Son on yıldır meydana gelen değişimler, ülke ve bölgemizde nelere gebe? Meydana gelen olaylara hakim konumda mıyız? Yoksa her şeyi planlayıp rolleri hazırlayanlar bizlere yeni bir rol verdi de onu mu oynuyoruz? Bunları düşündükçe inanın olamaz da diyemiyorum. Sebebine gelince; bölgemizde her şey öyle büyük bir hızla değişiyor ki, üstelik sadece bölgemizde değil dünya genelinde hızlı bir değişim söz konusu.
Avrupa ve Amerika krizde, Ortadoğu da sömürge güçlerin başa geçirdiği ve içesine kullandığı yönetimler bir bir düşmekte ve önü alınamamakta, bütün hatlar keskinleşmekte her oluşum mecbur bir saf tutmak zorunda. Bu cendere içerisinde Türkiye nasıl bir konumda ve neleri kendi başına yapmaya muktedir? İnanın tarafsız ve geniş bir şekilde düşündüğüm zaman aklımda birçok soru işareti takılı kalıyor.
Nato nun bütün üye ülkelerinde kurup örgütlediği oluşum tasfiye ediliyor, bütün kara noktalara parmak basılıyor ama ne Avrupa nın nede Amerika nın buna gıkı çıkmıyor. Ulusalcı olarak bilinen ama hep ikili oynadıklarını bildiğimiz çevrelere dokunuluyor, temizlik son hız gidiyor kimse kılını kıpırdatmıyor. Geçmişte bu işlerle kim ilgilendiyse ya canından olmuş yada mevkiinden olmuş, karalanmış. Darbeler, muhtıralar, suikastler ve daha onlarca gayri meşru hareketler bir birini izlemiş ama bu olaylar olmadan önlenmiş. Bu yapılan kalleşçe olaylara da dışarıdan tek bir tepki gelmemiş, tam tersi el altı destek bile bulmuştur. Şimdi ne değişti de bu olan tasfiyelere seslenilmiyor, üstüne üstlük birde destek bula biliyor. Yeni bir yapılanma karşısında oluşan bir tasfiye gibi de olabilir aslında. Küresel sermayenin kabuk değiştirdiğini ve bu değişim sürecinde yeni argümanlar kullanılması gerektiğini, eski argümanların deşifre olduğunu, artık her kesimden insanın oynan oyunların farkına vardığını, böyle bir ortamda işlerin kolay gitmediğini düşünecek olursak hiçte haksız sayılmayız.
Ortadoğu da kurulan kukla yönetimler artık halkı taşıyamaz hale geldi. Halkı etki alanlarından dışarı çıkartılar ve halk onların aslında kimin için çalıştıklarını adı gibi öğrendi. Mısır ı, Tunus u, Libya yı, Yemen i, Suriye yi ve diğer bölgede olan yönetimleri halk istemedi ve başından gönderdi. Suriye miladına da ramak kaldı. Esed ne kadar uğraşırsa uğraşsın artık o da kendisini devrik lider sınıfına koyabilir. Bu devrim bölgelerine gelecek yönetim ne kadar halkına barışık ve halkının kendisi gibi olacak orası meçhul. Halkın kendi içinden seçeceği ve benimseyeceği liderler buluna bilecek mi? Bunlar ne kadar milleti ve devleti için çalışacak burası tabi ki meçhul. Meçhulde kalan o kadar karanlık nokta var ki, İsrail bizim dokuz vatandaşımızı katledip şehid ediyor, bağırmaktan başka bir şey yapmıyoruz. İki uçak kaldırsak, zaten olayın olduğu yer uluslararası kara suları, buna bağlı haklılıkta mevcut, olay tam cevabını bulacak, ama yok iş birleşmiş milletlere havale edildi. Neyse havale edilsin bir şey dediğimiz yok, bari tam bir protesto edelim de işe yarasın, orası da biraz karışık.
Detaylara girersek işin içinden çıkamayız ama görünen o ki, hem ülkemizde, hem bölgemiz de, hem de tüm dünya genelinde büyük bir değişim hareketlilik var. Bu değişim ve hareketlilik hem iktisadi, hem de sosyal yönden.
Avrupa da bile halk ayaklanmaları görülmeye başlandı. Bu ayaklanmalar daha da artarak görüleceğe benziyor, tüm Avrupa da hatta Amerika da bile bu olaylara alışa biliriz. Bu olan olaylara baktığımız da şunları söyleye biliriz, ya bu kapitalist düzenin sonu geldi çarkları dönmüyor, yada kapitalist düzenin işleticileri yeni bir oluşumu devreye koyuyor.
Şuan her şey muamma gibi ama yakın zamanda büyük resim belirdikçe herşey ayna gibi netlemeye başlar. Bakalım görelim bizim yaptıklarımız bizim politikalarımız mı? yoksa bazılarının verdiği büyük abi rolümü? Bana göre yapılanların çoğunluğu bizim kendi politikalarımız, lakin hiçbir devlet kendi başına istediğini yapabilecek konumda ve güçte değil. İttifaklar ve çıkarlar paralelliği lazım. Hakkımızda hayırlısı bakalım görelim…