‘Abdurrahman el-Berrak’tan sonra Suudi Arabistan’daki en büyük dini mercilerden biri olan Abdullah İbn Cibrin de bir fetva yayımladı.
İbn Cibrin fetvasında şu ifadelere yer verdi:
“İslam dini kabirler üzerine yapı inşa etmeyi yasaklamıştır. Kabirlere yapılan binaların yıkımı Allah Resulü’nün (s.a.v.) şu sözü ile emrolunmuştur: ‘Silmediğin hiçbir resim, dümdüz etmediğin hiçbir yüksek kabir bırakma!’ Kabriler üzere bina inşa edilmesinin yasaklanması, haram kılınması anlamına gelir. Bunun nedeni de ölülere ibadet etmeye yol açmasıdır. Nitekim birçok İslam ülkesinde olan da budur. Kabirciler, kabirlerin yükseltilmesi ve üzerlerine yapı inşa edilmesi dolayısıyla aşırı gitmişlerdir. Bu yapıların süslenip renklendirilmesi, üzerlerine yazı yazılıp döşenmesi cahillerin bu ölülerin birtakım özelliklere, fazilet ve şerefe sahip olduğunu sanmalarına yol açmıştır. Bu da cahillerin bu kabirler etrafında tavaf etmesi, bu yapılara sürtünmesine neden olmuştur… Şu halde bu binaların yıkılması farzdır.”
Biliyorsunuz ‘İfrat; Haddi aşmaktır’
‘Tefrit ise: Ortalamanın standardın altında kalmaktır’
Genellikle ilim erbapları, güç ve kuvvet sahipleri, sahip oldukları ilim, güç ve kuvvetin kendilerine sağladığı aşırı güvenle haddi aşarlar.
Daha öncede İbn Cibrin, Irak’ın Samerra kentinde Peygamber’imiz efendimiz (S.A.V)’ın torunlarından İmam Hadi ile İmam Hasan el-Askeri’ye ait türbelerin bombalı saldırı sonucu tahrip edilmesini de övmüş ve bu mekânı “Şiilerin put evi” olarak nitelemişti.
Elbette saf akaidimizi korumak, Âlemlerin Rabb’ı ile aramıza akidemizi bozacak şekilde herhangi bir şeyin girmesine, ancak ilmiyle amil ulemanın, hassas titizliğiyle müminlere yapacakları yol gösterici nasihatle engel olabiliriz.
Ve fakat bindiği araba, sahip olduğu makam, kullandığı marka, yaşadığı semt, sahip olduğu petro –dolarlar, mensup olduğu mezhep, meşrebi olduğu soy, v.s binlerce putla çevrili Suudi hanedanına ait putların yıkımından başlamış olsaydı, küfür milletiyle yapılan savaşta Müslümanların vahdetine sahip çıkmış olsaydı İbn Cibrin, eli-ayağı öpülesi bir ilmi şahsiyet ortaya koymuş olacaktı.
Bu yaşlı adamın fetvasına, mensubiyet atfettiği selefi düşüncesini öne çıkararak hamasetle cevap verecek olanların tefrite düşeceği muhakkaktır.
Bu gün daha temel bir öncelik arz eden ve her mümin için neredeyse farzı ayın olan; Ben Müslüman’ım diyen herkesin etnik kökenine, ırkına ve mezhebi farklılıklarına bakmaksızın birliğini-vahtedini savunmaktır.
Kaldı ki, bu İslam coğrafyasında yaşayan, mazlum toplumun, uğradığı ekonomik, kültürel, siyasi, askeri ve psikolojik zulüm nedeniyle cahil-zayıf ve biçare bırakılmış olması bir mazeret teşkil eder.
Acaba aynı mazeret, putları sayılamayacak çoklukta olan, Suudi hanedanın sofrasından beslenen bilim erbabının var mıdır..!?
Bir Mümin, ne yana dönse Allah’a dönmüş olacakken, neden Kabe’ye yüzünü dönmektedir..!
Bu gün, alemlere rahmet peygamberimiz efendimizin (S.A.V) doğduğu şehirde, sevgilinin evi Kabe’de yaşayanlar(!?) yalnız ve yalnızca yüzlerini ABD’ye dönmekle lat ve uzza putlarını unutturacak bir put dikmiş olmuyorlar mı..!?
Önce, Abdullah İbn Cibrin ve benzerleri u-lema kendi nefislerin putunu yıksınlar.
Allah, aziz milletimizi küfür milletine ve onun uşaklarına karşı muzaffer kılacaktır vesselam.