Şimdi gelelim dün ki, pis gerçeklerimizden bahsettiğim yazıdan devamla bir başka hakikate.
Biz evvelemirde, dünyada hiçbir ülkenin sahip olmadığı bir avantaja sahibiz.
Bu, rezervimizde capcanlı tutmakta olduğumuz değerlerimizden kaynaklanmakta.
İkincisi, bundan dolayı, emperyal güçlerin, asıl ve merkez hedefi biziz.
Üçüncüsü bir temenni, devlet erkimiz, öze, köklerimize bir dönebilmiş olsaydı,.
Şeklen değil tabi fikren ve zirken.
Fikren öze dönüş öncelikle şuna benzer bir imkânı hemen elimize verecekti;
Şimdi şöyle bir düşünelim; Örneğin, bütün elektronik-teknolojik unsurlarıyla savaş malzemelerinizi sağladığınız ve birçok uluslar arası kuruluşların birlikte üyeliğini yaptığınız, ortağınız, sizi hedefine koysa, bu savaş malzemeler ona karşı bir işe yarar mı..?
Mesela, uçaklarınız, bu ülkeyi hedef değil de, ‘Dost ‘ olarak algılanmasına programlandığı için devre dışı olacaktır.
Çünkü satın aldığınız uçağın kafası ona göre ayarlanmıştır.
Bu düşünce ile, bir başka teknoloji ürünü uçak alarak beklide bu tehlikeli ihtimali devre dışı bırakmak mümkün.
Peki ya kafanız, tıpkı bu uçak gibi bir mantalite ile programlanmışsa..!
Sizi de içine alan bölgenize yönelik stratejileri uygulamaya koyunca, ona karşı nasıl bir strateji ortaya koymak mümkün olur..!
Rusya’ dan emanet aldığın bir uçak belki işe yarayabilir ve fakat emanet kafa bir işe yarayabilir mi!
Yarasaydı yıllardan beri kullandığımız batının emanet kafası bir işe yarardı.
Emanet kafayla Kerkük’ü kaşırsan böyle olur işte.
Kafanı böyle kaşırsın.
Peki, ne olacak şimdi.
Ne yapacağız, ya da ne yapmalıyız ki,
hem bizim derdimize, hem de komşumuzun-akrabalarımızın-kardeşlerimizin derdine çare olsun.
Evet, Irak’a girmek daha önce vacip idi, şimdi farzdır.
Hani orada Kürt, Türkmen, Arap akrabalarımız-kardeşlerimiz var diyorduk ya…
Eza ve zulüm çeken kardeşlerimiz karşısından menfaatlerimizin sözümü olur. Hem sonra onların çıkarı bizim çıkarımız değil mi!?
Çok iyi bir zamanlama ile mutlaka, Türkiye-İran-Suriye ittifakı, kuzey Irak’ın kahir ekseriyetini teşkil eden, Müslüman Kürtlerin de desteğini alarak Irak’a girilmesinin taraftarıyım.
Tabi Irak’a girilmeli denilince, herkesin aklına vahşi ve zalim emperyal güçlerin girişi geliyor.
Irak’a nasıl bakıldığı önemlidir.
Etnik kökeni-mezhep ve meşrebi ne olursa olsun, orada yaşayan kardeşlerimize, Bağdat-Basra-Kerkük-Erbil v.s. ne kadar aitse, o kadar da, İstanbul-Bursa-Van-Trabzon-Adana, v.s de onlara aittir.
Ve yine aynen Kayseri-İstanbul bize ne kadar aitse, Bağdat-Kerkük-Erbil-Şam-Tebriz o kadar aittir.
Biz Irak’a kardeşlerimizin derdiyle hemhal olmaya girmeliyiz.
Dert üretmeye değil.
Ve bu anlamda mutlaka girmeliyiz.
Kardeşlerimizle hemhal olmak için birilerinden izin almak zorunda kalmış olsak bile mutlaka bir yolunu bulup hemhal olmalıyız.
Kardeşliğimizi asla toprak parçasına, petrole vesaire menfaatlere tahvil etmeden.
Anahtar cümleyi, Sayın Abdullah Gül ifade etmiştir:
Oradakiler, Arap-Kürt-Türkmen kardeşlerimiz, her gün ölürken biz kayıtsız kalamayız.
Asla da kayıtsız kalamayız.
İşte bizim stratejimizin girizgâhı bu noktadan başlamaktadır. Vesselam.