Ortaklıklar bitip de, ortaklar arasıda münakaşa çıkınca, münakaşa konularından biride sanırım şirket isimleridir.
Mesela Kent ortakları bir birinden ayrıldılar. Ortaklar arasında firma ismi konusunda herhalde münakaşa olmamıştır ki, biri kent diğeri Öz-kent olarak piyasaya çıkmadı.
İsimleri sürdürmenin avantajı olduğu gibi dezavantajları da vardır.
Benim dikkatimi bu hususta çeken tarafların mantıklarıdır.
Bu tür sorunlar hayatın diğer alanlarında da yaşanır.
Örneğin siyasette de benzeri sorunlar yaşanır.
Laiklik konusunda Öz laikler var.
Ya da darbe konusunda öz darbeciler vardır.
Veya bazen isimlendirilmese bile mevhum olarak bu öz ve üvey ayırımı sarahaten mevcudiyetini hissettirir.
Öz milliyetçilikte olduğu gibi.
Öz demokratları da bu arada unutmamak lazım elbette.
Özü bir sözü bir olanlar çoğu zaman öz evlat olduğu halde üvey muamelesine maruz kalır.
Aslında öz-üvey problemi irade dışı bir sebepten dolayı ortaya çıkmıştır.
Baba ölmüştür, anne yeniden evlenmiştir, ya da bunun tersi olmuştur.
Annenin özleri babanın üveyleri olmuştur.
Anne mecburiyetten namus ve iffetini korumak için tekrar evlenmek zorunda kalmıştır. Eğer ikinci eş (Baba) kadının çocuklarını çocuklarından ayrı bir muameleye tabi tutmaya başlarsa ortaya öz-üvey meselesi ortaya çıkacaktır.
Tıpkı bizim Osmanlıdan sonraki durumumuz gibi.
Millet anamız yeni bir evlilik yapmak zorunda kalmıştır.
Yeni devlet babamızdan olan çocuklarıyla eski çocukları arasında baba öz ve üvey ayırımı yapmaya başladığında aile huzuru da ortadan kalkmıştır.
Oysa baba açısından öz veya üvey olan çocuklar anne nezdinde özdür.
Baba bir türlü bu hakikati görmez veya kabullenmek istemez.
Ama gel gör ki, babanın öz evlatlarından çoktur üvey evlatları.
Ve üstelik üvey evlatlar daha gelişkindir öz evlatları ile var sandığı problemler de aralarında söz konusu değildir.
Baba ailede aslında bu konuda yalnızdır ve fakat aile reisi olmanın getirdiği otorite sayesinde bu ayırımını sürdürebilmektedir.
Anne bütün çocuklarına, babanın otoritesini her şeye rağmen sarsmamaları konusunda titizlenir.
Çocuklarda büyüdükçe babanın bu ayırımının gereksizliğinin bilincine ermektedir. Babanın yaptığı ayırımı asla kendi aralarında yapmaz.
Çünkü aile saadetinin ve huzurunun korunabilmesinin yolunu anne hem babanın otoritesini koruyarak ve hem de kendi öz çocukları arasında babanın yaptığı ayırımı yapmayarak öğretmiştir.
Bu paradoksu yaşayan çocuklar ve annedir. Anne ve çocuklar çözüm yolunu üretmiştir.
Baba böyle bir paradoks yaşamamıştır.
Dolayısıyla babanın çözüm yolu bulma şansı yoktur.
Tıpkı öz laikler gibi.
Tıpkı öz darbeciler gibi.
Tıpkı Sayın Baykal gibi.
Tıpkı Sayın Teziç gibi.
Tıpkı Sayın Tıpkı gibi.
Bu paradoksu yaşamayanların çözüm üretme gibi bir şanslarının olması eşyanın tabiatına aykırıdır.