Bundan aylarca önce yazmıştım. Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Genel Kurmay Başkanı olması beklenen 30 Ağustos’tan sonra birçok şeyin değişebileceğini, 30 Ağustos gelmezden önce de bu süreci kırabilmek için çeşitli hamlelerin olabileceğini.
Son bir haftadır ortalık toz duman. Yargı, siyaset, medya, asker dörtgeninde neler oluyor neler bitiyor? Van savcısının Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa meydana gelecek bir karara imza atmasının ardından medyanın önemli kalemleri taraflarını netleştirmiş göründüler. Medya paşadan yana tavır takındı. Baykal işi Orduya karşı darbe noktasına taşıyarak en uç bir konum aldı. Sosyal demokrat ve Güneydoğu oylarını bile riske atarak bir anlık kararla bu şekilde saf belirledi. Diğer siyasi liderler ise daha itiyatlı ve bekle gör taktiği izlerken bu çok tehlikeli ve büyük risk taşıyan mayınlı konuda renk belli etmemeye gayret gösterdiler. Hatta iktidar partisi AK Parti bile biz bu işin dışındayız mantığı ile hareket etmeyi en uygun tavır olarak gördü.
Büyükanıt Paşa ile 30 Ağustos’tan sonra uyumlu geçinme noktasında sıkıntılar olabileceğini farz ederek ama işi Asker- AK Parti vuruşma noktasına da taşımadan bu konuda en az kayıpla çıkmak isteğindeler. Bir yanda tüm ordu komuta kademesinin dengesini bozacak, hatta devletin köşe taşlarını bile yerinden oynatabilecek bir iddianame, bu iddianamenin kimine göre kahraman kimine göre vatan haini bir savcı, kendi halinde genç ve sessiz bir savcı, diğer tarafta askerin en üst kademesi, medyanın en güçlü kalemleri ve Ana Muhalefet Partisi CHP. Orta yerde AK Parti, kenarlarda gezinen diğer muhalefet partileri.
Kuşkusuz medyanın büyük bir bölümü AK Parti iktidarını zayıflatabilmek için bu Büyükanıt konusunu en iyi koz olarak kullanıp yarar elde etme peşinde. Nasıl yaparım da Erdoğan’la veya iktidar ile askeri karşı karşıya getirip vuruşturmanın hesabını yapıyor şeklinde yorumlar yapılıyor. İkinci bir 28 Şubat sürecini başlatabilmenin hevesi ve arzusu içinde olanlar varır mutlaka.
Ak Partinin kendi içinde de sıkıntılar var. Kimi bakanlar ve vekiller Büyükanıt Paşa olayında etkili siyasetçilerle aynı fikirde değil sanıyorum. Ordu kademesi toplanıyor, görüşüyor bir daha toplanıyor, Genel Kurmay Başkanı Başbakanla görüşüyor, Cumhurbaşkanı ile görüşüyor. Elbette bu noktada Cumhurbaşkanı Sezer’in tavrı dengeleri değiştirebilir diye düşünüyorum. Ha bu arada sermayeden yani TÜSİAD’tan bir ses yok. Onlar da bekle karar ver taktiğindeler. Onların tavrı da hayli etkili olabilir. Birileri diyor ki AB karşıtlarını temizleme operasyonu, kimileri terörle mücadeleyi zayıflatma ve terör örgütüne pirim verme harekatı, kimilerine göre dış güçlerin bir tezgahı, kimilerine göre 28 Şubat’ın rövanşı. Bu noktada milletin de kafası hayli karışık. Ne olacak acaba diye merakla bekliyor. Olacakları bekliyor. Fırtına öncesi bir sessizlik var gibi. Allah korusun memleketimiz karışırsa hiç iyi olmaz. Yakında Nevruz kutlamaları var. Bir kıvılcım memleketi iki kampa bölebilir. Siyaseti de son derece risk altına sokabilir. Ak Parti için belki de tarihi bir dönüm noktasındayız. Asker için de aynı görünüyor.
Bu arada son olarak da global güçlerin AB’nin ABD’nin dünyadaki egemen güçlerin tavrını merak ediyorum. Onlar işin hangi noktasındalar acaba? İki tarafla da görüşmelere devam mı ediyorlar, kapalı kapılar arkasında İran saldırısı ile ilgili tavizler mi koparma gayretindeler bunu bilenler biliyordur elbette. Yazımı şu cümlelerle noktalamak istiyorum Türkiye Cumhuriyeti en kritik bir noktada bulunuyor. Türk Siyasi hayatı en kritik bir çizgide duruyor. Türk Silahlı Kuvvetleri de en kritik bir aşamada bulunuyor.