten korktuklarımızı geri atarak medenice mücadeleye başlayalım.
Sahi bu haksızlıkları görmez, duyurmaz ve başlar eğilmeye, kimlikler şahsiyetler çiğnenmeye, haddini aşan uygulamalar devam ederse problem halloluyor mu?
Unutmayalım bu dünyada yaptıklarımız kadar yapabilecekken yapmadıklarımızın da vebali üzerimizdedir.