Bütün Müslümanları Mümin zannedenlerin yanılgısı, elbette bünyesinde kendilerine mazeret teşkil edecek bir bilgi noksanlığını taşır.
Her Mümin, şüphe yok ki Müslüman’dır.
Ve fakat her Müslüman, Mümin değildir.
Ancak, kendisini Müslümanlıkla kamufle edenlerin bir mazereti yoktur.
Münafıklık, suret-i Haktan görünme işidir.
Yani bir meslektir.
Bir şeytani meslektir.
Kulluğunu yalnız Allah’a hasredenlerle, kulluğunu topluma hasredenler arasında beklide şeklen bir ameli farklılık yoktur.
Her ikisi de, aynı mescit de, omuz omuza saf bağlayıp, ibadet ediyor olabilir.
Namaz şeklen her ikisi tarafından kılınır.
Ancak birisinin namaz kılmak mesleğidir.
Diğerinin ise huzurda bulunmasıdır.
Yanıltmak birinin fiilidir.
Diğeri bu fiilin mefulüdür.
Yanıltan ve yanılan, her ikisi de Müslüman çerçevesindedir.
Biri bu çerçeveye konmuş toz gibi, üzerine damlamış bir leke gibi durur.
Diğeri, çerçeveyi teşkil edendir.
Şekillenmekle Müslümanlık çerçevesi teşekkül etmiştir.
Mümin, bir insan-eşrefi mahlûkat ‘OLMAK’ sürecidir.
Müslümanlığı bir meslek olmaktan çıkarıp, teslim olma sürecine giren muvahhitlere mümin denir.
Müminlerin halleri, kayıtsız-şartsız teslim olan insanın halleridir.
Kayıtlı-şartlı Müslüman olmak mümkünse de, mümin olmak imkânsızdır.
Münafıklar,’.. mülkünden verirsen Onlar gibi biz de iyilik edenlerden olacağız..’ derler.
Hep bir şart kipiyle talep ederler.
Hâlbuki Müminler, O’nun bir hayat sahibi kılmış olmasını sebep göstererek, O’nun verdiği şey karşılığında, yine O’ndan bir başka şey talep etmekten hayâ ederler.
Onlar her neye uğratılırsa uğratılsın, O’ndan hep razıdırlar.
Varlık içinde yüzmenin, yokluk içinde boğulmanın zerre kadar farklı olmadığını bilirler. Bilirler ki olup-biten her şey, bir imtihan içindir.
Bedenleri şartların zorlamasıyla eğilip bükülebilir ve fakat Allah’ın emirlerini eğip-bükmezler.
Doğru oturup eğri konuşmazlar.
Eğri oturup doğru konuşmazlar.
Konuşmak için oturmanın bir birinden ayrılmaz bir bütün olduğunu bilirler.
Hep doğru oturup, doğru konuşurlar.
Doğruyu konuşamayacakları yerlerde oturmazlar.
Eğri oturdukları yerde konuşmazlar.
Aldanabilirler, ancak aldatmazlar.
Yanılabilirle, ancak yanıltmazlar.
İçinden geçirildiğimiz şu zaman-mekân diliminde, İslam dünyası olarak, şu uğradıklarımız, işgallerin-katliamların hanemize tecavüzlerin-çocuklarımızın katledilmesi, yaşadığımız zulümatın bütününe,’ Bunları biz hak ediyormuyuz Ya Rabbi…’
Diyenlerimizle, ‘ Yanıldık bizi affet’ diye secdeye kapananlarımızın yollarının ayrılma noktasına gelmiş bulunuyoruz.
Yollarımız ayrılmadan bir millet olmanın imkânsız olduğu bir tarihi kırılma noktasındayız.
Kimin hangi milletten olduğu belirsizleştiği için büyük yanılgılara düştük.
Milletimizin Küfür milletiyle ayrılmasının mukadder olduğu bir dönemde,
Secdelerimiz yanılgılarımızdan bir rücu makamı olur inşallah.
Çünkü yanılgılarımızın her birine, geçerli bir mazeretimiz var.
Vesselam.