‘Her birimiz Mehmet, hepimiz TÜRKÜZ.’
Neden böyle bir sloganla başladığımı öncelikle açıklamalıyım.
Elbette bir Ermeni gazetecinin, suikasta kurban gitmesinin bir acıklı insani boyutu vardır.
Ve elbette, bütün bir ülke vicdanının bu gazeteciye sahip çıkması doğal bir şeydir.
Bize yakışan ‘Milli’ bir tavırdır.
Keşke cenazeyi bir milyon insan kaldırsa ve kalabalıklarda, ‘Her birimiz Hrant, hepimiz de Ermeniyiz’ sloganı yerine benim sloganımı kullansalardı çok daha çarpıcı olurdu. Ancak katılan çoğunluk solcu olduğundan kafaları buna basmaz.
Ben bu suikastın Türkiye’nin şu son, Kerkük bağlamından Irak çıkışına karşı yapıldığını düşünüyorum. Bu suikastın daha çok emarelerinin farklı biçimlerde tezahür edeceği bir sürece girmiş bulunmaktayız. Bu günlerde, ulusal basında, kuzey ırak sınırımızın Irak tarafında, muazzam bir yığınak yapıldığı yazılmaya başlarsa hiç kimse şaşırmasın.
Her ne ise, devlet erkinin yüzüne yansıyan tedirginlik ve sesini kesişinden ben anlıyorum ki mesaj alınmıştır.
Hâkim güçlerle, etkin güçlerin stratejilerinin çatışma alanı olan Irak artık bir stratejik bataklığa dönüşmüş durumdadır.
Hem de lağımdan bir bataklık.
Ve bu bataklığa bir etkin güç olarak bizim girme çabalarımız hâkim güç tarafından kabul görmemiştir.
Hâkim güç ve bir kısım etkin güçler bize diyor ki; Ancak bizim istediğimiz şekilde ve bizim size biçmiş olduğumuz rol çerçevesinde burada etkin olabilirsiniz.
Mısır –Suudi ve bir kısım ülkelerin dış işleri bakanlarının trafiğinin yoğunluğu bunu teyit etmekte.
Oysa bu stratejik bataklıkta, hâkim veya etkin bir güç olmak demek, timsah gibi sürüngen olmayı gerektirmekte.
Düşmüş olduğumuz şu, PKK oyuncağı elinden alınmış, oyun alanı daraltılmış, korkudan gözleri açılmış, ürkek çocuk psikozundan bir an önce çıkmamız lazım.
Aslında, Kıbrıs gibi, PKK, AB vs gibi baskı unsurlarıyla bizi kıskaçta tutan gücün kimliği noktasında düştüğümüz şüpheden kaynaklanmıyor bu psikolojimiz.
Bizi ürkekliğe ve hatta bazen korkuya düşüren şey, meseleyi şimdiye kadar götürmeye çalıştığımız enstrümanların fonksiyonsuz kalması.
Kadim ve uyumlu Stratejik ortaklık- uzaktaki dost- Bizim çocuklar söylemleri şimdiye kadar iş görmekte idi.
Ancak şimdi ‘Bizim çocuklar’ a ihtiyaç kalmadı.
Beklide biz, kadim dostluklar için ölebiliriz. Kore de olduğu gibi.
Ve fakat hâkim güçlerin kadimi bırakın dostluğu olmaz.
Birden bire; Kerkük ve PKK gibi meseleleri benimle değil uşaklarımla görüşmelisin denilmesi, bizim hamaset tarafımızı yaralasa da, ‘Kurtlar vadisi Irakta’nın bir başka sürümüyle kendimize bir itminan yolu bulabiliriz.
Ne bir bataklık timsahı olacak kadar alçaldık ve ne de, aslında hâkim gücün kendimiz olduğu hakikatini kavrayacak kadar köklerimize-özümüze dönebildik.
Sihirli-alımlı ve şatafatlı bir kavram strateji kelimesi. Neredeyse strateji üretebilmek, hâkim olmakla eşanlamlı hale gelmiş durumda.
Bu post-modern kavram ve bunu sürekli kullanan teknisyenler-strateji analistler, farkında olmadan, derin dünya gücünün psikolojik baskı unsurlarını topluma taşımaktalar.
Bende onlara bir tamlama hediye edeyim;
Stratejik bataklık