DUYDUNUZ MU?
*THK'nın cep telefonuyla fitre toplamaya başladığını,
*Amerika'ya gitme yarışının yeniden başladığını, güç ve kudret almak için Amerikaya giden siyasetçi ve askerlerin milletin gözünden düşmeye başladığını,
*Hürriyet Gazetesi ile Sabah gazetesi arasında irtica yaygarası konusunda çok büyük farklar oluşmaya başladığını,
*Ak Parti İl başkanı ile BBP il başkanı arasındaki tartışmanın şimdilik buzdolabına kaldırıldığını,
*Toki konutları için başvuruların çoğaldığını,
*Üniversitede kantin yapmak için ağaç katliamı yapıldığını,
*Sağlık Müdürlüğünde işlerin yine iyi gitmediğini,
*MHP Büyük Kongresi yaklaşırken Kayseri teşkilatlarında da bir endişenin başladığını,
*9 Ekim günü İHH tırının Kayseri'ye gelerek Eskişehir Bağlarında iftar yemeği vereceğini,
CAMİLER CUMALARDA VE TERAVİHLERDE DOLUYOR
Camiler haftasındayız. Camilerimiz kışlamış şiirini okumayacağım ama bir şeye dikkat çekeceğim. Türkiye'de o kadar cami var Cumalarda teravihlerde bayramlarda yine de yetersiz kalıyor. Demek ki camiye ihtiyaç var. Ancak normal bir vakit namazına baktığınızda caminin onda biri bile dolmuyor. Neden neden neden? Camiler sadece Cuma namazı kılınmak için mi yapılmıştır ya da sadece Ramazan ayında Teravih namazı ve Bayram Namazı kılınsın diye mi yapılmıştır? Şüphesiz mahallelerdeki Müslüman sayısı baz alınarak büyüklüğü ona göre yapılmıştır. Ancak sabah namazlarında bir saf bile olmayan cemaat Türkiye'nin yapısını da ortaya koymaktadır. Sadece Cuma ve bayram camicileri vardır. Bir de teravih camicileri. Oysa teravih namazı sünnet. Diğer namazlar farz. İşte gelenek olmuş, inançtan öne geçmiş gelenek. Teravih namazını kılıyorlar ama yatsı namazını kılmıyorlar. Öylelerine rastlıyorum ki yatsı namazı kılınırken gelmiyor sadece teravih başlayacağı zaman yetişip gelip camide teravihi kılıyor. Sanki teravih farz yatsı sünnet. Türkiye'de her şey terzyüz olmuş.
DEMİREL-YILMAZ- HİKMET ÇETİN PARTİ KURUYORMUŞ
Al birini vur ötekine. Demirel, Yılmaz, Hikmet Çetin üçü birlikte parti kuruyormuş. Hikmet Çetin solcuydu, Demirel sağcıydı, mesut Yılmaz ANAP'lıydı. Şimdi bir çorba partisi mi kuracaklar yoksa rantiye partisi mi? Bu insanlar nasıl bir araya gelebiliyor? Demek ki çıkar için sağcı solcu fark etmiyor. Bunların kuracağı partinin tutacağını asla zannetmiyorum. Sadece kendilerini tatmin etmek için partilerini kurarlar. Türkiye parti mezarlığı oldu zaten.
HAVA KURUMU FİTREYE GÖZ DİKTİ
Türk Hava Kurumu geçtiğimiz yıllarda yolsuzluk haberleri ile sarsılmıştı. Ama en çok gündeme gelmesi Kurban Bayramlarında deri toplaması, Ramazan ayında fitre ve zekat toplaması oldu. Türk Hava Kurumuna fitre ve zekat verilmez bunu Diyanet de resmen açıkladı. Çünkü fitre fakire verilir. Fukaraya verilir. Oraya buraya verip rakı parası yaptırılmaz. Ben hayatımda hiçbir kez Türk Hava Kurumuna deri fitre, zekat vermedim verene de karşı oldum.
BÜYÜKANIT DA ABD'YE GİDİYORMUŞ
Başbakan, Dışişleri Bakanı hep ABD'ye gittiler temaslar yaptılar, Bush ile görüştüler. Tabi başkaları da gidip geliyor. En son bilgiye göre Yaşar Büyükanıt da ABD'ye gidiyormuş ve Bush'un yardımcısı Cheny ile görüşecekmiş. Erdoğan Bush ile görüşmüş, Genelkurmay Başkanı da Cheny ile görüşecekmiş, Gül di zaten Rice ile görüşüp yatıyor. Yatıyor derken Dice ile yatıyor anlamına söylemiyorum. Kadına zaten söylenmedik bırakılmıyor falanla yatıyor filanla yatıyor diyorlar. Benim Gül Rice ile görüşüp yatıyor derken o anlamda demedim diğer anlamıyla söyledim. Yoksa Gül ne yapsın Rice'yi de onunla yatsın ki kim çıkartıyor bu yatma işini ya… Allah Allah….
BİZİM OĞUZ TETİKÇİ ROLÜNDE
Gazetemiz fahri muhabirlerinden bir kardeşimiz vardı. Adı Oğuz Gürpınar. Şimdi Kod Adı adlı dizi filimde tetikçi rolünde oynuyor. Kod Adı dizisi Kanal D'de oynuyor. Sağır odadan hemen sonra oynuyor. Pazartesi akşamları oynuyor. Önceki akşam seyrettim ve Oğuz Gürpınar orada dizide yani Osman Şanlı karakteriyle rol yapan aslında Abdullah Çatlı'yı sembolize eden şahsın Abdullah Çatlı'nın tetikçisi, şoförü rolünde oynamaya başladı. Kod adı filmi hem geçmişi hem şimdiki zamanı canlandırıyor. Çatlı dönemini aynı zamanda şimdi Şemdinli olaylarını, PKK hadiselerini devlet bürokrat mafya ilişkisini anlatan bir dizi.
Sağır oda ise daha derin bir dizi. O da Kurtlar Vadisini andıran bir dizi. İçinde Mossad, Yahudiler, zengin işadamları, Hizbullah, Elkaide, Mit, Polis, siyasetçi hepsinin olduğu bir dizi onu dikkatle izliyorum.
HÜRRİYET SABAH FARKI
Hürriyet gazetesinde Büyükanıt'ın irtica uyarıları manşetten çok geniş bir şekilde verilmiş, hatta başyazı ve köşe yazıları ile desteklenmiş, Erdoğan'ın Amerikan gezisinin irtica gölgesinde kaldığından bahsetmiş. Sabah Gazetesi ise tam tersi yapmış. Amerikan gezisini büyütmüş ve Büyükanıt'ın sözlerini kısa tutmuş. Buradan da anlaşılacağı gibi doğan medyasının hükümete karşı özel bir alerjisi var. Fırsatını bulsa bir kaşık suda boğacak. Yoksa bir milyar dolar ceza olayı mı onları bu hale getirdi? Allah onlara fırsat vermesin. Türkiye'de bir kaşık suda irtica yaygarası çıkartınca ne kazanacaklarsa. Türkiye'ye ekonomiye zararları olacak, ihanet etmiş olacaklar. Olan fakir fukaraya olacak.
GÜCÜ ABD'DE ARAMAK
Bir iktidar geliyor diğeri gidiyor, bir Genel kurmay Başkanı geliyor diğeri gidiyor, bir siyasi parti genel başkanı geliyor ötekisi gidiyor. Ama değişmeyen bir tek bir şey var o da ABD'ye gidiş ve gücü orada arama, bulma ve güçten destek alma mantığı hiçbir zaman değişmiyor. Ta Özal zamanında Özal eleştirilirdi Amerika'dan güç alıyor Amerika'ya gidiyor diye. Daha sonra Demireller, Çillerler, Mesutlar, Ağarlar, Mumcular, Güller Erdoğanlar, Özkökler, Büyükanıtlar… Uzayıp gider. Amerika'ya gidip kimilerine göre icazet alıyorlar kimilerine göre ise güç merkezinden kendilerine destek alıyorlar. Türkiye'de bu gidişle bağımsız bir siyaset bulmak mümkün mü? Erdoğan iktidara gelmeden önce de gitti iktidara geldikten sonra da defalarca Amerika'ya gitti. En son biraz yıpranınca hatta Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşınca Amerika'ya gidip güçlenerek gelmeyi denedi. Büyükanıt da Cheny ile görüşecekmiş o da mı güçlenecek. Hayır ben şunu anlamıyorum Amerika'dan alınan güç kime karşı kullanılacak ki? Kime karşı güçlenecek ki kendi insanına karşı Amerika'dan güç alıp mı kullanacak? Hepsi hayal kırıklığına uğratıyor.
HASEKİ BAŞKAN'IN GÜCÜ
Dün Haseki'nin sevgi imparatorluğunu yazmıştım bugün ise bu imparatorlukta korku tünelleri var mı yoksa korku yerine çekinmek kavramını mu kullanmak gerekiyor ona değineceğim.
Haseki'yi seviyorlar, ondan korkanlar da var, bir de ilişkilerim bozulmasın diye çekinenler var ki korkuyorlar denilen zümrenin büyük bir çoğunluğu bu kesimden. Yani aslında korkmuyorlar ancak işleri, istikballeri, ikballeri nedeniyle Haseki ile ilişkileri bozmamak düşüncesi.
Korkanlar yok mudur başkandan vardır elbette sanıyorum belediye bürokratları korkanların başında geliyordur. Çoğunluk seviyor, bir kısmı korkuyor önemli etkinlikteki bir gurup da çekiniyor ilişkilerini bozmamak için çekiniyor.
Normalde herhangi bir şehirde belediye başkanı diğer parti başkanları ile iyi geçinmek ister. Onlarla ilişkilerini bozmak istemez. Zenginlerle iyi geçinmek ister onlarla ilişkilerini bozmak istemez. Ama Kayseri'de nedense hep tersi. Zenginler ve siyasi parti il başkanları Haseki Başkanla arasını bozmak istemez, ilişkilerini bozmak istemez. Buna kimileri korku deyip çıkıyor ancak korku değil elbet, kimse kimseden korkmaz bu devirde. Şimdi benim sormak istediğim Haseki başkan diğer şehirlerde olanın zıddını Kayseri'de elde edebilmiş. Bir güç elde etmiş ki o gücün yanında olmak isteyenler onunla ilişkilerini bozmak istemeyenler, hatta o gücü sempatik bulup seven, hoş karşılayan, hatta hatta büyük çoğunluğu Allah razı olsun diye dua edenler var. Bunları elde etmek öyle kolay bir iş değil. Bu şehirde Bahçecioğlu da üç defa başkanlık yaptı. Ama hiçbiri Haseki gibi güç damgası vuramadı. Bu güç parasal bir güç değil, bir çevre gücü. Sanayi Odası seçimleri oluyor Ticaret odası Seçimleri oluyor, OSB seçimleri oluyor Haseki Başkan etkin bir rol alıyor, kimi desteklerse orası kazanıyor. Spor kulüplerinin doğal ve onursal başkanları, istediği yönetimleri uzaklaştırıp istediğini getirebiliyor, Milletvekilliği sıralamasında en etkin olabiliyor, belediye başkanları listesini resmen kendisi yapabiliyor, işadamlarının aralarını yapabiliyor, koordinasyon yapabiliyor, Hatta bazılarının büyük iddiasına göre siyasi parti il başkanlarını bile o belirliyor. Bu da büyük güç. Haaa Başkan'ın iyi geçinmek istediği, ilişkilerinin bozulmasını hiç arzu etmediği bazı sivil ve askeri kurumlar yok mudur vardır elbette. Olması da lazım.
Gazetecilik yaptığım süre içerisinde birçok olaya şahitli ettim. Gördüm yaşadım. Bazı siyasi parti il başkanları bile "aman Haseki başkanımıza dokunacak bir şey söylemeyim, aman ona eleştiriye yöneltecek bir şey sorma" diyenler olmuştur. Akşam eleştirip sabah gidip yeniden biat eden türlü mesleklerden insanlar olmuştur, siyasetçiler olmuştur. Bu Haseki Başkanın korku tünelleri olduğu için değil elbet. Sadece dışlanmaktan, onun çevresi tarafından dışlanmaktan dolayı artan bir çekinme duygusu. Öyle ki Başkanla ters düşünce sanki kendisini aforoz edilmiş gibi görenler var. Bunlar da biraz mübalağa anlıyorum ancak bazıları da o denli komplo teorileri kuruyorlar ki inanılması imkansız. Her neyse eğrisiyle doğrusuyla, Kayseri'ye damgasını vuran bir başkan var ve halkı onu seviyor, o şimdi daha yüksek yerlere gidip daha geniş kitleler üzerinde de güçlenmek için start vermek üzere. Hayırlısı olsun. Allah doğruların yardımcısıdır. Gücünü hak için kullanıyorsa ve kullanmaya devam edecekse Allah yardımcısı olsun.