Gece rüyamda, Beşevlerden Tandoğan meydanına doğru bir kalabalık-bir kalabalık, bir şeyler bağırarak koşar adım ilerliyorlar.
Uzaktan ne söylediklerini, kim olduklarını seçemiyorum.
Ben de tam Tandoğan meydanının ordu evi tarafındayım.
Kızılay tarafında da bir gürültü bir kalabalık, onlarda Tandoğan meydanına doğru gelmekte. Ancak onlar diğerleri gibi nizami yürümüyor.
Hemen arkama dönüyorum, ordu evinden 10. yıl marşı çalınıyor.
Kalabalıklar Tandoğan meydanına yaklaştıkça seçilmeye ne söyledikleri anlaşılmaya başlanıyor.
Meğer beş evler tarafından gelen kalabalığın dalgalanan eteklerinin cübbe olduğunu anlıyorum.
Aaa, en önde YÖK Başkanı üzerinde cübbesi, arkasında tüm üniversite rektörleri, koşar adım, ‘YAY-LALAR, YAYLALAR…’ diyerek gelmiyor mu?.!
Soluma bakıyorum, onlarda seçilebilecek noktaya gelmiş.
Ellerinde şişeler oynayarak geliyor.
Rektörler, göğüsler kabarık, alınlar dimdik, cübbeleri dalga dalga, ‘ Yobaz oğlunu zapt eyle DILO-DILO YAYLALAR..’ diyerek meydanı dolanıyorlar.
Yukarıdan, Anıtkabir tarafından bir ışık huzmesi herkesin dikkatini çekiyor.
Ordu evinden gelen 10. yıl marşı susuyor.
Elinde şişelerle Tandoğan meydanına girmekte olan kalabalık donup kalıyor.
Bütün rektörler o tarafa dönüp cübbelerinin önünü saygıyla kapatıyor.
Işık yükseliyor.
Yükseldikçe ortalık aydınlanıyor.
Ve ışığın içinden bir adam sulieti beliriyor.
Adamın elinde bir pankart, kalabalığa doğru yürüyor.
Adam kalabalığa yaklaşıyor.
Kalabalık merak içinde kıpraşıyor.
Pankartta ‘ EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR’ yazılı.
Bu ara şişeli kalabalığın arasından biri, elindeki şişeyi havaya kaldırarak,’Türkiye laiktir…’ diye tam bağıracakken, cübbeli kalabalık hışımla ona bakınca cümleyi tamamlayamıyor.
Pankartlı adam Tandoğan meydanına yetiştiğinde, arkasındaki mehteran,’…Hep kahraman Türk Milleti..’ marşını çalıyordu.
Elinde şişesiyle bağırmak isteyen adam bir gazete patronuydu.
Ama elinde pankart taşıyan adamı hatırlamıyorum.