Yazımın başında, başta Kubilay olmak üzere şehit düşen bütün Mehmetçikleri rahmetle yâd ediyorum.
İlginç bir tarihimiz var.
Tarihin resmi ve resmi olmayan tarih olarak iki ana kategoriye ayrılması eşyanın tabiatı gereği kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Doğal olarak, kaynaklara ulaşılamadığı için kayıt altına alınamayan ve daha sonra ortaya çıkan, belge ve bilgiler olabilir.
Ve bu belge ve bilgiler, kayıt altına alınanlardan daha doğru-daha sahih kaynaklara dayanabilir.
Birde bunun dışında, resmi ideoloji olarak kabul edilen peşin kanaatlerden dolayı ret edilen doğru beyan ve belgeler olabilir.
Çünkü resmi ideoloji ile tasarlanan birey ve toplum modeline uygun bir TARİH söz konusudur.
Bu ‘resmi Tarih’ söz konusu olduğunda temel alınan kıstas, doğru belge-bilgi ve kaynaklardan çok resmi ideolojiye uygunluğudur.
Böyle bir kıstasın kullanılması, ister dini bir ideoloji için kullanılsın, isterse başka bir ideoloji için kullanılsın, Tarih ve o tarihin içinde yaşayan insanlara bir ihanettir.
Çıkış nedeni, gayet insani duygular ve iyi niyetlerle bezenmiş, millet-vatan ve milli değerlere olan sevgi temelli olan ideolojik kabuller ne yazıktır ki tarih konusunda sübjektif ve ideolojik indi yargılardan bağımsız kalamamıştır.
Menemen hadisesi de, ne yazıktır ki, bir kısım dış mihraklı güçlerin desteği ile güdümleme aracı olarak ortaya çıkmasına rağmen, resmi ideolojik şablonda tasarlanan toplumsal mühendisliğe bir malzeme teşkil etmiştir.
Ve bu malzeme, aynı ideolojik fundumandalite sürdürücüleri tarafından sürdürülen bir geleneksel olgu haline getirilmek istenmiş ve istenmektedir.
Oysa değerler dışında bir gelenek oluşumunu böyle bir olgu üzere kurmak beyhudedir.
Aslında toplumsal mühendisliğin kendisi bir beyhude uğraştır.
Menemen olayı ve buna benzer, ‘İrtica’ için malzeme olarak kullanılan faktörler, Bir gerçekçi tarihsel ve toplumsal olgu sonucu değil de, bir taammüden işlenmiş hileli yönlendirme amaçlı olaylar olduğu için kışkırtmadan ve eskiden açılan yaraları kanatmadan başka bir işe de yaramamaktadır.
Millet olarak bizim eski yaralarımızı kaşıyarak kanatmanın kimin işine yarayacağı malumdur.
Derin dünya güçleri, eski yara olmasa bile, tenimizi kaşıyarak yaraya dönüştürmek istediği bir süreçte bu tür eylem içinde olanların sağduyuya herkesten çok ihtiyaç duydukları gözlenmektedir.
Kaldı ki önümüzdeki dönemlerde, söz konusu derin dünya güçleri, bizim milli kimyamızı bozmak için, birçok etnik-mezhepsel, ideolojik v.s ne kadar farklı zenginliklerimiz varsa bir düşmanlık vesilesi yapma planları içindedir.
Milletle- devlet, dindar insanlarla- diğer ideolojik kamplardaki insanları, kapıştırmanın ve birbirinden koparmanın zeminine su taşıyan çabalardan uzak durma uyanıklığı, bu toprakları vatan bilen herkesin boynunda bir borçtur. Daha da önemlisi bir görevdir. Vatana ait görevlerin ihmali bile bir ihanettir.
İhanet, bu gün, körüklenmiş hamaset, dalalet ve enformatik cehaletten beslenmektedir.
Hainlerin bir kılığı yoktur.
Dindar, sarıklı, cübbeli kılığına bürünebileceği gibi,
Kalpaklı, Kuvvayı Milliye, takım elbiseli çağdaş görüntülü her kılıkta da görülebilir.
Hainler için kimlik bir aktörün elbisesi gibidir.
Sahne için hangisi gerekliyse onu giyip kullanır.