Prof. Dr. Toktamış ateş, hem okul kitaplarından hem medyada bilinen akademisyenlerden. Bizim gibi az çok kitap okuyan ve mürekkep yalayan tabir edilenler onu, Erbakan-Refah- Fazilet ekölüyle özelde, genelde de ve esas olarak şeriat-islam karşıtlığının ölmez yitmez neferi olarak ve şiddetli bir statüko, kurulu düzen savunucusu olarak tarif eder, öyle bilirler. Görüşlerine iştirak etmesemde okuduğum ve okumaya değer bulduğum üniversite hocasıdır Toktamış bey.
Onun Cumhuriyet kitabını okuyunca, ki o kitap en az 20-25 yıl evvel basılmıştı, okuyup okumadığımı hatırlamıyorum ama bir daha okuyum da o günün şartlarıyla bu günün düşünce kıstaslarını karşılaştırayım dedim ve okudum.
Kitabı okuyunca şu aforaziymayı hatırladım. “Öyle büyük bir yalan uydur ki kimse yalan diyemesin.” Evet; ulusalcı, yurtsever, vatansever, istiklal savaşı gibi insanın kolay kolay karşı çıkamayacağı kavramlarla giriyorlar fikir mücadelesine ve sözü döndürüp dolaştırıp gericiliğe, şeriatçılığa ve hatta halifeciliğin çirkinliğine çağdışılığına getiriyorlar. Yani kimsenin karşı çıkamayacağı kavramlarla aykırı düşüneni sersemletip ondan sonra istedikleri gibi halkın dinine her türlü aşağılık sıfatı ve anlamı yükleyerek pisikolojik olarak üste çıkma hokkabazlığıyla günümüze geldiler Toktamış Ateş ve benzeri düzenin havarileri.
Cumhuriyet kitabının girişinde üniversite kitabından yazan bütün bilgileri çok mükemmel bir hoca edasıyla ve kaliteli uslupla insanlık tarihini özetlemiş. Amma o zaman var olan Erbakan-Refah muhalefetine sıra geldiği anda fare gören kedinin fincanları fırlatması ve vezirin kucağına kahveyi dökmesi gibi oluyor Cumhuriyet’in prof.’u.
Hoşgörü sevgi saygı ve iknanın karşılıklı konuşmanın esas olduğunu söyleyen, tatlı tatlı döktüren Toktamış bey, Beydaba’nın eğtimli faresinin sendromuna giriyor konu İslam olunca. Bu durum”Tarihimizle Yüzleşmek”diye kitap yazan Prof. Emre Kongar da da daha fazlasıyla vaki onu da münasip zamanda yazacam inşallah. Önce okur sonra eleştiririm tarzım bu benim.
Şu fıkrayı hatırlatan anekdotlar egemendir, Erbakan, Refah ve Fazilet Partileri İslam şeriatı ile ilgili güncel yazılarında.
“Kadının birisinin beş kızı varmış.Bir gün anneleri kovaları eline vererek içlerinde en büyük olan kızı dereden su getirmeye yollamış. Kız, salına salına dereye inmiş kovasını doldurmaya başlamış. Hanım kızın aklına üzüntü verici bir senaryo gelmiş. Ben evli olsam bir çocuğum olsa ve köyüme misafir gelsem çocuğum şu deredeki en uzun kavak ağacına çıksa, ordan düşüp ölse Allah korusun ne kötü olur diye ağlamaya başlamış ve suyu muyu bırakmış ağıt üstüne ağıt yakmış oturup kalmış.
Büyük kız gecikince telaşlanmış anne ve ikinci kızını çabuk dereye git ablan gecikti bir şey mi oldu bak diyerek peşine yollamış. Kız bakmış ablası ağlıyor. Abla ne oldu diyince.Sorma kardeşim aklıma birden ne geldi. Ben evlensem çocuğum olsa şu kavağa çıksa ordan düşüp ölse sen ağlaman mı kardeşim diyince ikinci kız da başlamış ağlamaya.
Anne beklemiş, beklemiş gelmiyor çeşmeye giden. Çıkmış dereye varıp bakmış kızları ağlaşıyor. Size kim ne yaptı? Niçin ağlaşıyorsunuz.?Diyince, anne ablamız evlense, çocuğu olsa ve bize misafir gelse misafirlikte dereye gelse ve yiyenimiz çocuk şu kavak ağacına çıksa, çocuk ordan düşüp ölse sen ağlamazmıydın diye fantezilerini ve saçmalıklarını sıralayan kızlarına , kalkın salaklar, kafasızlar daha doğmamış çocuğa elbise dikiyorsunuz diye kovalamış.
Toktamış Ateş ve havarisi, CHP ye rey verip Ak Partiye küfür etmek zeka seviyesinde olan bütün Laik, demokrat ve hatta baş başa konuştuğumuzda çoğu ateist olanların dünyaları o kızların korkularının simülasyonu zavallılık ve endişelerden oluşmaktadır. Ülkemizin fikir özgürlüğü ve demokratik ifade serbestisinin vardığı noktayı görünce ve koskoca üniversite hocası mevkiini işgal eden birisinin korkularının fobilerinin ne kadar basitlik ve özgürlüklere yabancı olduğuna şahit oldum.
Kitapta ev sahibi dindar olduğu için namaz kılmak zorunda kalan zavallı emekçi senaryosu tadından yenmiyordu gecekondu mahallesinde. Ben hem laikim hem müslümanım dediği için kendisine fırça atan İşçi Partiliye”Zor girerse demokrasi kalmaz”yanıtı da ayrı bir ayrıntı. Ama yarım asır fobiyle, lobiyle ve korkuyla yaşadılar Kemalistler, Atatürkçüler, baş başayken ateist orta sahada Cumhuriyetçi ve daha da sıkıştırldıklarında halk tepkisinden çekindikleri için demokrasi nutukları dahi atan oligarklar.
Millet yarı aydınların kararttıklarını aydınlatarak ve kalkınmasının, özgürlüğünün önündeki fosilleşmiş fikir felsefe ve doğmaları yıkarak inancının gereklerini yaparak dünyadaki yerini alıyor. Hem içeriye hem dışarıya örnek oluyor hamdolsun.